Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
419
 

Canım Ülkemin Trenlerinden nameler

Canım Ülkemin Trenlerinden nameler
 

Eskişehir'liyim, hafta içleri işim gereği genellikle Istanbul'da oluyorum ve bu nedenle de hem gidiş-geliş bakımından hem de rahatlık bakımından tren ile seyahat etmeyi daha çok tercih ediyorum. Özellikle yılların kokusunu hapsetmiş ve içilen onca sigarayı içine çekmiş eski tip vagonlar yerine şu elektrik prizlerinin olduğu, önünde üstten birşey koyduğunuzda alttan düşmeyen fileli gözlerin olduğu son yıllarda kullanılan yeni tip vagonlar ile seyahati daha çok seviyorum. Evet bir de hızlı trenler var ama onlar şu an kenarda bekleye dursun. 

Genelde ilk iki vagon daha eski tip konuluyor nedenini bilmiyorum, ama hem kafamdaki "acaba kaza olursa önce bu iki eski vagon telef olsun diye mi konuluyor ki" sorusu nedeniyle, hem de zaman zaman dizüstü bilgisayar kullanmam nedeniyle ben 3. veya 4. vagonda olmayı terich ediyorum. Yeni vagonlarda tek kişilik en iyi koltuklar 15, 21, 27, 33, 39, 45, 52 numaralı koltuklardır, bunlarda hem cam alanı geniş, hem de prizleri var. Bu sayılardan bir ve iki sayı düşerseniz yanındaki bunlara benzer çift kişilik koltukları bulursunuz. Bu yeni tip vagonlar genelde yemek vagonunun önünde ve arkasında olurlar, internet sağlayıcı kablosuz modem çoğunlukla restoranda olduğundan 3. vagon restoranın önü 4. vagon ise arkası olur genelde ve yüksek ihtimalle de elektrik prizlidirler. Aslında siz bilet alırken buna dikkat etseniz de bu vagonlar size yine de bir şekilde eski tip gelir, diyelim ki tutturdunuz bu sefer de prizli koltuğa denk gelmezsiniz gelseniz de prizler çalışmaz, Biletçiye neden çalışmıyor diye sorduğunuzda aldığınız cevap "efendim çocuklar oraya parmaklarını sokuyor da ondan", söyleyenin kendinin bile inanmadığı bu cevap yerine "efendim çok söyleniyor ancak bir türlü iyi bakım yapamıyoruz" veya "öyle mi? az sonra ben bir kontrol panelini kontrol edeyim" gibi daha ilgili ve ciddi cevaplar bekliyor insan. Çünkü aynı vagonun diğer tarafındaki hatta elektrik vardır. 

Öyle ya da böyle yolculuk yaparken bakıyorsunuz ki trenlerde genelde gençler var, hepsinde laptop, çoğunda lisansız filmler, bir ilden bir ile okurken telef olmuş ve saçı sakalı birbirine karışmış, ufak el çantalı erkekler ve minicik boylu, pembe netboklu, yanlarında devasa büyük valizleri ile bayanlar. Bir keresinde centilmenlik olsun diye bir bayana yardım edip bu nerdeyse vagonun içindeki bir başka vagon tipindeki valizlerden birini üst rafa kaldırmak istedim, evet kaldırdım ancak belim nerdeyse kırılacaktı, buna rağmen sanırım zorlanmanın yüzüme verdiği ifade nedeniyle bayan da bana gülüyordu. Sordum "bunun içinde hiç kıyafet yok mudur? hepsi mi parfüm şişesi?" Gülümseme devam. Teşekkür? Gülümseme. Acaba zorlanırken yanlış birşeyler mi oldu diye de düşünüyor insan. 

Satış ve pazarlama tekniklerini de trenler ile satıcıları inceleye inceleye iyice geliştirdim. İlk kural "acımasız olacaksın amacın sadece satmak olmalı". Yolcu uyuyormuş, çocuğunu daha yeni ancak uyutabilmiş, önemli işi varmış ya da çok ciddi bir sınava girecekmiş çok önemli değildir onun için. Gece 2:00 de de gelir size "çay, kahve, su istermisiniz?" der, sabah 06:00 da der. Ayrıca yanınızdan geçerken size eğilerek ısrarla sadece size yöneltilir bu soru ve dönüşünde bir daha sorulur. Fiyatlar neden yüksek diye sorulduğunda efendim lüks bir trende seyahat ediyorsunuz denilir ama hizmet aynı lüksiyette olmuyor malesef. Hemen hemen tüm büfecileri gördüm herhalde , farklı söyleyiş şekilleri de var. Kimisi hızlı bir şekilde "çay, kahve, su isteyen var mı?" diye soruyor ya da bir başkası alçak sesle "çay, kahve, su, meşrubat, kola, fanta, bisküvi.." ne varsa sıralıyor. Ama bence en etkilisi yavaş kelimelerin üzerine basarak "çay, kahve, su" deyip iki es verdikten sonra "siz birşey istermisiniz?" diyen arkadaş. Peki ya hiç birşey istemeyip bunca analizi yapmak zorunda kalan ne yapsın? 

Bir de arada ince sesle "Restoranımızda kahvaltı servisi devam etmektedir." diyen garsonlar var sonra eklerler "Kredi kartı geçerlidir." diye. Yani diyor ki malum Türkiye'deyiz, biz biliyoruz sizin parasız olduğunuzu, kredi kartı borcunuzda çoktur ama kart geçerli, bir kadehten, bir porsiyondan birşey olmaz. En ilginci ise en sonda gelir "Restoranımızda kablosuz internet mevcuttur". Yemek de bile teknolojiden uzak kalamıyoruz ne acı bir durum. 

Bilet aldığınızda bilette dakikasına kadar yazar varış saati "7:13" diye. Bunu 7:15'e yuvarlamamışlar o kadar hassas ki "7:13". Gel gelelim ben hiçbir trenin vaktinde vardığını görmedim, en az yarım saat rotarlı giderler hep. 5 saatlik yolda 3-4 saat rotar yaptığını bilirim ben. Biletçiye sorduğunuzda neden bu kadar geciktik diye, verilen cevap çok etkilidir: "Geç olsun güç olmasın!". Eh bu cevabın ardından insan ne diyebilir ki, kimse kötü bir durumu geç kalmaya tercih etmez. 

Yine de yol boyunca tıngır tıngır süzülen tren, dışarıdaki ovalar, yeşillikler, dizüstü bilgisayarınızı açmış çalışırken, Istanbul sahil şeridini izlemek, yolun sonunda bir limana açılacak tarihi Haydarpaşa'ya varacağınızı bilmek, ayağınıza basan yanınızdaki 95 kiloluk, horlayan adama rağmen 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 446
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Fotokopiden çıkma bir oğlum, evimin deli danası çok sevdiğim bir eşim var. Basılı gazetelerden çok i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster