- Kategori
- Deneme
Çağları değiştiren yazılar/ Ev

Evle ilgili algılarımızı sorguladığımız zaman hiç de mantıklı sonuçlar ortaya çıkmıyor. Bir defa oturduğumuz evlerin görevi ne olmalıdır? Barınma diye tanımladığımız zaman insanların soğuktan, sıcaktan, dış tehlikelerden korunmak amacıyla içinde oturdukları yapılar anlaşılır. Ama öbür yandan sadece bu amaç için kullanacağımız yapılar neden bu kadar detaylı ve buna bağlı olarak pahalı?
Oturduğumuz evlerin ticari bir meta olarak kullanılması da doğru gibi gelmiyor. Reşat altını mı bu, bozdur bozdur harca. Ev oturmak içindir, alıp satmak için değil.
Zorunlu ihtiyaçların ticaret malı olması yanlış. Kişiler ömür boyu çalışıp bir ev sahibi olamıyorlar; bu nasıl şey!
Sebeplerden ilki ev dediğimiz bugün sadece barınma/korunma amacının çok ötesinde. Bir nevi yaşadığımız yer. Ömrümüzün üçte ikisi evde geçiyor. Allah koca dünyayı boşa yaratmış. İşe gitmesek evden hiç çıkmayacağız. Yanlış bir hayat tabii ki.
Menfaat planlamacılarının bilinçli yanlış algıları bizlere de kabul ettirilmiş; hepimiz evlerimizin mümkünse saray olmasını istiyoruz. “Ama Korkut ömrümüzün çoğu evlerimizde geçiyor. Niye ki, geçmesin! Dünyanın geri kalanı ot yolma çayırı mı? Bir insanın hayatının çoğunluğu evinde geçiyorsa yaşamıyor demektir. Dahası yaşamayı bilmiyor, bilgisi, görgüsü eksik demektir. Özgür ruhlar için dört duvar arası mezardır.
Evlerimizde ne yapıyoruz ki? Daha doğrusu ne yapmıyoruz ki. Dışarıya sadece işe/eğitime gidiyoruz, ara sıra da gezme. Fakir işi yani. Fakirliğin bu yönü kötü zaten, parasız olmanız bir yana, yaşamayı da unutturuyor; ya da hiç bilmiyorsunuz/öğrenemiyorsunuz.
“Evim evim güzel evim” Tembellikten kaynaklanıyor, dört duvar arası ne kadar güzel olabilir ki. Uyku, yemek, temizlik, dinlenme, televizyon karşısında uyuma. Hemen hiç biri hayat değil ve biz günümüzün üçte ikisini bunlara ayırıyoruz. Oysa 6 saat uyku, bir saat yemek, bir saat temizlik, bir saat diğerleri, 15 saat haydi adalara.
Hayat böyle kurgulanınca da evlerimiz ona göre oluyor tabii ki. Kısıtlı imkânlarla hayvan bak, sev, yetiştir. Barınağın kapısı caddeye bakıyor. Hayvan mutsuz, sen mutsuz. Çiçekler duvara tırmanmış, ötesi çatı. Müziğin sesini açsan komşun kapıda beliriyor. Ya bütün bunları dışarıda yapalım, dışarıda. Dışarıda da bizim yaşam alanımız olacak. Yüzünü şelalede yıka, gölün kenarında traş ol, çayırda tavuklarını yemle, kedine mama ver.
Evlerin saray gibi olması neden gerekiyor ki… Boydan boya mutfak olacak… Yemekhane mi burası! Koy çantana kurabiye sıcak sıcak, çayırda ye bayırda ye. Bölüm bölüm tam teşkilat, mağaza dolusu eşya, salonlar, odalar, ah bu modalar, sanki kırk haramiler misafirliğe gelecek.
E böyle olunca noluyor? Nolacak herkesin evi olmuyor tabii ki, olamıyor. Gam değil amcam yapmış, üç kuruş maaşını ver otur. Alt tarafı ev ya, bir ömür boyu bunun için uğraşılır mı? Düzenin sahibi memnun, 100 bine mal edip 850 bine satıyor. Bir de Allah var diyorlar; Allah bunların boynunu koparsın var olduğuna inanıyım!
Ev diye bir şey uydurmuşlar. Dağları, kırları, çayırları size satamazlar değil mi? Bir de evin yerinin paralı olması var, o da ticari meta, dönümü 1 trilyon. Ya benim ülkemin dağlarında ayılar geziyor, iki metre yere dünya para veriyorum. Bazen mezar yeri bulamıyoruz, bulsak da gücümüz yetmiyor. Bizim ülkemizi bize parayla satıyor eşoğlueşekler!
Yeniçağda, kuracağımız düzende ev ve ev yaşantısı ile ilgili algılar tümüyle değişecek. Konut ticari meta olmaktan çıkarılacak. Konumu şekli değişecek. Ev yeri hiç kimseye para ile verilmeyecek. Ve en önemlisi herkesin mutlaka kendine ait evi olacak. 21 yaşına basan her fert yalnız bile olsa ayrı bir evde yaşama hakkına sahiptir (Bkz. Mega Kentler adlı yazımız)
Not: Konutun ticari meta olması konusu tartışmaya açık olup inceleme ve araştırmalarımız devam etmektedir.