- Kategori
- Babalar Günü
Canım Babam
Sana söylemek istediklerimi satırlara dökebilmem imkansız. İyi ki babam olmuşsun. İyi ki benim dünyaya gelmeme aracı olmuşsun. Dünyaya gelmeseydim senin tatlı yanaklarını nasıl görürdüm güzel kocaman ellerini nasıl tutardım? Banu küçükken hastalanınca yanına hiçbirimizi istemezdi.” ben kıllı el istiyorum“ diye ağlayarak seni isterdi.
Benim için sen bir ekolsün. Dünyada tanıdığım ve tanıyabileceğim en iyi insansın. Kalbimizi hiç kırmadın. Çocukken bir şey istesek, gece gündüz demeden hemen koşup gidip aldığını nasıl unuturum? Üstümüze titrerdin (şu anda da öyle). Soğuk kış sabahları soba yakmak için çabalarken biz erkenden uyanınca sedirdeki kıtık yastıklardan köşe yapıp bizi oraya oturtup üşümeyelim diye üstümüze battaniye örterek kenarlarını iyice sıkıştırdığını soğuk havalarda hep hatırlıyorum. Hele hele kahvaltı yapalım diye zeytinli, peynirli, tereyağlı reçelli, lokmalardan yaptığın yolu daha kimse yapamadı babacım. Onguna da yapmışsın bayılıyor.
Ben çok ufak ve cılız olduğum için beni hep kucağında ilk okula götürürdün(1.sınıfta) Biraz daha büyümüştüm. Çok karlı bir gündü. O zaman arabamız yoktu. Sende beni düşmeyeyim diye okula götürüyordun. Ayağın kaydı. Düşerken beni de çektin. Ben de düştüm. Nasıl düştüysek sen benim üstüme düştün. Önemli bir şey olmadı ama çok komikti di mi?
Her Pazar günü özenle hazırladığın pide içini fırına götürerek yaptırdığın pidelerin lezzeti hala damağımda. Ben o zaman çok salaktım. Pidenin etlerini ayıklar hamurunu yerdim. Senle annemde bir şey demezdiniz. Hiç kızmazdınız. Halbuki ben çocuklarıma böyle bir nedenden kızabilirim…
Anneme bağırdığını ona saygısızlık ettiğini hiç görmedim. O da zaten bunu hak edecek bir şey yapmaz . Annemin de hakkını yiyemem.
Hatırlıyor musun? Bir yılbaşı akşamıydı. Yeni yılı teyzemlerde karşılamıştık. Saat 1 civarıydı eve dönüyorduk. Ama benim ateşim vardı eczaneden ilaç alacaktık. Nöbetçi eczane bulduk. Sen inip ilaç alacaktın. Annem uzakta bir köpek gördü. Biz de korktuk” baba dikkat et köpek var”dedik. Sen eczanenin kapısına kadar gittin. İçeri girmek üzereyken, aniden geri gelip” kızım köpek möpek yok” dedin. Sonra yine gidip eczaneye girdin ya o zaman çok gülmüştük.
Babacım sabah kömürlükten (kömürlük bahçedeydi) kömür almaya gittiğinde buzların eridiğini görünce buzlar şakır şakır eriyor yerine “erişakıbuz” demiştin ya o da bizim sloganımız olmuştu. Her buzlar eriyişinde yıllarca “erişakıbuz” demiştik.
Daha hiç birimiz evlenmemiştik. Antalya ya tatile gidecektik. Sen ateşlendin. Sabah zar zor ateş düşürücülerle biz üzülmeyelim diye yollara düştün. 8 saat araba kullandın. Sonradan böbreğinin biri yüzde seksen işlevini yitirdiğinde ben hep o yüzden olduğunu , bizi üzmemek için tedavi olmadığını, şikayetlerini bize hiç hissettirmediğini düşündüm.
Bir de beni her zaman üzen sana karşı bir kabahat miydi? bilmiyorum ama araba kullanırken; sen bana” trafik ışığı ne renk ?”diye sorunca “aa baba ışığın rengini göremiyorsan, nolur araba kullanma” deyince, o günden sonra o çok sevdiğin direksiyona veda etmen hep içimi burkuyor.
Baba sana hayırlı birer evlat olduk mu? bilemiyorum. Ama sen bize hep hayırlı bir baba oldun. Hele ben boşanınca üzüntüden mide kanaması geçirmeni, daha öncesinde o insan bile sayılmayacak kişi yola gidiyor diye (ki o sevgilisiyle eğlenmeye gidiyormuş) kalkıp erkenden yolcu namazı kılmanı, Oya mahzun olmasın diye ilerlemiş yaşına rağmen onun baba ihtiyacını karşılamaya çalışmanı ben hangi birini nasıl anlatayım?
Çok güzel anılarını dinlemeye bayılıyoruz. Anlatırken o anları insana yeniden yaşatıyorsun. Torunların da buna bayılıyor. O kadar çok meslekte çalışıp başarılı olmuş anı ve dost biriktirmişsin ki anlat anlat bitmez herhalde.
Alp in büyümesindeki katkıların ise hiç unutulmaz. Sen Akçakoca ya tatile gitmiştin. Alp de 8 aylık bebekti. Resmen her köşede seni aradı. Kapıları açtırıp “ded “diyordu. Dönüşte kavuşmanız inanılır gibi değildi. Sen ağlamıştın o da çıldırmıştı sevinçten.
Oya daha 3 aylık falandı. İlk kez ateşi yükseldi. Gece sabaha kadar oturmuştum. Sabaha kaşı 4 civarıydı. Ateşi iyice yükseldi. Ne yapacağımı bilemezken birden kapı yavaşça vuruldu. Ama belli belirsiz uyanık olmasam duymazdım. Kim o dedim. Sen cevap verince kapıyı açtım. Oya nasıl? dedin. Ben bu saatte kurtarıcı gibi gelen bu meleği görünce başladım ağlamaya.
Gülme ama ben küçükken seni Ayhan Işık' ın kardeşi falan sanardım. Yani çok yakışıklı bulurdum seni. Hala çok yakışıklısın babacım.
İşte böyle bu yazdıklarım başta da dediğim gibi hissettiklerimin binde biri bile değil. Sen en iyi şeylere layıksın .