​ Çarşaf, türban, kepenk; ya Ufuk! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '09

 
Kategori
Siyaset
 

Çarşaf, türban, kepenk; ya Ufuk!

Çarşaf, türban, kepenk; ya Ufuk!
 

Ufuk Uras.


Bu sayfada aşağıda yazısından alıntı yaptığım yazar Sayın Ahmet Tulgar'ın tespitlerinden yola çıkarak Sayın Ufuk Uras'a eleştiriler yöneltmiştim.

Ancak her konuda görüşlerini mail gruplarından ve medyadan öğrendiğimiz Ufuk Uras'ın bu yazıyı kaleme almamam neden olan yıldönümü ile ilgili olarak ortaya atılan protesto biçimlerine tepkisini öğrenme olanağımız olmadı. Varsada ben göremedim.

Yazı öz olarak haklı bir sorgulşama içerse bile yapılan eleştiriler doğrultusunda hakim olan dilin doğru olmadığı kanaatine vardım.

Yazıya yorum yazan, bana mail yoluyla ulaşan, yüz yüze konuştuğum dostlarımı dili ile düş kırıklığına uğratan bu yazıyı eleştirileri dikkate alarak güncelliyorum.


Sayın Ahmet Tulgar'ın Sayın Ufuk Uras'tan görüş beklediğim yazısı;

“Demokratik Toplum Partisi, üye ve seçmenlerinin dinamizminin kendisine kattığı mobilite ve gündelik hayata nüfuz etme yetisine; Bölge"de yaşanan acılı ve yakıcı olaylar sonucunda edindiği trajik-heroyik imgesine rağmen önünde sonunda reelpolitika yapıyor. Reelpolitika yapmak, kurumsal davranış kalıpları içinde hareket etmek zorunda kalıyor. Hatta sık sık pragmatik olmak zorunda da. Ve böylesi belki de daha iyi. Normalde reelpolitik yaklaşımların ilkeli siyaset idealiyle, teoriye uygun taktik ve stratejilerle nasıl çeliştiğini, çelişebildiğini; reelpolitikanın yeni ve entelektüel derinliği olan politika pratiklerine nasıl zarar verebildiğini bilsek de sahiden de Kürt siyaset hayatına bir reelpolitikanın, hatta realitenin çok gerekli olduğu ortada.

Abdullah Öcalan"ın söylemine nicedir, daha ülke dışındayken eklenmiş yalvaçsı tını ve duruş İmralı"da bir hücreye konulduğundan beri daha da artarken, efsanelerden beslenen Kürt toplumunda da hem bu tını hem de coğrafi bir koordinat, topoğrafik bir karaparçası, bir ada olarak İmralı"nın ürettiği imgeler, politikanın giderek mistik pratiğe dönüşmesine, dinsel birçok öğenin Kürt politikasına eklemlenmesiyle, Kürt hak ve hukuk mücadelesinin uhrevi bir hal almasına yol açıyor..

Bunun ne zararı olur peki? Şöyle: Sorun; mücadelenin zorlukları, acıları, giderek bir çile, süre gidecek bir durum olarak algılanmaya başlanır Kürt toplumunun belli kesimlerinde ve çözüm umudundan bir de bu sebeple uzaklaşılır.

Sonra rasyonel yaklaşımlardan da uzaklaşılır, demokratik bilinç olumsuz etkilenir, totaliter ve otoriteryan davranışlar ve söylemler güç kazanır bu mistisizmin etkisiyle.

Bütün bunların şimdi nereden çıktığını, neden aniden bunları tartışmaya başladığımı sorarsanız: Önceki gün, Kürt yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı kentlerimizdeki kimi inisiyatiflerin bugüne ilişkin, yani Abdullah Öcalan"ın Türkiye"ye getirilişin 10"uncu yıldönümünün denk geldiği 15 Şubat"a ilişkin eylem ve protesto önerilerine dair haberi okuduğumda düşündüm bunları.

İnisiyatifler, Kürt halkına kepenk kapatmayı, siyah giymeyi ve oruç tutmayı, evet oruç tutmayı öneriyordu 15 Şubat"ta, yani bugün. Ve bence bu kadarı fazladır. Ortadoğu din coğrafyasının farklı yönelimlerinden ikisinin, siyah giyme ve oruç tutmanın, siyasal eylemlilikteki bu yan yana gelişi, otoriter bir ideolojinin yeniden üretimi değil de nedir?

Siyasetin, siyasetçilerin elini zayıflatmaz mı böylesi bir yaklaşım?

Dünya direniş kültüründeki, dünya sokak hareketlerindeki sevinci, her şeye rağmen ortaya çıkıp yayılan ve çağrıcı bir etkisi olan neşeyi söndürmez mi bu?

Dünyaya ve öncelikle de Türkiye"ye, Türkiye toplumuna, Türkiye halklarına seslenmesi gereken bir toplumun içine kapanmasına neden olmaz mı? Evet, DTP, Meclis"te, belediyelerde ve alanlarda konjonktürel nedenlerle daha fazla reelpolitikaya yönelmek zorunda kalırken, Kürt hareketinin bir damarı da siyah giysi ve oruç önerileriyle daha da uhrevi bir hal alıyor.

DTP"nin işi hâlâ zor.” Ahmet Tulgar, Birgün






Ankara 15 Şubat 2009

 
Toplam blog
: 1114
: 827
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..