- Kategori
- Siyaset
C. Savcılığından “İcazet” istiyorum…

Bilindiği gibi (Bilmeyenler varsa okusun) ülkenin başbakanına ölçüsüz, endazesiz laf etmek “Türk Ceza Kanunu” 125. Maddesi uyarıca “Suç” sayılıyor…
Her ne kadar yasalarda “Başbakana karşı” bir ayrım yoksa da, “Kamu görevlilerine” kaydı olunca, içine elbette Başbakan da girebiliyor.
Yani, başbakanın karşısına geçip, başbakan’a “Başbakan” gibi konuşursanız, TCK 125. Maddesinin içeriği gereği “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı” ha-ka-ret etmiş sayılırsınız…
Ancaaaak…
Başbakan, aynı ifadeleri millete ve belli hedeflere, köşe yazarlarına karşı kullanırsa!..
Yani başbakan: “AK Parti'nin çözüm üreten siyasetinden rahatsızlık duyuyorlar, korkuyorlar. Milletin talepleri doğrultusunda atılan adımlardan rahatsız oluyorlar. Korkakların en büyük özellikle paranoyası barıştır. Kifayetsizlerin en büyük çekincesi demokratikleşmedi. Çapsızların en büyük kaygısı özgürlüklerin gelişmesidir. Çünkü onlar barışı, demokrasiyi, hukuku tehlike olarak algılarlar. Onlar acıları dindirmeyi, çığlıkları susturmayı Cumhuriyet'ten ödün vermek olarak görüyorlar. Demokrasinin gelişmesini istemiyorlar. AK Parti insanımızın gözyaşlarının dinmesini istiyor. Öyleyse terörle pazarlığa oturacaklar diyorlar. Bunların yardakçıları karalama kampanyalarıyla kin ve nefret duygularını tahrik ederek milli birlik sürecini provake etmeye çalışıyorlar. Planlı haberlere, sipariş haberlere kimse itibar etmesin. Bugün "Siyasetçiler ne kadar az konuşursa ülke o kadar huzur buluyor" yazmış. Siz köşe yazarları ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur. Eskiden köşe yazarları haftada bir yazardı. Şimdi her gün yazıyorlar, yarım saatte bir yazabiliyorlar. Sipariş geliyor, yazıyı döktürüyor. O hale geldik. Bunların yaptıkları açık bir tahrik. Bu tezleri ileri sürenler devlet düşmanlarıdır. Bunlar çok partili hayata geçerken de rahatsız oldular. Bunlar Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular. Şimdi 3. Köprü yapılmasından da rahatsız oldular. Dedikodu küçük insanların siyaset yapmasıdır. Korkakların siyasetidir vesvese üretmek. Milletimiz bu oyunlara gelmez. Boşuna uğraşmasınlar. Kimse AK Parti ile milletin arasına giremez. Halkımız kimin ne olduğunu, kimin menfaatleri savunmak için büyük fedakârlık yaptığını çok iyi biliyor. Kimse bizimle Milliyetçilik yarışına, Cumhuriyetçilik yarışına giremez. Vatanseveriz diyorlar icraat yok. Bu vatan toprakları üzerinde bir tek dikili ağaçları yok. Slogan milliyetçiliği yapıyorlar" derse!...
Altını çizerek verdiğim kelimelerin her hangi birini yazılarımızın içinde bulundursak, eminim ki “Suç işlemiş” sayılarak mahkeme huzuruna çıkarız.
Ben, Sayın C. Savcılarımızdan bir icazet istesem… Desem ki: “Sayın Savcılarım… Böyle iken böyle, başbakan, yukarıdaki sözlerle millete ve yazarlara hakaret ediyor, ama isim vermiyor. Biz de isim vermeden, ülke belirtmeden, aynı üslupla yazsak bi şey olur mu?”
Biliyorum ki “Avukatına danış kardeşiiiim…” diyeceklerdir… Benim oğluM avukat, danıştım “Benim ihtisas alanıma girmiyor” dedi…
Daha ne desin ki!...
Ancak bu söylemin içinde bir-iki cümle var ki takıldım doğrusu…
“…Çapsızların en büyük kaygısı özgürlüklerin gelişmesidir. Çünkü onlar barışı, demokrasiyi, hukuku tehlike olarak algılarlar. Onlar acıları dindirmeyi, çığlıkları susturmayı Cumhuriyet'ten ödün vermek olarak görüyorlar. Demokrasinin gelişmesini istemiyorlar.”
Bizim gibi “Çapsızlar” bunları istemiyormuş!…
Küllü yanlış da, şu “…hukuku…” istememe de mi bize ait? İşinize gelmeyen her yargı kararı üzerine “Ya Allah” diyerek biz mi saldırıyoruz?...
Geçtik…
Ortalığa adı ve içeriği ne olduğu belli olmayan bir “Paket” diye bir şey koydun, açtığını söyledin… Açtığın ne ise, sonucunda acıları, çığlıkları susturabildin mi? Yüksekova’dan, Mersin’den, İstanbul’dan ve yurdun birçok yerinden gelen haberleri duydunuz mu?
Geçtik…
Irak’taki Kandil Dağı ve Mahmur Kampı’dan 19 Ekim’de Türkiye’ye giriş yapan PKK’lılar, ilk kez İHD Diyarbakır Şubesi’nde basın toplantısı düzenlemiş…
PKK’lılar adına konuşan biri; bugüne kadar olumsuz bir davranışla karşılaşmadıklarını belirterek, “Amacımız öncelikle batıdaki vatandaşlarla kucaklaşmaktı. Ancak, batıda yaratılan ortam ve kışkırtmalar nedeniyle, süreci tıkamamak için şimdilik batıya açılmayı düşünmüyoruz. Ne var ki son günlerde Kürt halkının siyasi irade olarak kabul ettiği Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik insanlık dışı yaklaşım, çözümü geliştirmek bir yana daha çok çözümsüzlüğü derinleştirmektedir. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü demokrasi ve barışın sağlanmasının olmazsa olmaz koşuludur. Oysa mevcut imha konseptiyle Öcalan’ın yaşam hakkı ciddi bir tehdit altına girmiştir. Bu durum barışı geliştirmek bir yana, toplumu kaos ve kutuplaşmaya doğru sürüklemektedir” diye konuşmuş.
Bu “…Cumhuriyet'ten ödün vermek…” değil de ne peki?
Bunları da geçtik…
Partinizin üyesi, bir zamanların “Kültür” ve “Milli Eğitim” bakanınızın 33 erin şehit olmasıyla ilgili söylemini de mi duymadınız?
Şimdi bakanınız, önceden TBMM Başkanı sıfatını taşıyan kişi “Bayramdan sonra ne Danıştay kalacak, ne Bülent Arınç” derken sizce neyi anlatmak istemiş olabilir?
Bütün bunların hepsi, birer “Eylem” ve “Söylem” olarak Türk Ceza Kanununda SUÇ olarak nitelendiriliyor Bay Başbakan…
Önce siz kapınızın önünü temizleyin…
Çünkü bizler, hiçbir zaman sizin gibi ne konuşabiliriz, ne de yazabiliriz…
İcazet yok yani…
02 ARALIK 2009