- Kategori
- Gündelik Yaşam
Cazibe Teyze'nin tatilleri

Şimdi diyor ki insan, 'tam sahile inme vakti, biraz güneşlenir, günün hoşçakal ışığıyla koyun koyuna yatarım. Biraz kızıp kızarınca cumburlop deniz!...'
Şimdi diyor ki insan, 'çöktü ormana akşamın serin sessizliği, sırtıma bir ceket şöyle incesinden, günün hoşçakal ışığıyla el ele dolaşırım yeşilin içinde. Laylaylom! Akşam üstü koşusu, ardından bir damacana portakal suyu!'
İnsan öyle diyor da, diyor işte... Kafada yüzbin çeşit tilki, elinin altında bekleyen işler, eve gitmeden uğranması gereken market, alışveriş listesi. Oof dedirtiyor başka bir şey değil.
Zaten deniz de orman da kilometrelerce uzakta...
Nereye kadar? Soruyor insan.
Bizim Sami Enişte galiba soruyu sormadan göçtü gitti dünyadan. Onun çok işi vardı. Gelen mallar, gidenler. Müşterilerin siparişleri, evin borcu, kanepenin taksidi felan...
Cazibe Teyze?.. O da hiç sormadı zannımca, temizlemesi gereken mutfak dolabı, kaynatması gereken bulguru, dökmesi gereken yün yastıkları hiç bitmedi. O da göçüp gitti bu yakınlarda.
Sami Enişte de, Cazibe Teyze de hiçbir zaman cumburlop deniz, laylaylom ormanda gezinti hayaline takılmadılar. Hatırlarım sadece arasıra 'bizi memlekete götürün' dediler.
'Memleket' dedikleri ne deniz ne orman!.. Kuru dağların kenarından geçen bir ufak dereden ibaret. Orada da iş var: Toplanacak bademler, kaynatılacak bulgur, dökülecek yün yastıklar.... zaten her yola çıkışlarında memlekette yapılacak işleri saydılar.
Galiba onlar işten hiç bunalmadılar, hiç tatil yapmadılar, yüksünmeyip hep çalıştılar!..
Yoksa 'memleketteki işler' bahanesiyle dostlarına kavuştular, temiz dağ havası soluyup, soğuk suyundan içtiler de, biz mi 'memleket' keyfini tatilden saymadık?..
Diyorum ki kısaca, herkes içim tatilin adı başka ama tadı aynıdır... En kötü tatil çalışmaktan iyidir (!)
Not: Bu yazıyı 21.06 2007'de yazıp yayımlamışım ama nedense silmişim. Ufak tefek cümle değişiklikleriyle yeniden paylaşmak istedim.
Şimdi diyor ki insan, 'çöktü ormana akşamın serin sessizliği, sırtıma bir ceket şöyle incesinden, günün hoşçakal ışığıyla el ele dolaşırım yeşilin içinde. Laylaylom! Akşam üstü koşusu, ardından bir damacana portakal suyu!'
İnsan öyle diyor da, diyor işte... Kafada yüzbin çeşit tilki, elinin altında bekleyen işler, eve gitmeden uğranması gereken market, alışveriş listesi. Oof dedirtiyor başka bir şey değil.
Zaten deniz de orman da kilometrelerce uzakta...
Nereye kadar? Soruyor insan.
Bizim Sami Enişte galiba soruyu sormadan göçtü gitti dünyadan. Onun çok işi vardı. Gelen mallar, gidenler. Müşterilerin siparişleri, evin borcu, kanepenin taksidi felan...
Cazibe Teyze?.. O da hiç sormadı zannımca, temizlemesi gereken mutfak dolabı, kaynatması gereken bulguru, dökmesi gereken yün yastıkları hiç bitmedi. O da göçüp gitti bu yakınlarda.
Sami Enişte de, Cazibe Teyze de hiçbir zaman cumburlop deniz, laylaylom ormanda gezinti hayaline takılmadılar. Hatırlarım sadece arasıra 'bizi memlekete götürün' dediler.
'Memleket' dedikleri ne deniz ne orman!.. Kuru dağların kenarından geçen bir ufak dereden ibaret. Orada da iş var: Toplanacak bademler, kaynatılacak bulgur, dökülecek yün yastıklar.... zaten her yola çıkışlarında memlekette yapılacak işleri saydılar.
Galiba onlar işten hiç bunalmadılar, hiç tatil yapmadılar, yüksünmeyip hep çalıştılar!..
Yoksa 'memleketteki işler' bahanesiyle dostlarına kavuştular, temiz dağ havası soluyup, soğuk suyundan içtiler de, biz mi 'memleket' keyfini tatilden saymadık?..
Diyorum ki kısaca, herkes içim tatilin adı başka ama tadı aynıdır... En kötü tatil çalışmaktan iyidir (!)
Not: Bu yazıyı 21.06 2007'de yazıp yayımlamışım ama nedense silmişim. Ufak tefek cümle değişiklikleriyle yeniden paylaşmak istedim.