​ Cahiliye dönemi Arap Yönetim mantığı-2 / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '10

 
Kategori
Tarih
 

Cahiliye dönemi Arap Yönetim mantığı-2

Mekke’de İstisnai Bir Kurum: Daru’n-Nedve ve Jeopolitika

Bu bölümde jeopolitik bakımdan Orta Arabistan’ın en önemli tarihi, dini ve ticari merkezi olan Mekke’de oluşmuş Arabistan yaşam biçimine göre, gelişmiş istisnai bir yönetim tarzının şahsında şekillendiği Kureyş Kabilesi ve Daru’n-Nedve üzerinde duracağız.

Mekke, 21-30 şimal arzı ve 40-20 şark tülünde, Kızıldeniz sahiline 100 km kadar bir mesafede, deniz seviyesine 360 metre yükseklikte Asya ile Afrika’nın tam hududunda, Sarat dağ silsilesindeki bir gediğin civarında Babilonya’dan ve Suriye’den Yemen Yaylasına, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz sahillerine doğru giden yolların teşkil ettiği bir düğüm noktasının yakınlarında, jeopolitik öneme haiz bir mevkide kurulmuştur.[1]

Dünyanın en eski şehirlerinden birisidir. Mekke miladi üçüncü asra kadar idareyi ellerinde tutmuş olan Curhumi kabilesinin has malı idi. Onların yerine Kahtaniler’den beni Huzaalılara geçti. Mekke’nin ve güney Hicazın hâkimi onlar oldular. Onlar da sırası gelince "Kureyş" lakabıyla tanınan ve bu ismi taşıyan kabilenin atası Fihr’in yedi göbekteki ahfadından Kusay (400–480) tarafından sürüldüler.[2] Kureyş kabilesi[3] Kusay döneminde Mekke’ye yerleşmeden önce yarı göçebe hayatıyaşıyor, Bedeviler bütün göçebe kabileler gibi geçimlerini hayvancılıkla ve çevrede bulunan yerleşik halka ait kervanları yağmalamakla temin ediyorlardı.[4] Ne zaman ki Kusay, Mekke hâkimiyetini ele geçirerek Huzaa kabilesini sürdü ve Kureyş kabilesini Kâbe çevresine yerleştirdi. İşte bu tarihi sahiplenmeden sonra Kureyş’in yıldızı da parlamaya başladı denebilir.

Kusay’ın Kutsal Kâbe’yi yeniden inşa etmesi ve Mekke’nin Orta Arabistan’daki jeopolitik konumu (özellikle ticaret yollarının kavşağında bulunması)[5] ve kabul etmek gerekir ki Kureyş’in ticari dehası, ayrıca zamanın iki büyük devleti (Bizans ve Sasaniler) arasında çıkan savaşlar bir araya gelince Mekke’de çok kısa bir zaman sonra bütün Arabistan yarımadasında sulh ve sükûnu sağlamaya yönelik kabileler konfederasyonu diyebileceğimiz temeli ticarete (Çünkü Mekke tarıma elverişli olmadığı için halk ticaretle uğraşıyordu.) ve ticaret kervanlarını korumaya dayalı bir sosyal ve ekonomik düzen kurulacaktı.[6] Böyle bir sosyal ve ekonomik düzenin kurulabilmesi için bizatihi Mekke şehrinin kendisinin “ sulh ve sükûn” merkezi olmasıgerekiyordu. İşte Kureyş: 1)Kutsal Kâbe’yi bütün Arap kabilelerinin putlarının konduğu bir putlar panteonu haline getirerek, 2)-Kabileler arası savaş ve husumetleri yumuşatarak Arap topluluklarıarasında barışı sağlamaya yönelik haram aylar (Allah’la yapılan sözleşme ) kurumunu geliştirerek[7] ayrıca Mekke’de düzenli kavgasız bir idareyi Daru’n-Nedve yoluyla sağlayarak, Mekke’yi, Arabistan Yarımadası'nın ekonomik dolaşımını sağlayan (Hire’ye karşı), yarımadada yaşayan toplulukları iktisadi, siyasi, dini olarak birbirine bağlayan bir merkez haline getirdi[8]. Böyle bir ekonomik sosyal yapının, düzenin kurulmasına Bizans ve Sasaniler arasında Arabistan ticaret yollarını denetime alma çabalarının katkısı oldu.

