- Kategori
- Siyaset
Çatı Partisi

Katıldığım 1 Mayıs kutlamalarında her zaman, ille de görmek istediğim kitle Kürtler olmuştur. Bu düşüncemi bir arkadaşıma söylediğimde “Neden?” sorusunu sormuştu bana… Bana bir hayli ilgi çekici geliyorlar. Kararlı, dirençli ve mücadeleci… Davranışları yılgınlık algısını kökünden silip atıyor. Belki de onca yıldan beri çekilen acılara verilen bir yanıttır. Yaşlı kürt kadınlarının, eli bastonlu dedelerin 1 Mayıs kutlamalarında ön saflarda yürüyor olmalarını başka nasıl izah edebiliriz ki? Yöresel ve geleneksel kıyafetleri ile kamburları çıkmış bir halde onca baskıya rağmen bütün bir kitlenin önünde saf tutmalarını aslında biraz da olsun destansıda buluyorum. Kim bilir, belki de birkaç ay sonra, birkaç yıl sonra en fazla bu dünyadan göçüp gidecekler. Ama onlar meydanlarda gençlerinin önünde oluyorlar. Zafer işaretleri, zılgıtları, bastonları ve inadına yürüyebilme çabası…
Geçtiğimiz hafta seçim atmosferinden olsa gerek, Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın itirafları pek fazla dikkatlere takılmadı. Oysa Ayhan Çarkın adeta irin akıtırcasına, 1990’lı yılların acı tablosunu görmek istemeyen, duymak istemeyen ve 1990’lı yıllara karşı üç maymunu oynayanların gözlerinin içine içine itiraflarını sokuyor. Ayhan Çarkın’ın itiraflarındaki sebepleri doğrusunu isterseniz hiç merak etmiyorum. Belki de hidayete ermiştir. Bilinmez… Arka planda neler vardır bilmiyoruz. Ama o dönemde yaşananlara dair üç maymunu oynamayan bizlerin en iyi bildiği şeylerden birisi, bu topraklarda binlerce faili meçhul cinayetin işlendiğiydi. Ayhan Çarkın’ın itirafları aradan kaynayıp gidecek cinsten itiraflar değil. Öyle yenilir yutulur cinsten itiraflar hiç değil. Tabii o dönemi kamuoyu dikkatinden kaçırmak isteyen geniş bir çevrenin de olduğunu biliyoruz. Onlar için Ayhan Çarkın’ın itirafları fasa fiso tabir ediliyor olsa da, bizim cephemizden yana Ayhan Çarkın sıkı bir şekilde kamuoyu takibine alınmalıdır. Zira her bir itirafı olay cinsinden olan bu itirafların önümüzdeki süreçte önemi çok daha büyük olacaktır.
“Önümüzdeki dönem” diyorum. Bundan sonrası önemli… Hem de çok önemli…
Birkaç gündür Zülfü Livaneli’nin dillendirdiği bir iddia kamuoyu gündemine girdi. CHP’den parlamentoya giren sağcı adayların, CHP’den ayrılarak grup kurma ihtimallerinin olduğu yönünde iddialar… Bu iddiaların yanı sıra CHP’nin kendi iç meseleleri daha bir hız kazanacak ve CHP bütün bir enerjisini kendi iç hesaplaşmalarına harcayacak. Çünkü bu gibi durumlar Deniz Baykal ve hempalarının çok sevdiği durumlardır. Parti içi muhalefette Deniz Baykal varsa, o partiden hiçbir halt olmaz. Dolayısıyla mecliste ana muhalefet görevini layıkıyla üstlenecek olanlar Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu vekilleri olacaktır. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu vekillerinin nasıl seçildiklerini biliyoruz. Hangi baskı ve sindirmeler doğrultusunda seçim kampanyalarını sürdürmek zorunda kaldıklarını ve onca baskı ve sindirme operasyonları karşısında yılgınlığa düşmeden hedefledikleri vekil sayısını meclise taşıdıklarını... Sıkı bir örgütlenme, cetvelle hesaplanmış oylar, tek bir oyun dahi ziyan olmaması için verilen çaba… Herkese örnek olacak cinsten bir kampanya sürecini yaşattı Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayları. Bu örnekten yola çıkarak aslında solcuların, sosyalistlerin, Kürtlerin ve diğer ötekileşmiş olan toplumsal kesimlerin bir araya gelmek suretiyle geniş bir mutabakat zemini yaratarak siyaset sahnesine girmeleri ve enerjilerini aynen bu seçim kampanyasındaki gibi sürdürmeleri siyasetin sol tarafına sıkı bir dinamizm getirecektir. Kürt siyasetinin dinamik halinden hareketle, diğer sol çevrelerin ve ötekileşenlerin bir araya gelmesi bu ülkenin gerçek ana muhalefetini yaratacağı kanısındayım. Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder gibi isimlerin bu oluşumda önemli birer işleve sahip olacaklarını düşünüyorum. Sol çevrelerde en azından şunun anlaşılmış olması gerekiyor ki, küçük kliklere ayrılarak, siyaset üretme çabasına girişmenin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bu güne kadar kimsenin dikkatini çekmediği gibi, bundan sonra da alay konusu olmaktan öteye gidemeyecektir. O halde “Çatı Partisi” fikrine hayır diyebilir miyiz? Veya önceki deneyimlerden hareketle, böyle bir çatı partisi fikrini daha başından “olmaz kardeşim” diyerek şüpheli gözlerle ifade edebilir miyiz? Bahsini etmiş olduğumuz toplumsal kesim ve katmanların, irili, ufaklı bütün sol sosyalist partilerin bir araya gelmek suretiyle kuracakları bir partinin veya oluşumun ülkede bir hayli dikkat çekici olacağını düşünüyorum.
