- Kategori
- Bilim
Cemalnur Sargut ve Tasavvuf

alıntıdır
Huzuru aradınız mı hiç? Nerdedir, nasıl erişilir, ne kadar saklanır, nasıl muhafaza edilir?
İtiraf etmek gerekirse ben çok arıyorum. Yaşadıklarımın nedenine, alacağım mesajın ne olduğuna fazlasıyla önem verişim bu yüzden.
Geçtiğimiz haftalarda yine annemin tavsiyesi ile araştırdığım bir isim oldu Cemalnur Sargut. Onunla ilgili internette ne çok şey okudum son bir haftada. Bazen aklımdan “gerçekten böyle düşünüp böyle yaşıyor mudur?” diye de geçirdiğim oldu.
Ancak tasavvufu böylesine güzel anlatan birinin, bu güzelliği tadıp buna aykırı yaşaması pek olası değildi. Kitaplarını henüz alma fırsatım olmadı ancak röportajlarından okuyup, radyolardaki söyleşilerinden dinlediğim kadarıyla içsel huzura giden yolu o tam anlamıyla bulmuş.
Aşktan bahsediyor…
Hem de hiç bitmeyen, ışıl ışıl parlayan, ırmak gibi çağlayan bir aşktan.
Huzurun sol yanımıza saklandığına işaret ediyor. Dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. Tasavvuf uçsuz bucaksız bir deniz. İnançlar, değerler, maneviyat…
Hepsi öyle güzel bir bütün ile yoğruluyor ki, insan birden içinde bulunduğu her duruma farklı bir anlam katar oluyor sanki.
İşte Cemalnur Sargut’un sitesinden hayatı ile ilgili kısa bir alıntı;
(…)
Cemâlnur Sargut 1952'de İstanbul'da doğmuş, üniversite eğitimini Kimya Mühendisliği dalında tamamladıktan sonra 20 yıl kimya öğretmeni olarak görev yapmıştır. Mutasavvıf bir ailede yetişen Cemâlnur Sargut, gençlik yıllarında felsefeye ilgi duymuş ve büyük felsefecilerin hayatlarını incelemiştir. Felsefenin yaşanılamayan bir ilim olduğunu fark etmesinin ardından, ilmini hâl etmiş bir örneğin arayışı içinde Mevlânâ'ya yönelmiş ve hocası Sâmiha Ayverdi'nin isteğiyle Kur'an-ı Kerîm ve karşılaştırmalı Mesnevi çalışmalarına başlamıştır. Ve bunu tâkiben yine hocasının teşvikiyle 24 yaşında gençlerle başladığı Mesnevi çalışmalarına bugün milyonlara hitâb ederek devam etmektedir.
Hocası Sâmiha Ayverdi onun kimya öğretmenliği yıllarını şöyle anlatır: Cemâlnur Hoca ne bir pedagog ne de bir psikolog idi. Ancak, insanoğlunun iç ve dış güçlerini tek kuvvet olarak bütünleştirmeye doğuştan kabiliyetli hüneri ile hoca olarak kürsüsüne çıkmış genç kadın, bir sevgi mahşerinden zuhûr ederek, yeryüzüne insan sıfatı ile sûret bulmuş müstesnalardan biri olmalı idi. Talebeleri olarak karşısına çıkanlara elindeki müfredat programında gösterilen programa göre ders verecekti. Ama o kadarcık bir teknik maddî mâlûmat yığınını vermek için şu koskoca kürsüyü işgâl etmek yeter miydi?
Özellikle Aşktan Dinle isimli kitabı büyük merak uyandırdı bende. En kısa zamanda okuyup paylaşabilmem dileğiyle…