Arap toplumları, M.S 6.yüzyılda batıda Bizanslılar, doğuda Sasaniler tarafından saldırıya uğradılar. Bizanslıların müttefiki Habeşler, Hire’yi istila ettiler. Bunu Kinde devletinin yıkılışı izledi. Bizanslılar Gassani’lere Şam’da büyük bir darbe vurdular. Yine Sasaniler Munzır Oğullarının Irak’taki varlığına son vererek Basra Körfezi'nin diğer kısımları üzerinde dolaysız hâkimiyetlerini genişlettiler. Yemen, Sasaniler’in nüfuzu altına girinceye kadar iki imparatorluk arasında paylaşılmak istenen stratejik bir alan olarak kaldı. Durumu daha karmaşık hale getiren sebeplerden bir tanesi de Sasaniler ve Bizanslıların ticaret yolları, özellikle bir taraftan Basra Körfezi yoluyla Irak üzerinden Şam'a ulaşan, diğer taraftan Yemen, oradan Kızıldeniz ya da yarımadanın batısı üzerinden geçerek Akdeniz’e varan Hint yolu üzerinde hâkimiyet kurma çalışmalarıydı. Habeş Kral Naibi Ebrehe’nin (fil yılında) Hicaz'a yaptığı sefer, yarımadanın batısından geçen ticaret yolu üzerinde hâkimiyeti ele geçirme teşebbüsüydü. . Milattan sonra 6.yüzyılda, bu kavgalar sırasında Mekke hem dini, hem de ticari bir merkez olarak aktivitesini genişletti. Özellikle Bizans-Sasani mücadelesi Basra Körfezi'ne gelen Hint ticaret yolunu işlemez hale getirmişti. Saba devletinin Habeşliler eliyle yıkılması ve Kızıldeniz yolunun zorlukları Kureyşlilere yarımadanın batısından geçen ticaret yoluna hâkim olma imkânı verdi. Böylece Arap Yarımadası'ndaki zengin ticaret yolu Kureyşlilerin eline geçmiş oldu.[9]

Bu açıklayıcı olduğuna inandığım kısa bilgilerden sonra Arabistan’daki yerleşik göçebe kabilelerin hepsini ilgilendiren, sosyal ve ekonomik olarak herkese maddi getirisi olan Arap kabileler federasyonu üzerinde durmak önemlidir. Bu bağlamda Mekke’nin ve Kâbe’nin dini ve ticari kontrolünü elinde bulunduran M. Hamidullah’ın deyimiyle “Arap Yaşlılar Yönetimi”nin doğrudan ifadesi olan Kureyş kabilesinin en üst yönetim kurumu olan Daru’n-Nedve’yi anlayabiliriz.

Daru'n Nedve, [10] Peygamberimizin 5. dereceden dedesi olan Kusay tarafından yaklaşık. M.S. 440 tarihinde inşa olmuştur. Kabul etmek gerekir ki Daru’n-Nedve İslam öncesi Arap siyasi kültürünü ve onun yönetim tarzını, mantığını bize aktaran en önemli bir yönetim organizasyonu, siyasi bir kurumdu. Kâbe’nin hemen yanında inşa edilmiş olması, onu kutsal Harem’den ayırt edilemez hale getirdiği gibi, ona dini-kutsal alanı düzenleme meşruiyeti de veriyordu.[11] Mekke'de yerleşik bir hayat sürenlerin toplum yapısı da Bedevîlerinki gibi kabile esasına dayanıyordu. Ancak yerleşiklikten kaynaklanan bazı değişiklikler de yok değildi. Meselâ Mekke’de oturan Kureyş kabilesinde şeyhlik sistemi ortadan kalkmaya yüz tutmuştu. Şeyhe yardımcı olan meclis de farklılaşmıştı. Bedevîlerdeki kabile meclisinin şehirdeki karşılığı olan "mele" burada da mevcut idi. "Mele"[12] her oymaktan önde gelen bir veya iki kişinin oluşturduğu meclisti. Bu meclisin nüvesini Kureyş kabilesini bedevîlikten hadarîliğe geçiren Kusay ihdas etmişti. Dolayısıyla bu, Kureyş'in kabile yapısına hadarîliğin getirdiği bir yenilikti. Bu kurum, siyasi anlamda bir parlamento ve şeyhler meclisi değildi. Ancak önemli işlerde ve ihtiyaç duyulduğunda görüşlerine başvurulan bir danışma meclisi idi. Etkili kararlar oybirliği ile alınıyordu. Mele', çoğunlukla uzun inceleme, düşünme ve görüşmeler sonucu karar verirdi. Bu meclis, yeniliği daha doğrusu mevcut statükoyu bozacak düşünce ve fiilleri kolay kolay kabul etmeyen, aristokrat yaşlılardan oluşuyordu. Mele'nin toplantı yeri Dâru’n-Nedve idi.

Mele', aile düzeyinin üzerindeki ve şehrin tamamını ilgilendiren işlere bakardı, şehrin güvenliğini ve geleceğini ilgilendiren kararlar alırdı, Kureyş'in sevk edeceği kervanın yönünü belirlerdi. Kervanlar Dâru’n-Nedve’nin önünden kalkarlar ve dönüşte burada konaklarlardı. Mekke halkının bu meclisin üyelerinin seçiminde veya tayininde tercih hakları yoktu. Bu yönetim mantığı, Kureyş’in on kolunun liderlerini, hem oligarşik bir bütün olarak bir araya getiriyor, hem de Mekke’nin dini ve ticari konumundan dolayı gittikçe zenginleşen, zenginleştikçe de kabile ve soylarının diğer kabileler üzerinde otoriteleri artıyor ve onları aynı zamanda aristokratik bir sınıf haline getiriyordu. İşte bu aristokratik sınıf Mekke’de kurulan bu oligarşiye zarar verecek dâhili ve harici bütün oluşumlara karşı çıkacak, kendi varlığını ve kurduğu düzenin devamını tehlikeye sokacak bütün sistem karşıtı güçle ya da güçlerle sonuna kadar savaşacaktı. Bunu Kureyş’e sağlayacak ve yapılan çıkışları meşru hale getirecek güç de Daru’n-Nedve’yi oluşturan kurul ve Kureyş kabilesinin Arap kabileleri üzerinde sağladığı siyasi ve ekonomik hegemonya idi.

