- Kategori
- İnançlar
Cam parçaları ve kozalaklar

Her bakımdan yok olan bu dünya, bu gerçekten mahrum olanlara sanki hakikaten varmış gibi görünmekte, bu hayal ve aldatmacası ile de beşeriyatı büyük bir maksat sapmasına itmektedir. Hayal ile gerçeği karıştıranlar böylece gerçek maksadı olan kulluk vazifelerinden sapmakta, çok kısa ve geçici bir hayale aldanarak dünyanın alçak zevklerine dalmaktadır.
Şüphesiz ki bu aldanışın ilk basamağı aşina olduğumuz görme duyumuzdaki yanılma ile başlar. Baktığı zaman dışarıda gördüğü zannettiği görüntünün yani hayalin aslında beyninde olan bir resimden ibaret olduğunun bilincinde olmayanlar böylece görüp dokundukları, duydukları, tat aldıkları her şeyin dışarıda var olduğunu, maddesel bir varlık olduğunu sanmaktadır. Oysa ki bu konuda görme hususunda gözün inceliklerine vakıf olan bir göz doktorundan bilgi alınsa ya da bu konuda bilimsel bir araştırma içerisine girilse işin hakikati su yüzüne çıkacaktır. Bu konuda bilimsel verilerden bir kısmını açıklamak uygun olacaktır. Önce gözün görme konusunda ne gibi etkisi olduğuna kısaca değinelim.
İnsan yaşamının başından itibaren içinde yaşadığı maddesel dünyanın kesin bir gerçek olduğuna şartlanmıştır. Bu şartlanma içerisinde büyür ve tüm hayatını bu bakış açısı üzerine kurar. Ancak modern bilimin ulaştığı sonuçlar sanıldığından çok farklı ve çok önemli bir sırrı ortaya çıkarmıştır. Bu dünya gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı ve elimizin dokunduğu bir dünyadır. Doğduğu andan itibaren bu beş duyuya bağlı olan insan bu sebeple dış dünyayı ancak bu beş duyunun tanıttığı şekliyle tanıyabilir.
Dış dünya hakkında en çok bilgi veren duyumuz olan görme işlemi birkaç aşamada gerçekleşir. Görme sırasında her hangi bir cisimden gelen ışık demetleri yani protonlar göz merceğinden kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinada odaklanır. Burada elektrik sinyallerine dönüşen ışınlar görme siniri aracılığı ile beynin arka tarafındaki görme merkezine iletilir. Görme işlemi de beyindeki bu merkezde gerçekleşir. Hayatımız boyunca izlediğimiz her görüntü yaşadığımız her olay gerçekte bu küçük ve karanlık bölgede yaşanmaktadır. Şu an okumakta olduğunuz bu yazı da kilometrelerce uzağa baktığınızda gördüğünüz uçsuz bucaksız manzarada gerçekte bu birkaç metreküplük bölgede oluşmaktadır.
Şimdi bu bilgiyi daha dikkatli bir şekilde düşünelim. 'Görüyorum' derken aslında gözümüze gelen ışınların elektrik sinyaline dönüşerek beynimizde oluşturduğu etkiyi görürüz. 'Görüyorum' derken aslında beynimizdeki elektrik sinyallerini seyrederiz. Aynı durum diğer algılar içinde geçerlidir. Ses, dokunma, tat alma ve koku alma beyinde yalnızca birer elektrik sinyali olarak algılanır. Dolayısı ile beynimiz, yaşamımız boyunca maddenin bizim dışımızdaki aslı ile değil, sadece elektriksel bir kopyası ile muhatap olmaktadır. Biz ise bu kopyaları dışımızdaki gerçek madde zannederek yanılırız.
Bu fiziksel gerçekler bizi tartışılmaz bir sonuca ulaştırır. Bizim gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz ve adına madde, dünya ve evren dediğimiz kavramlar sadece ve sadece beynimizde yorumlanan elektrik sinyalleridir. Örneğin dış dünyada bir kuş görürüz; fakat gerçekte bu kuş dış dünyada değil beynimizdedir. Kuştan yansıyan protonlar, gözümüze ulaşır ve burada elektrik uyarılarına çevrilir, bu uyarılar beyindeki görme merkezine iletilir, yani gördüğümüz kuş aslında beynimizdeki elektrik sinyalleridir.