“Çatı Partisi” fikri hafife alınacak veya burun kıvırılacak bir durum değildir. Geçmişte olan bitenlerden hareketle bu günü belki yorumlayabiliriz ama geçmişin olumsuzluklarının bu güne sirayet edeceğini kati olarak öne sürmek doğru değil. Her şeyden önce ortada geniş bir sol, sosyalist kesimin kendisini ifade edebileceği bir kanal yok. Bakınız sosyalist adayların kampanya sürecine… Siyasetin dışında kalmış, pasif bir konuma itilmiş olan insanların ortaklaşarak yürüttükleri seçim kampanyasına… Bu ortaklaşmanın bir sonucu olarak seçimden başarılı bir sonuç elde edildi. O halde neden bu ortaklaşma sıkı bir şekilde parti etrafında bir araya gelerek sürdürülmesin? Kaldı ki Kürt siyasetinin de bütün ülkeye yayılmak gibi bir hedefi var ve bu hedefe sosyalistler olmadan ulaşabilmelerinin ise mümkün olmadığının bilincindeler… Kürt siyasetinin içerisinde birçok sosyalist unsur bulunuyor olsa da, bir şekilde kendi politik gündemlerinin dışına çıkamadılar. Oysa bu gün daha geniş bir yelpazeden siyasete yaklaşabilecek zemini yakaladı Kürtler. Kürt siyasetinin verdiği destekle, ülkenin sol, sosyalist cephesi bir şekilde toparlanmak suretiyle, sıkı bir birliktelik kurup önümüzdeki dönemin ana belirleyeni olabilir.
Yazımın ilk paragraflarında Kürtlerdeki dirayetten bahsetmiştim. Bu insanları bu denli dirayetli kılan şey nedir?
Seçime ilişkin kampanya sürecinde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayı İhsan Nergiz adına düzenlenen bir yemekli toplantıya katıldım. Kampanyaya yardım amaçlı düzenlenmiş olan bir yemekti. Yaklaşık bin kişi katıldı bu etkinliğe. Antalya’daki sol çevrelere ve BDP çevresine yakın duran bir arkadaşımla bu etkinliğe katılmıştık. Arkadaşım etkinliğe katılan birçok insanı yakından tanıyor ve bana da tanıtıyordu. Doğu, Güneydoğu’dan göç ederek gelmiş Kürt vatandaşların başına nelerin geldiğini ve neden göç etmek zorunda kaldıklarını da anlatıyordu arkadaşım. Bir ara yanımıza gelen yetmiş yaşlarında bir kişi, oğlunun düğün davetiyesini arkadaşıma verdi ve yanımızdan ayrıldı. Arkadaşım “Bu adam Malatyalı ve iki oğlu öldürüldü” dedi. Sonrasında Antalya’ya yerleşmiş. Sadece bir örnek… Bu örnek dışında tanıdığım insanlar hakkında bilgiler veren arkadaşımın anlattıkları insanın kanını donduracak cinstendi. Zaman zaman bunları buradan paylaşmaya çalışacağım. Kürtlerdeki bu direncin, bu inadın kaynağını rahatlıkla anlayabiliyorum. İster istemez insan sormak zorunda kalıyor “Bu insanların kaybedecek neyi kalmış ki?”.
Bu toprakların insanlarının her ne kesimden olursa olsun, ister sağcısı, ister solcusu, ister Türkü, ister Kürdü, canından, kanından insan kaybetmeye tahammülü kalmamıştır. İşte “Çatı Partisi” fikri bu sebeple önemli… Düzenin egemenlerinin zehirli dilini mahkûm edecek, o zehirli dili her dem teşhir edecek ve yalanlarını, hoyratlıklarını bir bir suratlarına çarpacak devrimci, demokrat, özgürlükçü, eşitlikçi bir sol, sosyalist partiye bu toplumun şiddetle ihtiyacı vardır.