Daru’n-Nedve her türlü barış ve savaş kararının alındığı, görüşlerin belirlendiği bu meclise Kusay Oğullarından başka, Mekke’deki Kureyş boyalarının kırk yaşından yukarı başkanları katılabilirdi.[13] Mekke’nin tüm siyasi, ekonomik ve askeri olmak üzere bütün önemli işleri bu mecliste görülür, karara bağlanır ve uygulamaya konurdu. Bu konuyla ilgili olarak Mekke’nin en önemli özelliğinin Kâbe ‘den dolayı dini, jeostratejik konumundan dolayıda ticari olduğunu söyleyebiliriz. Kâbe kutsallığı ile tüm Arabistan’ın kabileler konfederasyonu haline gelmesinde birinci derecede rol oynamış, Kureyş, Kâbe’yi bütün kabilelerin putlarının temsil edildiği ve Tanrılık meşruiyetine kavuştuğu putlar panteonu haline getirmek suretiyle, kabileler üstü dini bir nüfuza sahip olmuş, Daru’n-Nedve yoluyla on bakanlık sistemini geliştirerek, Kureyş’in fiziki gücünü bir düzene sokmuş, ona hukuki bir meşruiyet kazandırmış, bu güç yoluyla geleneksel olarak Kusay’ın şahsında dini alanı da düzenleme ve yönetme gücünü ele geçirmiştir.[14]

Kureyş yerleşik hayatta bile kabileciliğe (göçebelik idealine) bağlı kalmasıyla kabilecilik anlayışı ve yaşam biçiminin devam etmesinde ısrar etmiş, bunu diğer kabileler gibi bir ayrıcalık olarak korumaya özen göstermiştir. Daru’n-Nedve ve onun hukuki meşruiyeti ise bunun sağlanmasında Kâbe ile birlikte birinci derecede rol oynamıştır. Böylece Daru’n-Nedve, Kureyş lehine hem kabilecilik ideolojisini ayakta tutarak, hem de Kureyş’in dini, ticari güvenliğini sarsacak, onu yıkacak olan amaçlara karşı olmak ve gerekirse onu ortadan kaldırmak için güç kullanma görevini kendinde görüyordu. Yukarıda anlattığımız, Kureyş’i üstün kılan nedenlerden dolayı da Kureyş’e karşı çıkacak, onun karşısında kendisini Araplara karşı meşru hale getirmiş herhangi fiziki bir güç de o günkü şartlarda yoktu.[15]

Arap Kabile Topluluklarında Güvenlik Merkezli Bilgi Üretimi, Kültürel Kod ve Referans Sisteminin Oluşumu

Her toplumun, kendisini oluşturan bireylerden bağımsız bir belleğe, hafızaya sahip olduğunu biliyoruz.[16] Bir toplum, kolektif belleğine/hafızasına, hayatın tümünü kuşatan ve devamlılık arz eden, iyi kötü bütün tecrübeleri, geçmişte yaşananlarla (toplumsal belleğe kodlanmış referanslarla) kıyaslayarak ve bu kıyasları günlük, toplumu kuşatan problemler üzerine, onları çözmek için sürekli yenileyerek, geliştirerek ayakta kalıyor ve varlığını böylece devam ettiriyor. Bu bilgi üretim sistemi geçmişle ilgili olan ferdi, ailevi ve toplumun genelini ilgilendiren dini, siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel olayları ve bu olaylara karşı doğruluğuna inandıkları ferdi, ailevi ve toplumsal vaziyet alışları –ki bu vaziyet alışlar kendi içinde tutarlı sosyo kültürel ve ekonomik sistemin ortaya çıkmasını sağlar, olayları kavramsallaştırarak onlara mana verir- ve bu vaziyet alışların sonuçlarını bir şekilde dini veya felsefi temeline irca ederek referanslar haline getirip ata, soy, devlet, kağan, asker, aile din vb. gibi ferdin, ailenin ve toplumun hafızasına manalandırılmış yaşamsal tecrübeler olarak kodlar. Toplumların süreklilik kazanan geleneklere, alışkanlıklara sahip olmaları böyle bir geçmiş, tarihi hafızaya sahip olmalarıyla mümkündür. Bu durum bütün toplumların sürekli tekrar ettiği bir fiildir. Böyle bir hafıza yoksa toplum da yoktur. Çünkü toplumun üzerinde yaşadığı coğrafya da o, dost-düşman toplumlarla nasıl bir arada yaşanacağı tecrübesini, o toplumsal hafızadan (bütün toplumsal iyi ve kötüleri kodladığı toplumsal bellekten) öğrenecek ve ona göre problemleri çözme yollarını bularak bunu bir diplomatik vaziyet alış biçimi haline getirecektir. Bu geçmiş tecrübeler, toplumsal hafızaya kodlanmış referanslar, gelecekle ilgili vaziyet alış biçimlerini de düzenler. Özellikle tehlikeler konusunda toplumu uyarır. Fertten başlayarak topluma uzanan bu bilgi üretimi (referanslar yoluyla kavram oluşturma ve toplumsal hafızaya kodlama sistemi) çağdan çağa değişip gelişerek daha rafine hale gelse, getirilse bile, bu durum toplumsal devamlılık için vazgeçilmez sosyal bir kanundur. Çünkü toplumun varlığının devamı ve sürekliliği, bilgiyi üretmeye, kavramsallaştırıp referanslar haline getirip kolektif hafızaya kodlamaya ve buna göre vaziyet alışlar geliştirmeye bağlıdır[17]