Uzaklık hissi de aslında beyinde hissedilen bir boşluktan ibarettir. Çok uzakta zannettiğimiz maddeler de, beyinde tek bir noktada toplanmış görüntülerdir. Çok uzaklarda sandığınız yıldızlar, güneş, gökyüzü ve bu yazıyı okurken oturduğunuz oda, baktığınız bilgisayar ekranı ve gördüğünüz her şey de aslında beyninizde olan birer elektrik sinyalidir. Yani aslında siz odanın içinde değil, oda sizin içinizdedir, yıldızlar ve güneş sizin içinizdedir. Bütün maddesel dünyada aslında sizin içinizdedir. Bu görüntülerin yani elektrik sinyallerinin dışında ise aslında nerede olduğumuzu Allah-ü Teala’dan başka kimse ve onun bildirdiklerinden başka kimse bilemez. Bütün bu harikulade yaratılışı hisseden ise ruhumuzdur. Maddesel hayat ise gerçekte bir hayal ve yokluktan ibarettir. Bütün bu hayalleri gerçek zanneden beşer ise büyük bir yanılgıya düşmekte ve kendisine gerçek gibi gösterilen hayallere kapılıp çocuk gibi eğlenmektedir. Bu aldanış ile beşer, başlarken de belirttiğimiz gibi asıl maksadı olan Rabbe kulluk görevlerini unutmakta, hayal olan bedeninin ve tamamen yokluk olan nefsinin, hayal olan zevkleri ile ömrünü ziyan etmektedir.
İşin en önemlisi bugün ulaşılan bu bilgileri yüzyıllar önce büyük İslam alimi Ahmet Faruk-i Serhendi Hazretlerinin (K.S) bildirmesi, Müslümanlığı ve Allahü Teala’ya kulluğu gericilik olarak gören zavallılara tokat gibi cevap verilmiş olmasıdır. Bu gibi zavallılar yokluğunu var sanan, çocuklar gibi camla, kozalakla eğlenen nasipsizlerdir. Büyüklerimizin tarihte bıraktığı bu izleri bu gün kullanan, bu bilgiler ışığında dünya hayatına hakim olmaya çalışanlar ise ne yazık ki çoğunlukta bu nasipsizlerdir. Hatta çok çok ileri giderek aziz insan oğlunu Müslümanlıktan ve bu gibi büyüklerin bilgilerinden istifade etmekten men etmek için çeşitli propagandalar yapmakta, dinimizi gericilik olarak, bu büyükleri ise birer sihirbaz, büyücü, gerici tanıtmaya çalışmaktadırlar. Bu gün bu zavallılara aldananlar ise onlardan daha zavallıdır. Gençlerimiz ve yetişkinlerimiz herbiri birbirinden farklı meallar yazan kimliği belirsiz kişilerin Kur'an meallarini değil bu büyüklerin Kur'anı Kerimden ve Hadis-i Şerif'erden anlayarak nakil esaslı yazmış oldukları ilmihalleri okumalı, bütün çevresine bu ilmihalleri tavsiye etmeli, başkalarını din diye anlattığı kendi düşüncelerine itibar etmemeli, bu büyüklerin izinden giderek ilm ve fende yükselerek İslamiyet’e, insanlığa ve sahibine hizmet etmelidir.
Ahmed Faruk-i Serhendi (Kaddesallahusirrehülaziz) hazretleri şöyle buyurmaktadır. "Allahü Teala, yarattığı varlıkların vücutlarını yokluktan başka birşey yapmadı...Tüm bunları his ve vehim derecesinde yani algı derecesinde yarattı. Alemin varlığı his ve vehim derecesinde olup maddi derecede değildir. Gerçek manada, dışarıda yüce zattan yani Allahü Teala'dan başkası yoktur." (Mektubat/Cild 2 357. Mektup)
Akıl sahipleri kendisine bu kadar yakın olan Rabbinden utanır, çocuklar gibi cam parçaları ve kozalaklar ile değil asıl maksat ile meşgul olur.
Sevgiyle kalın…