Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
51
 

Ç"algı"

Ülkemizde “çalgı” çalmanın meziyetli bir iş olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Küçük yaşlarda öğretilince ileride bir müzik dehasına dönüşmenin işten bile olmadığı bu güzel mecranın gönlümüzde değeri yüksek gibi gözükse de aslında toplumumuzda bir o kadar da baside indirgenmiş durumda. Başta da söylediğim çalgı çalmak eylemi de bu konuda yaptığımız bir basitleştirme örneğidir.

Enstürman bilmenin çalgı çalmak olarak nitelendirildiği bir toplumda harçlığını çıkarmak adına bir takım müzik aletlerini gayet de yetenekli bir şekilde çalan gençleri metrolarda vapurlarda trenlerde görmek normalleşmiştir. İnsanlar kendi evlatları yakınları akrabaları bu “çalgı”ları çaldıklarında övünülecek bir aktiviteye sahip olduklarını ortamlarda eşe dosta anlatarak gösterirler. Yine aynı insanlar metrolarda vapurlarda trenlerde bu tür aktivitelerle karşılaştığında “Ben seni dinlemek zorunda değilim” gibi cümleler sarfetmekten hiç çekinmezler. Yaklaşık on iki yaşında bir çocuğun tabiri caiz ise kemanını ağlattığı bir metroda bir teyzenin yine aynı metrodaki diğer arkadaşının onu bulması için verdiği yer yön zarflarından biri olarak telefonda arkadaşına “Gıy gıy var ya oradayım gel” demesi bu güzel mecranın ne kadar da basitleştirildiğini gözlerimizin önüne seriyor. Teyze yaptığı bu ikilemeyle benim anlatmaya çalıştığım ve bir o kadar üzüldüğüm bu konuyu ve böyle meziyetlerin neden metrolarda vapurlarda trenlerde olduğunu özetliyor aslında.

Ne zamandan beri kemanı böylesine çalmanın “gıy gıy” dan ibaret olduğunu düşünüyorsak o zamandan beri sanatsız kalmışızdır demektir. Ne zamandan beri Ney gibi maneviyatı bizim kültürümüzde yüksek olan bir “çalgı”yı duvara kırkbeş derece açıyla asıp ona masa örtüsü koltuk takımı aksesuar muamelesi gösteriyorsak sanatsız kalmışız demektir. Öyle ki yine bu toplum geçmişinde geyiğin yüreğinin zarıyla kopuzun gövdesini yapmayı başarmışsa , ney’i üfledikten sonra yıkamaya ‘abdest’ demişse biz de bunların üzerine gıy gıy ikilemesini kondurduysak sadece müzik aletlerinin yapımının geliştiğini anlayışımızın gerilediğini düşünmek zorundayız.

On iki yaşındaki bu çocuğun böylesine güzel bir müzik aletinin kutusunu ayaklarımızın bastığı yere koyup içine bir veya iki lira attığımızı görmek için yaptığı bu eylem gerçekten de bir iki liralık bir eylem midir düşünmek zorundayız. On iki yaşında keman çalmanın bu kadar basit olmadığını o yaşta bizim neler yaptığımızı veya yapamadığımızı düşünerek anlamak zorundayız. Mustafa Kemal’e “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” dedirten bu anlayışı geri kazanmayı “Ben seni dinlemek zorunda değilim” düşüncesinden kurtulmayı yine bizden çok,  kimse istemeyecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 71
Kayıt tarihi
: 02.01.19
 
 

Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce İktisat 3.sınıf öğrencisiyim. Düşünce yazıları ve edebi yazılar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster