Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '14

 
Kategori
Bilim
 

1400 yıl önce bunların hiçbiri bilinmiyordu

1400 yıl önce bunların hiçbiri bilinmiyordu
 

Fotosentez reaksiyonlarının özeti


Lisede matematik böülümünde okudum. Fizik, kimya, matematik en sevdiğim derslerdi - zor olması ayrı bir konu. Mesela fizikte bir maddeye etki eden güçlerle ilgili bir bölüm vardı. Siz sandalyeyi bir yere yaslayıp gidersiniz, bir süre sonra sandalye kayar düşer. “Ne oldu birden kimse çarpmadı” bile dersiniz. Aslında siz o sandalyeyi oraya yasladığınız andan itbaren sandalyenin ayakları ile yer arasında birçok güç/kuvvet (sandalye ayağının yere yaptığı baskı, yerin ayağa tepkisi, dikey, yatay, yerçekimi kuvveti, vs), sandalye kayana kadar etkileşim içindedir. Hiç farkında olmayız ama bir mühendislik harikası yaşanmaktadır. Ve düşünün birbiri ile temas halindeki her madde/cisimde tüm bu matematik, güçler dengesi yaşanmaktadır. Bizim haberimiz bile yok. Peki bunları kim kontrol ediyor?

Fotosentez; kimya hocamız tüm tahtayı kaplayan reaksiyon şeması koymuştu. Girenler, çıkanlar, yan ürünler, enzimler, birleşmeler, ayrışmalar. İnanamamıştım. Sonra şunu söyledi hocamız: Hala bu reaksiyonda açıklanamayan kısımlar var. Bir de yan reaksiyonları buraya yazmadık, sığmadığı için. Bu nasıl bir işdir? Her yaprak her saniye bunu yapıyor. İnsanlar daha bunu anlamayı başaramıyor. Dünyada kaç yaprak var. Bir düşünün... Gece gündüz, yüzyıllardır, Türkiye’de, Amazonlarda, Amerika’da, Japonya’da... Tüm bu yapraklar aynı şeyi birbirinden habersiz nasıl yapıyor ve neden yapıyor? Durup dururken bir yaprak (mesela ilk yaprak) neden bu kadar kompleks bir işlem yapmaya karar versin ya da ihtiyaç duysun ve nasıl yapabilsin. En modern laboratuarlarda zor yapılan işlemi nasıl yapsın.

Sonra Kuran’ı okuduğum zaman fizik, kimya konularında karşılaştığım açıklamalar, Kuran’a olan hayranlığımı kat be kat arttırdı. Bunlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum burada.

 YAŞLILIKTA KEMİK ERİMESİ

Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım." (Meryem Suresi, 4)

Meryem Suresi'nin 4. ayetinde geçen "vehene" kelimesi, "gevşedi, zayıf düştü, yetersiz kaldı" anlamlarına gelmektedir. Bu ayette yaşlılıkla birlikte, kemikte olan değişimi tarif etmek için kullanılan kelime son derece hikmetlidir. Ancak günümüz teknolojisiyle detaylı ölçümleri yapılabilen kemik taramaları, "kemik erimesi" olarak bilinen hastalığın görüntülenmesini mümkün kılmıştır.

Tıpta "osteoporoz" olarak tanımlanan bu hastalık, kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan kemik metabolizması hastalığıdır. Osteoporoz kelimesi; osteo (kemik) ve poroz (delikli) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Kemik, bal peteği görünümünde olup başta kalsiyum olmak üzere önemli mineralleri depolar. Kırk yaş civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Daha çok yaşlılarda görülen ve kemik dokusunun yoğunluğunun azalmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, ileri düzeylere geldiğinde kemiklerin kolaylıkla kırılabilmesine neden olmaktadır.

DOĞUMU KOLAYLAŞTIRAN ÇEKME HAREKETİ

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin." (Meryem Suresi, 23-25)

Günümüz tıp bilgileri göstermektedir ki, doğum sırasında bir cismin çekilmesi, bebeğin doğum kanalından aşağıya doğru hareket etmesini kolaylaştırmaktadır. Çekme sırasında kullanılan kaslar, bebeğin rahim dışına itilmesini sağlayan kaslar ile aynıdır. Bunu sağlamak için tavana asılmış bir ip veya destek bir kola asılma, doğum yatağının iki kenarına yerleştirilmiş kolları çekme veya bir başka kişinin elinden tutup çekme gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bunun için "squat bar" denilen, doğum esnasında yataklara monte edilen ters U şekilli bir bar kullanılmaktadır. Bu barın çekilmesi bebeğin rahim dışına itilmesi aşamasını kolaylaştırmakta, doğum kanalının derinliğini kısaltmakta, rahim ağzını genişletmekte ve doğum esnasında kullanılan pek çok alet ve tekniğe olan ihtiyacı azaltmaktadır.

Hz. Meryem'e de Allah'ın meleği aracılığı ile hurma dallarını kendine doğru sallamasını bildirmesi son derece hikmetlidir. Ayette geçen “huzziy” kelimesi "hızlıca sallamak, silkelemek, hareket ettirmek, sars­mak" anlamlarına gelmektedir. Dallara uzanılması, kendine çekilmesi doğumu kolaylaştırıcı hareketlerdir. Günü­müzde uygulanan bu teknik, Allah'ın Hz. Meryem'i rahmetiyle desteklediğinin, Kuran'ın herşeyin bilgisine sahip Yüce Rabbimiz'in vahyi olduğunun delillerinden biridir.

KANDAKİ OKSİTLENME

Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur. (Mutaffifin Suresi, 14)

Mutaffifin Suresi'nin 14. ayetinde kalpler için kullanılan "pas tutma" ifadesi, kalpte gerçekleşen biokimyasal bir reaksiyona işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Pas bilindiği gibi, demirin oksijen­le reaksiyona girmesi -okside olması- sonucu oluşur. Havadan aldığımız oksijen de, kandaki hemoglobinde bulunan demir sayesinde vücutta taşınır. Bu esnada oksijen, kandaki demir ile reaksiyona girer. Böylece insan vücudundaki kanda -dolayısıyla dolaşım sisteminin merkezi olan kalpte- sürekli olarak paslanmaya benzer bir reaksiyon oluşur.

Hatta vücuttaki demir fazlalığı, aynen paslanma benzeri oksitlenme yaparak, tüm vücut hücrelerinin erken yaşlanmasına neden olur. Vücutta aşırı demir birikmesi sonucu oluşan "hemokromatoz" hastalığında da, demir zehirli bir etki meydana getirerek, kalp, karaciğer gibi organların iflasına sebep olur. Bu olay, demirin oksitlenmesi sonucu oluştuğu için, organlarda "pas birikmesi" ya da organların "paslanması" olarak tarif edilir. Science News dergisinde Dr. Sharon McDonnell, demirin organları oluşturan hücreleri okside etmesini "Bu paslanmadır." ifadesiyle tanımlamaktadır.

 KURAN’DA KANIN YASAKLANMASININ

O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)

Allah'ın kanı insanlara haram kılmasının hikmetleri 20. yüzyıl bilgileri ile ortaya çıkmıştır. Kan sindirim esnasında emilen protein, şeker, yağ gibi maddelerle, vitamin, hormon ve oksijeni hücrelere taşıyarak canlılığın devamını mümkün kılar. Diğer taraftan vücuttan atılması gereken çeşitli zehirli maddeler, zararlı atıklar da kan yoluyla taşınır. Bu bakımdan kanın en önemli görevlerinden biri de üre, ürik asit, keratin ve karbondioksit gibi hücrelerden gelen atıkları taşımaktır.

Dolayısıyla kan içilmesi durumunda, kan yoluyla taşınan bu zararlı maddelerin vücuttaki seviyeleri çok yükselir. Bu da kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelerin -"üre"- miktarını arttırır. Bu durum komaya kadar gidebilecek beyin fonksiyonu bozukluklarıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle sağlıklı bir hayvandan alınsa bile, kanda zararlı bileşenler -kanın görevi itibariyle- daima bulunur. Hasta bir hayvandan alındığı takdirde ise, çeşitli parazitler ve mikroplar da kan yoluyla taşınmış olur. Bu durumda, mikroplar kişinin kanında çoğalarak, tüm vücuda yayılabilir. Nitekim asıl tehlike unsuru olan da bu yönüdür. Bir insanın kan içmesi durumunda, tüm mikroplar ve atık maddeler kişinin vücuduna yayılarak, böbrek yetmezliği, karaciğer koması gibi hastalıklara yol açacaktır. Bunların yanı sıra kanla taşınan mikropların çoğu mide ve bağırsak duvarlarına zarar vererek daha pek çok hastalığa neden olabilecektir.

DENİZ VE KARALARIN ORANI

Kuran'da geçen "deniz" ve kara" kelimelerinin sayıca birbirlerine oranı, bugün modern bilimin tespit ettiği oranla birebir aynıdır. Kuran'ın indirildiği dönemde henüz kıtalar keşfedilmemişti ve kara-deniz oranının tespit edilmesi mümkün değildi. Amerika gibi büyük bir kara parçasının keşfedilmesi dahi, ancak 15. yüzyılda mümkün olmuştur.

"Kara" kelimesi Kuran'da 13 kere geçerken, "deniz" kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran'da bahsediliş sayısı olan 13'ü 45'e bölersek, %28,8888888889 buluruz. Denizlerin Kuran'da bahsediliş sayısı olan 32'yi 45'e böldüğümüz zaman ise, %71,1111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır.

