- Kategori
- Deneme
Büyümek

Gün geçtikçe sorular artıyor ve kızım büyüyor anne ama ben ona hala büyümek nedir senin gibi anlatamıyorum.
Bu yağmurlu havanın tadını çıkartmak adına kuruluyorum salondaki kanepeye, bir elimde kahvem bir elimde kitabım, suratıma kadar da çekiyorum neredeyse pikeyi ve sonunda sessizlik diyerek okumaya başlıyorum kitabın satırlarını. Daha ilk sayfayı bitirmeden içeriden koşar adımlarla birinin salona doğru geldiğini fark ediyorum. ''Eyvah'' diyorum kendi kendime ''yine başlıyoruz''. Okumaya doyamadığım kitabımı hafifçe eğilerek sehpanın üzerine bırakıyorum ve minik kızımın çığlık çığlığa üzerime atlayışına ''Dur, yavaş, dur'' diye engel olmaya çalışıyorum ama nafile, minik cadıya tabii ki de engel olamıyorum. Ufacık bir hamle ile sığışıveriyor pikemin içine ve meraklı gözlerle o ahiret sorularını sormaya başlıyor yeniden. ''Anne ben nasıl dünyaya geldim?'' Anlatıyorum; birbirini seven iki insan... Anlattıklarımdan tatmin olmamışçasına başka bir soruya atlayıveriyor hemen; ''Peki, babamla siz birbirinizi seviyor musunuz?'' Tabii ki seviyoruz bir tanem... Sorular soruları kovalıyor, ben yoruluyorum ama o bir türlü yorulmuyor. ''Peki, ben ne zaman makyaj yapacağım?'' Büyüdüğün zaman kızım... '' Peki, ne zaman büyüyeceğim?''
Ahh!!! Benim güzel annem, şimdiki aklım olsaydı hiç keyfini bozup da başını ağrıtır mıydım? Gelirdim yanına, kahvenden yudum alışına bakardım, sessizce dururdum öyle, belki sen bile yanında olduğumu anlamazdın. Gerçi küçüklüğün tadı bu olsa gerek, sonrasını düşünmeden kafana estiği gibi hareket edebilmek. Şimdilerde kızım gelip aynı soruları soruyor bana '' Ben ne zaman o olacağım da, ne zaman bunu yapacağım'' ''Büyüdüğün zaman'' diyorum ben de, senden öğrendiğim gibi ama o, bana küçükken hiç sormadığım bir soruyla karşılık veriyor bu defa '' Büyümek ne demek anne, büyümek ne demek?'' Duruyorum bende ve kendi kendime soruyorum ''Büyümek ne demek'' Yıllar öncesi geliyor birden aklıma, seninle birlikte derse girdiğim o ilk gün. Öğrencinin senin sözünü kesip de sırasından heyecanla fırladığı an canlanıyor gözbebeklerimde ve sana bağırışını hatırlar gibi oluyorum.
''Siz hayal kuramazsınız, çünkü siz büyüdünüz. Sanki hiç çocuk olmamış gibi günlerce yolunu gözlediğiniz kırmızı bisikletinizi, ellerinizle uçuruma ittiniz. Unuttunuz çoğu zaman, hatırlamamayı seçtiniz belki de. Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi, nasıl sevdiğinizi... Siz kendinizi bencilliğiniz ile yok ettiniz. Şimdi ise arar durur oldunuz sizi çaresiz bırakanları, bulma ümidiyle attınız belki bütün adımlarınızı ama zaten size direnen ayaklarınıza bu sefer tamamen yenik düşerek, hiç bulamadınız kendinizi bir adım ötede. Hep bir suçlu gözetti o masum gözleriniz, oysa yıllardır dibinizde bir zanlı ile yaşadığınızın farkında değildiniz. Yardım beklediniz sürekli, sanki yardıma muhtaç gibi. Açlığı yaratan siz, açlıktan şikayet eden siz. Savaşı açan siz, savaş meydanından kaçan siz. Uzun zamandır siz kendinizi zıtlıklar ile beslediniz ama bu büyülü dünyanızda sizi siz yapanları zıtlıklara hapsettiniz ve şimdi bu durumdan hiç utanmadan şikayetçisiniz. Kuramadığınız hayallerin ardındaki acıları çocukların renkli dünyalarına enjekte ederek, onları yavaşça acıların susuzluğun, mahkûmiyetin soluksuzluğuna terk ettiniz. Siz