- Kategori
- Pazarlama
Call Center tacizi

Keşke taciz etmeden işlerini yapsalar
Telefon gene o bankadan. Üç günde bir aramasalar, hatırım kalır.
“Fişmekan bankasından arıyorum… Adım filanca… Hilmi Köksal Alişanoğlu’yla mı görüşüyorum?”
“Ta kendisi…”
“Efendim, konuşmalarımız kayıt altında alınmaktadır. Güvenliğiniz için annenizin evlenmeden önceki soyadının birinci ve ikinci…”
Sözünü kestim.
“Benim annem hiç evlenmedi ki…”
Böyle bir karşılık beklemiyordu, abandone olmuş gibi bir müddet hiç sesi çıkmadı…
“Ama beyefendi…”
“Şaka yaptım. Annem evlenmemiş olsa, ben nasıl doğarım, değil mi!”
“Keh keh!” diye zoraki güldü.
Azıcık laubalilik yapmaya gelmiyor, bundan cesaret aldı, aynı cümlesine yeniden başladı…
“Annenizin kızlık soyadının…”
“Söylemiyorum.”
“Niye beyefendi?”
“Yahu biliyorum, reklam yapacaksınız, sizi dinlediğime şükretmiyorsunuz da…”
“Peki efendim, güvenlik sorusunun cevabını almadan devam edelim o halde… Bankamız…”
Konuştu, konuştu, konuştu… Yıllarca ekmeğimi benzer bir işten kazanmış olmanın yüzü suyu hürmetine katlanıyordum. Önündeki kâğıttan okuyordu besbelli. İnişli, çıkışlı, acayip bir tonlama. “İstanbul’dan gelip Trabzon istikametine gitmekte olan Sürmene Birlik yolcuları, kaptanınız yarım saat…”
Bire bir o anons. Kelimeleri duymasanız, çiş ve çay molasına çıkabilirsiniz… Araya girdim:
“Bir şey rica etsem… “
“Tabii, buyurun!” dedi.
“Bolu Dağı Ulusoy tesisleri anonsçusu gibi konuşmasanız…”
“Tabii efendim,” dedi.
Bu defa Çarşamba Kamil Koç tesisleri anonsçusu gibi sürdürdü. Bana bir kredi kartı vermek istiyorlarmış. Çok değerli, itibarlı, entelektüel, yakışıklı müşterilerine verdiklerinin aynısından…
“Lazım değil,” dedim.
Hayal kırıklığına uğradı. Kartın faziletlerini saydı da saydı. Bir tek “Bunu aldığınızda Umre’ye gitmiş kadar sevaba girersiniz, bu kart cebinizde olsun, dualarınız iki misli sevap yazar… Nazara, uğursuza, cenabete, bedduaya karşı korur. Zihin açıklığı verir, yolunuzu açık eyler, şifa verir, ölmüşlerinizin mekânını cennet eyler…” diyecekti galiba, sözünü kestim.
“İstemiyorum, arkadaşım.”
“Niye beyefendi?”
“Lazım değil. Bankanızdan başka bir kredi kartım var. Hem de ben mevcut kredi kartlarımdan kurtulmaya çalışıyorum, yenisini asla almam.”
“İyi de bu kart…”
Başka faziletlerden bahsedecekti.
“Almayacağım kardeşim. Yaptığın işe hürmeten dinledim, sen de bana hürmet et, konuşmayı bitir.”
Yok, adam yapışkan, sabırlı bir dinleyiciyi bulmuş, ısrar edip duruyordu.
“Şimdi,” dedim sabrımın son durağına gelince, “Üçe kadar sayacağım… Sonra da telefonu kapatacağım. Yüzüme kapadı demeyesiniz diye sayıyorum ha… Bir, ki, üç… Huop!” dedim, kapattım.
Bankacı muhtemelen şöyle bir anons duymuştur: “Aradığınız şahıs telefonunu kapatmıştır ve bir ay boyunca bir daha açmayacaktır.”
Acaba Call Center’larda çalışanlar bu kadar yapışkan olmadan işlerini yapamaz mı? Azıcık adab-ı muaşeret çok mu zor?