"Kara" kelimesinin Kuran'da geçiş sayısı = 13

"Deniz" kelimesinin Kuran'da geçiş sayısı = 32

Dünya üzerindeki karaların oranı = 13/45 = %29

Dünya üzerindeki denizlerin oranı = 32/45 = %71

DÜNYA'NIN GÜNEŞ'İN ETRAFINDA DÖNÜŞÜ: 365 GÜN

 Kuran'da "gün (yevm)" kelimesi 365 defa geçmektedir. Bildiğiniz gibi Dünya'nın Güneş etrafında dönüşü 365 gün sürer. Dünya, Güneş'in etrafında dönerken kendi etrafında da tam 365 defa döner.

Kuran'da "gün (yevm)" kelimesi 365 defa geçmektedir.

Dünya'nın Güneş etrafında dönüşü 365 gün sürer.

OZON TABAKASI

"Ozon" kelimesi Arapçada, Türkçede ve diğer tüm yabancı dillerde hemen hemen aynı şekilde okunup yazılmaktadır. Ozon kelimesini oluşturan harfler, Cin Suresi'nin 6. ayetinde yan yana geçmektedir. Üstelik bu ayetten sonraki ayetlerde ise, gökyüzünün "koruyucu" özelliğine dikkat çekilmektedir: Bu ikisinin (Ozon ve koruyucu) ard arda gelmesi tesadüfle açıklanamaz.

Doğrusu Biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla (parlak yıldızlarla) kaplı (doldurulmuş) bulduk. (Cin Suresi, 8)

 KUM TEPELERİ VE MARS GEZEGENİ

 Kuran'daki "Ahkaf" Suresi, kelime anlamı olarak "kum tepeleri" anlamına gelmektedir. Astronomide Mars denildiğinde akla ilk gelen özelliklerinden birisi, Mars'taki yüksek kum yığınları, yani dev "kum tepeleri"dir.

Ahkaf Suresi'nin 23. ayetindeki harf dizilimlerine baktığımızda ise, Arapça Mim, Elif, Ra ve Sin harfleri yan yana gelerek, Mars kelimesini oluşturmaktadır.

Bu harflerin Mars'ın en belirgin özelliklerinden biri olan ve "kum tepeleri" anlamına gelen Ahkaf Suresi'nde yer alması son derece dikkat çekicidir. Üstelik sadece Mars değil, aynı zamanda Mars'ın uydusu olan gök cismi "Deimos" kelimesi de bu surede yan yana geçmektedir. Mars'ın çevresinde dönen "Deimos" isimli gök cismine ait harfler, Ahkaf Suresi'nin 30. ayetinde yan yana gelmektedir.

 KUANTUM FİZİĞİ

Kuran-ı Kerim'in indirildiği çağda, kuantum fiziği ve atomaltı parçacıklar bilinmiyordu. Kehf Suresi'nin 37 ve 39. ayetlerinde bu tür oluşumlardan bahsedilmektedir;

"Nötron" kelimesini oluşturan harfler (Arapça Nun-Te-Re-Nun harfleri), tüm Kur'an-ı Kerim'de baştan sona sadece iki ayette geçmektedir. Bunlardan birisi 18. Surenin 39. ayetidir ve "nötron kütlesi = 1839 me" olarak ifade edilmektedir.

Görüldüğü üzere, Kehf Suresi'nin 39. ayetinde hem nötron ismine hem de ayet numarasıyla nötronun ağırlığına açıkça işaret edilmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Aynı durum "Proton" için de geçerlidir. Proton kelimesini oluşturan harfler (Arapça Be-Re-Te-Nun harfleri) Kuran'ı Kerimde nötrona oranla daha fazla sayıda geçmektedir. Ancak Kehf Suresi'nin 37. ayetinde, yani 18:37 no'lu ayette, proton kelimesini oluşturan harfler soldan sağa yan yana gelmektedir. Proton'nun kütlesi ise "1836-1837 me arasındadır" ve "1837 me" olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla burada da ayetin numarası olan 18:37, protonun ağırlığı olan "1837 me"ye işaret etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Diğer binlerce ayette bu harfler yan yana gelmemekte, tam 18. Surenin  37 ve 39 numaralı ayetinde “proton” ve "nötron" kelimeleri ortaya çıkmaktadır.

Tüm bunlar Kuran’ın mucileridir. MaşaAllah.

 

 
Toplam blog
: 17
: 3951
Kayıt tarihi
: 12.11.13
 
 

1980 Istanbul doğumluyum. Boğaziçi Universitesi Psikoloji mezunuyum İnsan düşününce insan..