Bu manada Arap kabile toplumunun kabilenin devamı için geliştirdiği bilgi üretimine baktığımız zaman, bunun <ı>şairler[18] ve <ı>ensap[19] (soy, şecere) bilginleri tarafından, <ı>Eyyamül-Arap[20] ve bunlarla ilgili <ı>ahbarla [21](haberlerle) sağlandığını görüyoruz. Arap kabilesinin bilgi aktarıcıları olan şairlere ve ensapçılara kabilenin verdiği önem Arap kabile toplumunun içinde yaşadığı sosyal ve siyasi şartların bir sonucuydu. Araplar bir babadan geldiğine inanan insanların meydana getirdiği kabile esasına dayalı bir toplum oldukları için, daha ziyade erkek soyundan gelen akrabalığa (asabiyeye) dayanan kabile de bildiğimiz gibi en önemli bağ, kan bağı yoluyla kurulan bağdı. Ensap bilgisi kendilerini koruyacak ve bir arada tutacak bir devlet otoritesinin olmayışı yüzünden kabile fertlerini birbirine bağlayan, onları ortadan kaldıracak tehlikelerden koruyan ve diğer kabilelerden ayıran bir zırh gibi kabul ediliyordu. Arap kabile toplumunda nesebe bağlılık ve ona duyulan ihtiyaç adeta bugünkü modern insanın devlete ve vatana duyduğu ihtiyaç gibiydi. Asabiyet kabile fertlerine ecdadının şan ve şerefiyle övünmesini, kahramanlarını ve tarihi hadiselerini gururla yâd etmesini, yüceltmesini telkin ediyor, bu duygu ise insanları nesebini öğrenmeye sevk ediyordu. "Nesep şecerelerinin muhafaza edilmesi" şeklinde tanımlanan ensap ilmi, şecerede adları geçen kişilerle ilgili birçok tarihi malumatı da bir araya getiriyor, böylece kabile içi bilgi üretimi ve bilginin devamlılığı sağlanmış oluyordu. Ensapçılarla birlikte şairler, şiir yoluyla bu bilgi üretimine katkıda bulunuyorlar, şairler şiirlerinde kabilenin mazisinde cereyan eden olayları şiir, ahbar tarzında anlatıyor, şiirin belli başlı mevzuları olan <ı>Fahr[22], <ı>Medih[23] , <ı>Risa[24] ve <ı>Hiciv’in[25] ana unsurları kabilenin mazisi ile ilgili bilgileri aktarıyordu.

Onun için de cahiliye devrinde ahbar ve kıssalar anlatmak kabile içinde bir meslek haline gelmişti.Böylece toplumsal hafıza bu ahbar ve kıssalarla sürekli yenileniyor, nesilden nesile kabileyle ilgili bilgiler referanslarıyla birlikte (dost ve düşmana indirgenerek) kolektif hafızaya kodlanıyordu. İşte bu hafızaya kodlanmış referanslar arasında en önemli yeri Kahtaniler/Güney Arapları, Adnaniler/Kuzey Arapları veya bunların kolları arasında cereyan eden savaşları anlatan Eyyamül-Arap‘la ilgili bilgilerdi. Kabileler arasında cereyan eden savaşlar şairlerin şiirleri, ensapçılar ve ahbarcılar yoluyla (Bazen her üç özellik bir kişide de toplanıyordu.) anlatılıyor, kabile içi dost-düşman kavramları ve bu kavramlara yüklenen manada vaziyet alışlar devamlı kabile tarafından nesilden nesile aktarılıyordu. Kabilede bilgi üretimi mazi ve anla ilgili olarak şairlerin şiirleri ve ensapçılar yoluyla kabilenin soy ve şerefçe diğerlerinden üstünlüğü, töreler, asabiyet, kabilenin savaşlarda kahramanlığı merkeze alınarak anlatılıyordu. Bu kavramların içeriğine baktığımız zaman, hemen hepsinin çöl bağlamında kabilenin güvenliğini devam ettirmek amacını güttüğünü, bilgi üretiminin kabilenin güvenliği üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Çünkü çölde bir kabile (daha önceki alt başlıklarda anlattığımız gibi ) ancak kabile çerçevesinde, kabileye yüklenen manalara sıkı sıkıya bağlı kalarak (kabileyi bir put haline getirerek )varlığını devam ettirebilirdi. Bu kavramların kabilece manası kendi kabilelerinden soy ve şerefçe daha üstün bir kabile tanımama esasına dayanıyordu. Örnek verirsek Kureyş soyca, şerefçe, kahramanlıkta ve güçte (kabile değerlerinin bütününde ) en üstün kabile ve soyun kendisi olduğuna inanıyordu. Bunun gibi Arabistan’da yaşayan bütün kabileler, kendilerinin diğerlerinden üstün olduğu bir kabile kültürünü sürekli üretiyor, toplumsal hafızayı bu değer ve pratiklerle besliyorlardı.

