​ Büyük bir futbol adibesinin demodeleşme öyküsü / Spor / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '10

 
Kategori
Spor
 

Büyük bir futbol adibesinin demodeleşme öyküsü

Büyük bir futbol adibesinin demodeleşme öyküsü
 

Her iki takımda bulundukları pozisyonlara uygun bir futbol ortaya koydular. Galatasaray hem kendisinin esas önemlisi rakibinin de ne yapmak istediğini bilen bir oyun ortaya koyarken Beşiktaş gücünün sınırlarını zorlayan, bu maçı kazanmak zorunda olmanın verdiği gerilimle can havli ile mücadele eden futbol sergilediler.

Mustafa Denizli’nin Nobre tercihi bu karşılaşmanın Beşiktaş cephesinden sürpriziydi.

İnsanları şaşırtmayı seven, beklenmedik hamlelerle rakibin taktiksel planlarını alt üst etmeyi tarz edinmiş bir teknik direktörün yapabileceği en radikal oyuncu seçimiydi. Daha geçen hafta Gaziantepspor karşılaşmasında taraftarlarının yüreğini dağlayan kaçırdığı mutlak golün acısı geçmemişken onu sahada ilk on bir de görmek herhalde Rijkaard’tan çok Beşiktaş’ı şaşırtmıştı.

Aynı hamleyi bugün Bursaspor karşısında Daum’dan da bekleyebiliriz, Güiza’yı her şeye ve herkese rağmen sahaya sürme inadıyla.

Dünyanın her yerinde top oynamış ve en zor finalleri yaşamış bir teknik direktör için herhalde Nobre öyle çok da endişelenecek tercih olmasa gerekti. Sorun Nobre’nin mücadelesi, azmi, iyi niyeti, pozisyona girmesi değildi ki; Nobre artık santrafor olma özelliklerini kaybetmeye başlamış bir futbolcuydu. Galatasaray karşısında da bu görüntüden farksızdı.

Mustafa Denizli futbol ilahlarından yeni bir tılsım bekledi ancak olmadı.

Eğrisi doğrusuna geldi gitti denilen maçı Beşiktaş defansında önemli bir yer tutan ve bu karşılaşmada yaptığı tek hata rakibin sayısına dönüşmüş olan Sivok çevirdi.

Ekrem’in sol Tello’nun da ısrarla sağ kanatta oynatılmaları çok ilginçti. Tello’nun sağ taraftan kullandığı serbest vuruşun golle sonuçlanması bir mazeret olarak tanımlanamaz.

Hani son on beş yıldır trafikte olan, önden bakıldığında otomobil, arkadan bakıldığındaysa kamyon özellikli ticari araçlar üretildi ya; adına kamyonet diyoruz; Ekrem de ona benziyor. Otomobil mi, kamyon mu? Defans oyuncusu mu, sağ kanat mı yoksa solda mı oynar? Mustafa Denizli Beşiktaş’ta yepyeni bir araç modelliyor böylece.

Aslında onun ne yapmaya çalıştığını biliyoruz!

60 dakika rakibi uyutacak, yoracak son otuz dakikada aynen Fenerbahçe ile Trabzonspor’a yaptığı gibi vurup kaçacak bir taktiği sahaya yansıtmaya çalışıyor. İşte sezon başından beri bu büyük futbol abidesinin nasıl demodeleştiğini anlatmaya çalışıyoruz.

Beşiktaş’ın bu maçta puan kaybetmeye lüksü var mıydı?

Yarım puana bile tahammülü yoktu. Ancak bir puanı bile ite kaka alabildi. Böyle olunca da büyük bir avantajı kaybetmiş oldu. Bundan sonrası hem daha zor hem daha sıkıntılı ve gerilim dolu olacaktır.

Galatasaray için beraberlik öpüp de başına koyulacak bir sonuçtu. Zaten hem Rijkaard’ın yüz ifadesi hem taraftarın tavrı, futbolcularını şampiyon olarak yanlarına çağırmaları, futbolcuların da önemli bir sınavdan başarı ile çıkmış olduklarına ilişkin duruşları bize bunu anlattı.

Daha fazlasını alamaz mıydı?

Buradan Beşiktaş’ın ipini çekerek de ayrılabilirdi.

Ancak beraberlik için oynadıkları her hallerinden o kadar belliydi ki… Arda topu ayağında tutarak oynamaya çalıştı. Elano rakip kaleyi uzaktan şutlarıyla topa tuttu. Caner de beraberlik kokan taktiğin içinde kendisini ifade eden bir oyun sergileyemedi. Aklı hala Madrid’te kalmıştı. Topal sahada yok gibiydi. Sadece rakibin orta saha gücünü dengelemeye çalıştı durdu. Neill ileri çıkamadı. Balta’nın da fazlasıyla silik olduğunu söyleyebiliriz. Emre çok kritik toplara ayak uzattı. Barış her zamanki gibi agresifti; kırmız kartın kenarından döndü diyebiliriz. Keita, Jo ve sonra da Giovani oyuna girene kadar sahada tek başına takıldı. Keita ile Elano ve Arda arasında görünmeyen bir perde var sanki. Bu durumu ilerleyen haftalarda takip edeceğiz.

Galatasaray çok doğru bir oyun kurgusuyla sahada mücadele etti. Lille karşısında Fenerbahçe böyle oynamış olsaydı maçı kaybetmezdi. Galatasaray’ın defans hattı olsun orta sahanın göbeğindeki oyuncular olsun birbirlerine yakın oynadılar ve birbirlerinin kademelerine girdiler.

Fırat Aydınus’un genel olarak geçen hafta başarılıyla yönettiği karşılaşmanın etkisinden çıkamadığını daha formsuz olduğunu söyleyebiliriz. İkili bir mücadele sırasında Üzülmez’in Keita’nın yüzünde patlayan elini gören yan hakemin birkaç dakika sonra Keita’nın Üzülmez’e attığı dirseği görmemesi çok ilginç iki karar ve görüntüydü.

Bu maçtan önce Manchester City - Liverpool karşılaşmasını izlemiştim. Hakem çok kötüydü. Hakemler ne zaman ceza sahası dışında çaldıkları düdükleri içeride de çalabilme cesareti gösterebilecekler? Duran toplarda ceza sahasının içinde rakip futbolcuya sarılarak savunma yapmak artık nizami mi?

Topun çizgiyi geçti mi geçmedi mi?

Franco'nun bulunduğu yer ve televizyonlarımıza yansıyanlar üzerinden diyebiliriz ki; geçmedi. Holosko çok daha sert vurmalıydı.

İbrahim Üzülmez demişken özellikle Beşiktaş’ın geriye düştüğü anlarda hem yüzündeki ifade hem futbolu, rakiplerine karşı düşmanmış gibi müdahaleleri, hakemlerle diyalogu onu çok itici gösteriyor.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..