​ Çağın gizli kanseri yalnızlık / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Çağın gizli kanseri yalnızlık

Çağın gizli kanseri yalnızlık
 

Yalnızlığım Benim Pasaklı Kontesim…

Farkında mısınız, ne kadar yalnız olduğumuzun. Lakin bu yalnızlık öyle şarkılardaki gibi “ kaç kere yıkılıp düştüm yerlere, yalvardım elimden tutan olmadı ” türünden değil. Etraf ne kadar kalabalık olursa olsun, ne bileyim elli kişinin oturup çalıştığı aynı mekânda bile, kendinize beş dakika ayırıp düşündünüz mü? Beyninizin içindeki gerçek yalnızlığın büyüklüğünü, ve teknoloji ilerledikçe bu vebanın daha da büyüdüğünün farkında mısınız? değilsiniz tabii, hiç bunu düşünecek vaktiniz olmadı ki, zaman ayırmıyorsunuz kendinize. Sanal alemde her gün onlarca arkadaş buluyorsunuz, onlarla saatlerce muhabbet ediyorsunuz, daha samimi olursanız telefonlar başlıyor, daha da samimi olursanız yüz yüze görüşmeler, bazen kimimizin kısmeti bile buradan çıkıyor, niye yalnız olalım ki? Tamam kabul, ama bunu vakti olanlar, yapabiliyor. Fazla dünya işi olmayanlar, eli boş gönlü hoş arkadaşlar, ya benim gibi yorgunluktan eve kendini zor atanlar, ya evde onu bekleyen başka sorumluluğu olanlar, ya ders çalışmak zorunda kalanlar, ya hastası, bakıma muhtaç biriyle ilgilenenler, böyle olunca daha farklı durum tabii.
Zaten her şeyden önce bizi “ gerçek yalnızlığa, farkında olmadığımız kanserojen duygu yitimine ” sürükleyen ilk şey teknoloji. Bilgisayar, tv baş rôldeki oyuncular. Biz vazgeçemiyoruz oysa bu oyunculardan. Akşam yorgun argın atıyoruz eve kendimizi, hızlı bir yemek hemen otur karşısına ikisinden birinin. Neden ne oldu? Dur ev ahalisinin halini hatrını bir sor, gününü anlat, onların gününü dinle, paylaş sorununu neşesini, bıkmadın mı, Allah aşkına aynı konuları anlatıp duran, eski Türk filmlerinin, bölümlere ayrılmış(hatta parça parça parçalanmış), artık siyah-beyaz olmayan, olayların bir türlü sonunun gelmediği, aynı eksen etrafında dönüp duran, yeni adı dizi film denen işkence aletlerinden. Hepsinde aynı konu, bir ağa, bir mafya, bir sevgilisi, kavuşamazlar bir türlü. Sana bir şey öğretiyor mu bu diziler, bir şeyler alıp koyabiliyor musun bir kenara, tarihini mi öğreniyorsun, gelenek göreneklerini, saygı göstermeyi mi? Hayır. Kavgacı olmayı, asi olmayı, saygısız olmayı, silah kullanmayı, ahlaksız olmayı v.s kötü ne biliyorsanız ya da bilmiyorsanız bu dizilerden kötü olan ne varsa öğrenebilirsiniz, siz yada çocuğunuz.
Bir akşam deneyin, kapatın televizyonu, ailenizle sohbet edin, paylaşın. Büyükleriniz varsa anne-baba dede-nine onlara bir şeyler sorun, bakın ne güzel sohbetler olacak, onlarda böyle konuşmayı sohbet etmeyi ne kadar özlemişler. Yan yanayız belki ama yıllardır görmüyoruz sanki birbirimizi farkında değiliz. Ne güzel oldu ya, dizinin bir bölümünü izlemeyince hayatınızda hiç bir şey eksilmiyor. Zaten bir dahaki yeni bölümde koltukların yeri ya da rengi değişmiştir sadece göreceksiniz. Devam eden haftalarda iki bölümü daha izlemezseniz tamam, iyileştiniz demektir. Sonraki bölümleri merak bile etmezsiniz. Artık yaşamınızda bir şeyler değişmiştir, kendinizi bulmaya başlarsınız. Dizi saati geldiğinde siz sohbete başlamaya, ya da bir köşeye kaç ay önce ayırdığınız sizi ne zamandır bekleyen tozlanmış kitabınızı okumaya başlarsınız. İçtiğiniz çay, kahve daha keyifli gelmeye başlamıştır. Dizileri izlerken kafamızdan geçirdiğimiz, vakitsizlikten konuşamadığımız bir şeyler kalmamıştır. Bizi öldürmeye çalışan yalnızlığı öldürmüşüzdür.

Bilgisayarlarımız da hayatımıza gerçekten son sürat giren etmenlerden bir diğeri. Belki de artık çoğumuzun tek dostu, yalnızlığını birileriyle sanal da olsa paylaşmaya yarayan tek araç. Ben derim ki kendimizi buna fazla kaptırmaya gerek yok. Adı üstünde sanal yalan ya. Ne kadar tatmin edebilir seni, fazlasıyla diyorsan senin için yapacak bir şey kalmamış demektir. Sohbet için kullanılan programları, gurbetteki sevdiklerimiz, uzaktaki sevgilimiz, yani gerçeklerimiz için kullanalım, bunun dışında zaman geçtikçe orada açılan sayfalar, orada kapanıp gidiyor dostlar.
Yalnızız diyorum, çok yalnız. Bunun farkında bile değiliz. Etrafımız kalabalıklaştıkça biz yalnız kalıyoruz. Duyguların yerini metalar, yorgunluklar, usançlar alıp gidiyor. Durun, yolun sonu geldi. Beynimizdeki bizi öldüren bitiren o sinsi yalnızlığı bulun çıkartın, bize bunu neden yaptın diye sorun.

Bu gidişle sonumuz uzaylı yaratıklar gibi olacak. Hisleri olmayan, karnını doyuran, çalışıp yatan, üreyen ve ölen garip farklı bir uzay yaratığı. Dünyalı uzaylının yeni hikayesi. Her şey bizim elimizde, hayat olmasını istediğimiz gibi oluyor, küçücük bir çabayla, sevdiklerimize ayıracağımız beş dakikalarla yalnızlığımızı, onlarında farkında olmadıkları bu yalnızlıklarını bitirelim. Bizim büyüklerimizden alacağımız, henüz duruyorsa küçüklerimize vereceğimiz çoookkk değerlerimiz var. yeter ki isteyelim.
Sevgiyle kalın, gerçekten yalnız kalmayın…

 
Toplam blog
: 8
: 652
Kayıt tarihi
: 02.03.07
 
 

Kendimi bildim bileli çalışıyorum. İş hayatı zor tabii…Yazmayı çok severim, konuşmayı da :-)) Gün..