Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '07

 
Kategori
Dostluk
 

Can sıkıntısı...

Can sıkıntısı...
 

Bugün Pazar.

Canım biraz sıkkın. Kafam karışık. Ne yapmalı diye düşünüyorum. Normal zamanlarda ne yapardım?

Pazar sabahı şöyle gazetelere bir göz atıp, günü dinlenerek geçiririm, bilgisayarımın başında oturup biraz gezinti yapar, web sayfamı güncellemekle geçiririm, önceden yapılmış bir planım varsa onu uygulamaya çalışırım, kitap okurum vs. vs.

Hava kapalı, az önce biraz çiseledi. Şimdi yağmaya başladı. Yağmur artar mı? Bir Beyoğlu' na uzansam mı? İstiklal' de kitapçıları dolaşıp listemdeki kitapları almak, ya da Nevizade' de biraz demlenmek nasıl olur? Ne yapacağıma karar veremedim.

Uluslararası İstanbul Bienali başladı. Bugün gidebileceğim etkinliklere bakıyorum internetten. Yok günümde değilim bugün, gerçekten olmuyor.

Hafta içi İstanbul dışından çok sevdiğim bir arkadaşımla görüştüm. Asker arkadaşım. Tam bir İstanbul hastası. Fırsat buldukça gelir, kendi grubumuzla bir arada oturur, rakı muhabbeti yaparız. Bu böyle tam 10 yıldır sürüyor, normalde 7- 8 arkadaş buluşur otururuz, en kötü 4 ya da 5 kişi bir araya mutlaka geliriz...

İnanılmaz bir arkadaş grubu, bitmeyen, bitmeyecek bir dostluk var aramızda...

Onunla görüştüğümde Nevizade' yi özlediğini, ilk fırsatta geleceğini söyledi.

Şu anda bir planının olmadığını, onun için fırsatın olursa ve Nevizade' ye yolun düşerse benim için "sadece bir kadeh" dedi.

Sonunda Beyoğlu' ndayım...

Biraz dolaştım. Alacağım kitaplarımı da aldım. Galatasaray' a varıp geri döndüm. Ayaklarım beni Nevizade' ye götürdü. Arkadaşlarla buluşunca hep aynı yerde otururduk. Bugün tek olduğuma ve az oturmak istediğime göre hemen girişteki dükkanların birinde iki tek parlatayım diye düşündüm.

Ve ilk gözüme kestirdiğim yere oturup siparişimi verdim. Yedim, içtim.

Arkadaşım için de bir duble içip karanlık çökünce kalktım. Artık eve doğru yol alayım.

Hava kapalı. Yağmur yağarsa iyi yağacak. İstanbul yağmura hasret.

Yağmurluğum yanımda ama yeter ki yağsın, bu kafayla herhalde yağmur yağarsa yağmurluk giymem, ıslanmayı tercih ederim.

Biraz yorucu bir yolculuktan sonra eve geldim. Ayaklarım ağrıyor. Yorulmuşum. Üstümü çıkarıp, uzanıyorum . Dinlenmem gerekli diyorum. Ayaklarımı yükseğe kaldırıyorum. Sabaha kadar böyle uyurum herhalde... derken. Telefonum çalıyor...

Arayan İstanbul dışındaki arkadaşım. Yarın, yani Pazartesi bir günlük işi varmış İstanbul' da...

Ama o bugünden uçakla gelmiş, yarın dönecekmiş...

Soruyorum; "şu an neredesin" diye.

- Nevizade' de her zamanki yerde. diyor. Yaklaşık iki saattir oturuyormuş, haber verip, bizi rahatsız etmek istememiş ama son anda beni aramaya karar vermiş.

İki saat önce arasa rahatça görüşüp oturacağız, belki de yan yana geçiştik ama birbirimizi göremedik.

Sen rahatsız olma, gelme diyor ama...

Şimdi vurup kafayı yatmalı mı?...

Yoksa, bütün yorgunluğuna rağmen bu saatte tekrar Beyoğlu' na yollanmalı mı?

-.......?

Dedim ya...

Bugün Pazar. Canım sıkkın...

Eee... şimdi ne yapmalı?

 
Toplam blog
: 10
: 685
Kayıt tarihi
: 20.08.07
 
 

1967 Giresun doğumluyum, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesini ve Sağlık Personeli Önlisans Progr..