Yerleşik ve Göçebe Arap Toplumunda Görev Belirleyici Güçler ve Rol Dağıtımı

Daha önceki alt başlıklarda ortaya koymaya çalıştığımız gibi yerleşik/göçebe Arap kabile toplumunda kabile adına görev belirleyen güç; 1-Yerleşik Mekke toplumunda Daru’n-Nedve ve burayı yöneten kabile reisleri mele üyesi yaşlılar. 2-Göçebelerde ise yine kabile adına misyon belirleyen güç yaşlılar meclisiydi. Bu belirlemede reisin herhangi bir şekilde yaptırım gücünün olmadığını biliyoruz. Yerleşik veya göçebe Arap toplumunda "ceza ve mükâfatı yalnızca kabile meclisi verirdi."[26] Toplumsal rol dağıtımına gelince bu biraz da şehir ve çöl şartlarının kendi özel durumundan kaynaklanıyordu. Çölde kabile fertlerinin / bedevilerin birinci görevleri kabilenin güvenliğini korumak ve bunun için gereken role uygun davranışlar geliştirmekti.[27] Bunların başında kabilenin yiyecek giyecek işlerini garanti altına almak için deve ve at beslemek, bunlar yeterli olmadığı zaman komşu kabilelere saldırarak ihtiyaçlarını onların sahip olduklarından temin etmekti. Bunun için de kabilenin savaş kabiliyetini geliştirecek askeri kültüre önem vermekti. Bu nedenledir ki bir Bedevi iyi bir savaşçı olmak zorundaydı. Çöl ortamında yaşamanın en emin yollarından birisi kabile asabiyeti ile birlikte iyi bir savaşçı olmaktı.

Şehirde yaşayan yerleşik kabilelere gelince bunun en gelişmiş örneğini Arabistan’da Mekke ahalisini oluşturan Kureyşliler meydana getiriyordu. Bunların ise en önemli görevleri şehrin güvenliğini sağlamak için askeri kabiliyetleri Bedevi değerleriyle geliştirmek ve sürekli kabile dinamizmini ayakta tutmak olduğu kadar bununla birlikte diğer görevleri de ticaret yapmaktı. Mekke’nin daha önce ortaya koyduğumuz dini, tarihi ve jeopolitik öneminden dolayı Kureyş kabilesinin çoğunluğu ticaretle uğraşıyor, ticaretten elde ettikleriyle Araplar üzerinde hatırı sayılır hegemonik bir güç haline geliyorlardı.

Sonuç:

Cahiliye dönemi Arap yönetim mantığını coğrafi olarak Orta Arabistan, jeopolitik ve toplumsal merkez olarakta belirleyici bir fonksiyona sahip olduğu için Mekke merkezli olarak ele aldık. Ve gördük ki cahiliye dönemi yönetim anlayışı coğrafi şartların zorlamasıyla birlikte kabile tarzında bir arada bulunmanın sonucu olarak kabile töresinden başka otorite tanımayan bir yönetim anlayışına ve vaziyet alış biçimine dayanmaktadır. Ayrıca bu yönetim anlayışında kabilelerin güç ve itibarlarına göre İdari ve ticari gelenekleri belirleyen hiyerarşik bir yapıyı inşa ettiklerini de görüyoruz. Bu duruma en iyi örnek olarakta Kureyş kabilesini verebiliriz.

Yine bu araştırmanın en önemli sonuçlarından birisinin kabile mantığıyla asla “Devlet” dediğimiz büyük bir organizasyonun kurulamayacağını ortaya koymuş olmasıdır. Ayrıca kabile asabiyesi üzerine yaptığımız değerlendirmeler, Hz. Peygamberin vefatından hemen sonra iktidar üzerine başlayan kavgaları ve üç tane halifenin katliyle neticelenmiş iç çekişmeleri ve bu kavgaların üzerine kurulduğu mantığı da açıklamaktadır. Bilindiği gibi bu kavgalar sonucunda siyasal egemenlik kabile asabiyesine dayalı bir iktidar anlayışını savunan “Emevi” yöneticilerin eline geçmiştir. Böylece daha sonraları oluşan siyasi vaziyet alışları ve iktidar biçimlerini de etkileyen bu durum Kur’an’dan ve sünnetten “dini deliller” bulunarak meşru hale getirilmek suretiyle kabile boyutundan hanedan içi tasfiyelerle devam eden bir yönetim anlayışına dönüştürülmüştür. Bu durum daha sonraları İslam yönetim anlayışının hanedan yönetim anlayışına dönüşmesinin siyasal sebeplerini olduğu kadar toplumsal arkaplanını da açıklamaktadır.