hayal kuramazsınız çünkü büyüdüğünüzü sandığınız anlarda ruhunuzla birlikte kalbinizi de yitirdiniz. Zamanın akışında yer edinmeye çalıştınız kendinize. Gözyaşlarınızla, beyazlaşan saçlarınızla tutunacağınız uçurum kenarına, pamuk ipliği ile bağladınız hayatlarınızı. Her an bir telaş ile çarptı kalbiniz; çıkmaz sokakta, duvarın karanlığına sığınmış bir katilin, çocukken bir külah dondurma uzatıldığında çarpan kalbi gibi belki daha da şiddetli. Sevgiye yer açmaya çalışmadınız gitgide yaşlanan hayatınızda çünkü siz hayallerinizi yitirdiniz. Farkındalığınız yok oldu, yavaşça tükettiniz fitillerini size ışık olacak çocukluğunuzun. Parkların, balonların, çikolataların değeri kalmadı gözünüzde. İlk aşkınızı gömdünüz kara toprağa, barış için uçan güvercinleri yumrukladınız, belki de yaşamda tek şansınız olan o incecik zeytin dalını kırdınız göz göre göre ve bir damla bile ağlamadınız. Nefes almayı unutarak başladınız yeni doğan her güne, hücreleriniz şükrün dilini çürüttü bedeninizde, külleriyle bile var olabileceğiniz tesellilerinizi rüzgara teslim ettiniz.'' Ve siz büyüdüğünüzü zannederek çürüyüp gittiniz.''
Kız susuyor ve sınıfa alışılmışın dışında bir sessizlik hakim oluyor. Sana dönüyorum korkuyla ve seni görüyorum, sana bakıyorum. Kızacaksın diye beklerken gözyaşları arasında alkış tutuyorsun, şaşırıyorum. Ve yaşlarını ellerinle dağıtırken karaladığın bir metin alıyorsun eline, okumaya başlıyorsun;
'' Ağlamalarım var benim; acıktığımda, susadığımda, altıma yaptığımda ya da yalnız kaldığımda. Gülmelerim; kurşunsuz kör silahımdır. Sevmek vardır içimde büyüdükçe yok ettiğim, ama yine de en çok özlediğim şey hayallerim... Hayır dedim kulağımda yankılanan acı sözlerin aksine, ben büyümedim; unutmadım, yitirmedim ya da vazgeçmedim. Savaşı çıkartan ben değilim, açlığı yaratan ben değilim. Ben kaybedenim, hata yapanım, susanım, korkup kaçanım. Hayır, öldüren ben değilim, ben ölenim. Ben büyümedim çünkü anladım ki doğmak nedir ya da yaşamak nedir hiç bilememişim. Ağlamalarım varmış meğer benim; acıktığımda, susadığımda, altıma yaptığımda ya da yalnız kaldığımda. Şimdi ise susup göz yumduklarıma, korkup kaçtıklarıma, düşürüp de bıraktıklarıma dönüşmüş gözyaşlarım. Gülmelerim varmış benim; sahte. Sevmek, yok olup gitmiş meğer kalbimden ben büyüdükçe ama en çok özlediğim hayallerim varmış benim. Hayır dedim kulağımda yankılanan acı sözlerin aksine, ben büyümedim.
'' Çok iyi hatırlıyorum anne, o günden sonra bir daha '' Ben ne zaman büyüyeceğim'' dememiştim sana. Hatta keşke hiç büyümesem de hep çocuk kalabilsem diye geçirmiştim aklımdan defalarca. Bu yüzden hep acı duydum büyürken ve şimdi kızım soruyor bana '' Büyümek ne demek anne, büyümek ne demek'' cevaplamıyorum onu. Daha küçük oluşundan istifade ederek oyalıyorum; '' Demek büyümek nedir merak ediyorsunuz küçük hanım'' diyerek kucağıma alıyor ve gıdıklamaya başlıyorum. Yüksek kıkırtılar eşliğinde konuyu değiştiriyorum ama olmuyor yapamıyorum, ben senin gibi bir anne olamıyorum. '' Ne zaman aşık olacağım anne...'' '' Ben çok mu çirkinim?'' '' Ne zaman sevdiğim kadar sevilebileceğim...'' ''Kim gözlerime baktığında bütün dertlerini, kimi koynuma alıp, kiminle evleneceğim...'' '' Gün geçtikçe sorular artıyor ve kızım büyüyor anne ama ben ona hala büyümek nedir senin gibi anlatamıyorum.
TATLI HIRSIZI