​ Cari açık / Türkiye Ekonomisi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '15

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
 

Cari açık

Cari açık
 

1970 yılına kadar, belki daha ileri yıllara kadar, Türkiye’nin ihracatı ve ithalatı hiç değişmezdi. İhracat 3 milyar dolar, ithalat 5 milyar dolar, dış ticaret açığı da 2 milyar dolardı. Cari açık da hemen hemen buna yakındı. Çünkü o zamanlar işçi dövizleri, turizm gelirleri, bankacılık, sigortacılık, nakliyecilik gelirleri yok denecek kadar azdı. İhracatın yüzde 75 i de 5 kalem maldan oluşuyordu. Bu beş kalem şunlardı; pamuk, tütün, incir, üzüm, fındık. Kalan %25 in önemli bir kısmını da demir, bakır krom gibi işlenmemiş ham madenler oluşturuyordu. Hiç unutmam zeytinyağı o zamanlar sınai malı kabul ediliyordu.

İşin tuhafı, iktisat profesörleri, ülkenin ileri gelenleri bu tablonun değişebileceğinden ümitlerini kesmiş durumdaydılar, çünkü bütün dünya ülkeleri ve özellikle gelişmiş ülkeler gittikçe daha gelişiyorlar ve onlara yetişmek gittikçe daha zorlaşıyordu. Biz üniversitede, “economics of development” diye bir ders okuyorduk ve o derste çeşitli ekonomik kalkınma modelleri okuyorduk. Örneğin,”treshold of development”, “take off theory” gibi teorilerde, bu fasit daireyi kırmanın çok zor olduğu, bunun için olağanüstü bir şey olması ve o olağanüstü şeyin olağan üstü bir itici güç yaratması (tıpkı uçağın ilk kalkışında olduğu gibi) gerekiyordu ve öyle olağanüstü bir şey de bir türlü olmuyordu.

Türkiye bu fasit daireyi kırdı. İnanılır gibi değildi ama Türkiye bu fasit daireyi kırabildi. Nasıl mı? Nasıl oldu biliyor musunuz? İnanmayacaksınız ama öyle..Türkiye bu fasit daireyi hayali ihracatla kırdı. Şöyle oldu. Devlet ihracata büyük teşvikler verdi, nakit teşvikler verdi, yap ihracatı al parayı, nakit, trink para. Bu o kadar cazipti ki herkes ihracata soyundu. Tabi ilk başta üç kağıtçılar, soyguncular. Keresteyi mobilya diye ihraç edenleri mi ararsınız, aynı malı birkaç defa önce ihraç sonra ithal sonra tekrar ihraç edenleri mi? Daha türlü yollarla hazineyi soymaya ve çok tatlı paralar kazanmaya başladılar. Sonra devlet işin farkına vardı ve yavaş yavaş suiistimal deliklerini tıkamaya başladı. İhracatçılar da bunu gördükçe yavaş yavaş daha normal yollara sapmaya başladılar. Bir taraftan çat pat lisan öğreniyorlar, ihracatı ithalatı öğreniyorlar, bir taraftan da yeni pazarlar keşfediyorlar, yeni müşteriler ediniyorlardı. Tabii zaman ilerledikçe karları azalıyor, o ilk baştaki vurgun paralar kalmıyordu. Ama teşvikler devam ediyordu, daha kontrollü bir şekilde, azalarak ama devam ediyordu ve ihracat her şeye rağmen karlı bir iş olarak ve yeni bir ekmek kapısı olarak yerleşmeye başlıyordu. Bu arada Rusya’ya, daha doğrusu eski Sovyetler Birliğine ihracat maksadıyla yapılan seyahatler, orada oluşturulan ve tadı tadılan dostluklar vesaireden hiç bahsetmeyim. 

İşte dostlar, ister inanın ister inanmayın, Türkiye’de ihracat böyle gelişti ve bugünlerin yanılmıyorsam 150 milyar dolar olan rakamlarına böyle başladık. İnşallah 300 milyar dolarla ulaştığımız günleri de görürüz, bazıları gölge etmesin, taş koymasın, moral bozmasın yeter… 

 
Toplam blog
: 326
: 941
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..