Dipnotlar :


[1] H.Lammens, <ı>Mekke, İA. C.7.s.632; ayrıca bkz: Yaşar Çelikkol, <ı>Cahiliye <ı>döneminde Mekke(M.400–600=yılları arası) Mekke’nin Fiziki. Etnik, Dini ve İdari Yapısı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış doktora tezi, Ankara–2002

[2] Harun Han şirvani, <ı>İslam’da siyasi düşünce , Çev.Kemal Kuşçu, Nur Yalınları., Tarihsiz. Ankara. s.25, Ayrıca Kusay hakkında geniş bilgi için bkz; G.Levi Dalla Vida, <ı>Kusay, İA, C.6, s.1028–1029; F.Krenkov, <ı>Huzaa, İA, C.5/1, s.622–629;Ahmet Önkal <ı>Huzaa, TDVİA. C.18, s.431–433

[3] Kureyş kabilesi ili ilgili bkz. H.Lammens, İA, C.6s.1014–1019;İbrahim Sarıçam, age, s.33–54, Lewis; Kureyşin yerleşik hayatta iken bile göçebelik idealine bağlı kaldığını söyler, bkz, <ı> age, s.34

[4]31 İbrahim Sarıçam, <ı>age, 22–23

[5] Bu konuda bkz:Faruki, Faruki ;age, s..46(Harita .6) Arap deniz aşırı ticareti ve bu ticaret yolunun kızıl deniz marifetiyle Akdenize ulaşan yol güzergahı ve genişliği için bkz:age, s.52 (harita 7); ”Kuran’ı Kerim’de de ifade edildiği gibi Kureyşliler yazın Suriye’ye.kışın da Yemene iki büyük ticaret seferi düzenlerlerdi” (kureyş106/14) Bu büyük kervanlar Mekkeli tüccar ve sermayedarların oluşturduğu bir komisyon tarafından idare ediliyordu.Bu ticaret yolu , Yemendeki sana şehrinden başlar ve kuzeye doğru yol alarak Taif üzerinden Mekke’ye varırdı.Mekke’den Yesrib’e oradan da Hicr, Tebuk, Maan, Uman, Basra yoluyla Dımaşk’a ulaşırdı.Mekke’den çıkan bir yolda Bedir’den geçer ve Akabe körfezindeki Eyle’ye uğrar;buradan Maan Mute yoluyla Dımaşk’a veya Sina üzerinden Mısıra giderdi.Yine Mekke’den başlayan bir başka yol kuzey doğu yönünde ilerleyerek Hire’ye , daha doğudan geçen ve yine kuzeye çıkan ikinci bir yolda Rumma vadisi-Basra körfezi üzerinden İran’a, Başka bir yol ise Taif’in güneyindeki Tebale’den doğuya yönelip Devasir vadisi üzerinden Bahreyn’e giderdi.Eskiden ticaret daha çok deniz yoluyla yapılıyordu.Hindistan’dan yemen kıyılarına deniz yoluyla gelen mallar buradan, Sana’ya veya Me’rib’e götürülür, oradan kervanlarla Suriye, Irak, Mısır Akdeniz ülkelerine ulaştırılırdı.Doğu mallarını Mezopotamya, Suriye ve Mısıra götüren tüccarlar buradan aldıkları eşyayı da yemene getiriyorlardı.Kureyş kervanları Yemen’den parfüm, zamk, işlenmiş kereste, fildişi, abanoz, kaplan postu, işlenmiş deri , altın, mücevher, akik, un, ipekli dokuma , çeşitli madenler , silah ve baharat alırlardı.Bunların bir kısmı Yemen de üretilirken bir kısmı da Endonezya, Hindistan ve Çin’den getiriliyordu.Özellikle parfüm Akdeniz ülkelerinde çok rağbet görüyordu.Mısır.Dımaşk ve Basra’dan dönen kervanlar ise buğday, zeytin, zeytin yağı, bakliyat, ipek kumaş ve kapkacak getirirlerdi.Cidde limanı Mekke Habeşistan ticaretinde önemli rol oynardı.Habeşistan ve Bahreyn den dönen tüccarlar;fildişi, mercan, inci, dokuma, altın , gümüş, getirirlerdi.Dımaşk ve buradan Suriye’ye giden Arap tacirler belirli pazar yerlerinde konaklarlar ve alış veriş yaparlardı.Önce Eyle’ye oradan da Gazzeye giderek Akdeniz tüccarlarıyla buluşurlardı.Bazı tüccarlarda buradan Busra’ya giderlerdi.”Abdülkerim Özaydın, <ı>Arap, TDVİA, C.3.s.323-324;Tabiidir ki Cabiri’nin de isabetle ortaya koyduğu gibi bütün bu ticari faaliyetlerde , bölgesel ve milletler arası etkinliklerde aslan payı Kureyş’in oluyordu.Bkz:Muhammed Abid Cabiri, <ı>İslam’da Siyasal Akıl, Çev.Vecdi akyüz, Kitabevi Yayınları., İstanbul-1997.s.201

[6] Kusay’dan sonra bu konfederasyonu gerçekleştiren kişi ise Haşim İbn Abdumenaf İbn Kusay idi.(ö.M.S.524)Kureyş kabilesi adına Sasaniler, Himyeriler, Habeşliler, Bizans İmparatoru 1.Leon ve Gassani Meliki ve diğer devlet ve bazı kabilelerle diplomatik ilişki kurarak Kureyşli’lerin serbestçe ticari seyahat yapmalarını sağladı.O, Mekkelilere silahlı koruma(hafara) sağlayan diğer Arap kabilelerini de yeni oluşan ticari teşkilatlanmaya dahil etti .Sonuçta ortaklık (mudarebe) Kureyş tüccarını bir bütün ticari güç halinde birleştirdi.Böylece iflasların sebep olduğu intiharlar(i’tifat)önlendi.İlaf ve hafara kanalıyla coğrafi Pazar genişlemesinin yolunu açtı.Ve tam bir ticaret ekonomisin Arabistan yarımadasına özgün temelini attı.Arap ticari kültürünü bir arada tutan bu ittifaklar ve ortaklıklardan oluşan konfederasyona dahil olmamış her hangi bir kabile ile de Hilf ittifakı geçerli idi.Böylece tüm Arabistan yarımadasında yaşayan kabileler, bir şekilde bu ticari ortaklık ve ittifaklar zincirine dahil edilmiş oldu.Böylece o geleneksel kurumları yenileyerek harekete geçirdi.Arap ticareti Mekke’nin öncülüğünde Suriye, Irak, Yemen, Habeşistan gibi uluslar arası pazarlara ve kızıl deniz yoluyla dünyanın diğer pazarlarına ulaştı.Bkz.Dabaşi, <ı>a.g.e., s.54-55, Ayrıca Haşim için Bkz;İbrahim Sarıçam, <ı>Haşim b.Abdumenaf, .TDVİA.C.16, s.405-406

[7] Muhammed Hamidullah, <ı>İslam’da Devlet idaresi, Çev. Hamdi Aktaş, Beyan Yayınları, İstanbul–1998, s.68

[8] Mekke’nin en önemli kentsel rakibi Hire idi, 580 tarihi civarında Mekke; Hire’ve Hire’nin orta Arabistan’daki rakiplerine karşı Ficar savaşlarını başlattı. Bu Savaşlar sonunda Hire’nin düşmesi Orta Arabistan’da Mekke’nin hâkimiyetiyle son buldu. Bkz. Hamit Dabaşi, <ı>İslam’da Otorite, Çev. Süleyman Gündüz, İnsan Yayınları, İst–1995, s.56;Hire hakkında geniş bilgi için Bkz: Hüseyin Ali el-Ed-Dakuki, <ı> Hire, TDVİA. C.18, s.122–123;Neşet Çağatay, age, s.65–76

[9] Abdülaziz Duri, <ı>İslam İktisat tarihine giriş, Çev Sabri Orman, Endülüs Yayınları, İstanbul–1991, s.19–20

[10] Daru’n-Nedve ile ilgili olarak bkz: E.Ruhi Fığlalı, <ı> Daru’n-Nedve, TDVİA, C.8, s.555–556;T.H.Weir, <ı> Daru’n-Nedve, İA, C.3, s.492–493, Muhammed Hamdullah, <ı> İslam müesseselerine giriş, Çev. İhsan Süreyya Sırma, Beyan Yayınları-İstanbul-1992s.45–49.

[11] Hamid Dabaşi<ı>, age, s.51–52

[12] Bilindiği gibi Kureyş aristokrasisi Arap kabile geleneklerini göz önüne alarak Kan davasından korktuğu için Hz. Peygamberi hep birlikte öldürme karanını bu meclisin meşruiyetine güvenerek almıştı. Bkz.Fiğlalı, <ı>age, s.55, ayrıca; İbrahim Çelik, <ı> Kur’an’da Mele’ terimi Peygamberler ve Onlara Uymak İstemeyenler, UÜ İFD, C.1 S.1, s.75–83

[13] Mekke’nin hakimi Kureyş kabilesi on sülaleden meydana geliyordu.Bunların başında ise birer reis bulunuyordu.İşte Daru’n-Nedve’yi idare eden bu on kişi idi.M.Hamidullah bu on kişinin yönetimine on vezirden teşekkül eden “on bakanlık sistemi” demeyi tercih etmektedir.Bkz. İslam Tarihine Giriş, Beyan yayınları, s.39Bu on sülale ise şunlardan meydana geliyordu.<ı>Haşim, Ümeyye, Nevfel, Abdüddar, Eset, Teym, Mahzum, Cumah, Sehm Oğulları, .İslam öncesi şehir devleti ile ilgili geniş bilgi için bkz. Hamidullah, <ı>İslam Peygamberi, Çev.Salih Tuğ, İrfan Yayınevi, İstanbul-1993, C.11, s.837-870

[14] Kureyşin dini alanı düzenleme hakkını kendinde görme mantığı Emevi ve Abbasiler döneminde itikadi mezheplerin ortaya çıkmasına sebep olacak ve onlardan devralınan bu gelenek, onlardan sonra gelenlerin asla vazgeçemeyecekleri siyasi bilgi ve politik pratikler olarak Müslüman yöneticilerin hafızalarına kodlanacaktır. Böylece dinin devletin kontrolünde siyasi iktidarı meşrulaştıran bir araç olarak kullanılması dönemi de başlamış olacaktır. Bu konuda bkz: Muhammed Abid Cabiri, <ı> İslam’da Siyasal Akıl, Çev. Vecdi Akyüz, Kitabevi Yayınları İstanbul–1997 [15] Bilindiği gibi İslam’ın bir din olarak Araplara gönderilmesiyle birlikte Kureyş daha önceleri “Emin” dediği bir insana karşı çaresiz kalıpta teslim oluncaya kadar savaşanların başını çekmiş, İslamı ve peygamberini ortadan kaldırmayı amaçlayan bütün organizasyonlar Kureyş tarafından planlanmış, sonuna kadar savaşmış, bu yüzdende İslama en son giren kabilelerden birisi olmuştur.

[16] Toplumsal ve kültürel bellek konusunda bkz:Jan Assmann, <ı>Kültürel Bellek/Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve politik Kimlik.Çev.Ayşe Tekin, Ayrıntı yayınları, İstanbul-2001;Şerif Mardin, <ı>Kolektif Bellek ve Meşruiyetlerin Çatışması(Abel, Arkoun, Mardin, <ı>Avrupa da Etik, Din ve Laiklik Kitabı içinde)Çev.Sosi Dolanoğlu, Serra Yılmaz, Metis Yayınları., İstanbul-1995, s.8-14 , ayrıca bilginin nasıl üretilip bir iktidar aracı haline geldiği ile ilgili olarak bkz:.Hüsamettin Arslan, <ı>Epistemik Cemaat/Bir BilimSosyolojisi Denemesi, Paradigma yayınları., İstanbul-1992

[17] Açıklamaya çalıştığımız bu hassasiyet ve vaziyet alış tarzına toplum gibi devlet aygıtı /siyasal sistemde sahiptir.

[18] Araplarda şair ve şiirle ilgili özet bilgiler için bkz: Nihat M.Çetin, <ı>Arap(edebiyat bölümü), TDVİA, C.3, s.286 vd; Ayrıca eski Arap şiirinin klasiklerinden Muallakat ile ilgili Bkz: İmriül Kays<ı>, Muallakat (yedi Askı)Çev. Şerafettin Yaltkaya, MEB, yayınevi, İstanbul–1989

[19] Mustafa Fayda, <ı>Ensap, TDVİA, C.X1, s.244–248. ”Ensap ilmiyle meşgul olanlar aynı zamanda şiir, Eyyamü’l-Arap ve Ahbarla da ilgiliydiler”(s.245)

[20] Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşları ve bu savaşların Kabile mantığı açsından çıkış sebepleri üzerine Bkz: Mehmet Ali Kapar, <ı>Eyyamü’l-Arap. TDVİA, C.X11, s.14–15;Bkz: Ali Rıza Yenice, <ı>Cahiliye Döneminde Kabileler arası Kan Davaları, Marmara Üniversitesi, Türkiye Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek lisans tezi. İstanbul–1994

[21] Nihat M.Çetin, <ı>Ahbar, TDVİA, C.1, ., 486-489

[22] Örnek olarak “<ı>Fahr” la ilgili vereceğimiz şu kısa bilgi bile, kabile ile ilgili bilgi üretiminin şiirin bir dalında nasıl ifade edildiğini bize göstermektedir. ” sözlükte övünmek anlamına gelen <ı>Fahr kelimesi, edebiyat terimi olarak şairlerin kendilerinden, kabile soy, sop, hasep, nesep, inanç, din, mezhep, meşreplerinden edebi ve siyasi güçleriyle şiirdeki ustalık, yetenek ve faziletlerinden hatta kılıç, zırh, at ve özellikle deve gibi şahsi mal ve eşyalarından veya uzun ömürleriyle hayat tecrübelerinden övünerek söz ettikleri şiir terimini ifade eder. Eski Araplarda şan ve şereflerini korumak, mazide başardıkları büyük işlerin unutulmasını önlemek, bilgi adet ve geleneklerini muhafaza etmek, tarihi menkıbeyi rivayetlerini yaymak şairin görevlerinden addediliyordu. Bkz: İsmail Durmuş, <ı> Fahr, TDVİA. C.X, s.79

[23] <ı>Medih; bir insanı veya nesneyi yahut eylemi üstün bir özelliği dolayısıyla övme anlamına gelmektedir. Bkz. Mustafa çağrıcı, <ı> Medih, TDVİA, c.28, s.304–305

[24] <ı>Risa; ölenin iyiliklerini anıp ağlamak, onun hakkında ağıt söylemek anlamındadır. Bkz. M. Faruk Toprak, <ı> Risa(=mersiye), TDVİA, C.29, s.215–21

[25] <ı>Hiciv; Bir kişinin veya toplumun ayıp ve kusurlarını sayıp dökmek, yermek anlamında kullanılmaktadır. Bkz. Orhan Okay<ı>, Hiciv, TDVİA, C.17, s.4

[26] Mustafa Fayda, <ı> Bedevi, TDVİA. C.V, S:314

[27] Bedevi, topluma dışarıdan gelecek tehlikelere karşı daima hazır olma gereğini telkin eder. Kendisinden olmayana güvenmemeyi öğretir. Onun için bedevi ne kendisini ne ailesini nede kabilesini hiçbir zaman emniyette hissetmez; yaşamak için kendisinin ve kabilesinin gücünden başka bir şeye güvenmez, kendisini savaşçı ve cesur olmaya mecbur hisseder, bu sebeple ata ve deveye binmeyi, silah kullanmayı çok iyi bilir ve her an savaşa hazır durumdadır. Esasında bedevi toplumu (kabile değerleri çerçevesinde- T.Ş.) birbirine sıkı sıkıya bağlanan kendisine aşırı derecede güvenen mahrumiyete dayanıklı olan fertlerden meydana gelir. M.Fayda, <ı>agm, s.314

 
Toplam blog
: 30
: 3349
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

Çorum doğumluyum, üniversite mezunuyum... tarih, felsefe, sosyal psikoloji, soyoloji,  din. ve si..