- Kategori
- Yurtiçi Tatil
Çeşme ve Arinnanda

Çeşme arinnada oteli
Arinnanda Hitit mitolojisinde anlatılan hikayelerde yer alan bir dağın ismidir. Mitolojide halkın tehlikelerden kaçmak için sığındığı dağın adı Arinnanda olarak geçmektedir.
Hitit dininde tanrıların önemli yeri olduğu gibi tanrıçalarda önemli bir kısmı kaplıyordu, bunların başında teşupun karısı olan hepat baş tanrıçayla aynı öneme sahiptir. Hatta onun için ülkelerin kraliçesi denilmekteydi bu tanrıçanın çok önemli olduğun murşili’nin yıllıklarından öğrenmekteyiz.
Yıllıklara göre Hitit ülkesinin topraklarının bu tanrıya ait olduğu belirtilmektedir.Hepat ın teşupla evli olduğunu en iyi kanıtlayan belge yazılı kaya kabartmalarıdır .Güneş tanrıçası Hititlere Anadolu halkı tarafından aktarılmıştır. Hattilerden olduğu sanılmaktadır.
Arinnanın güneş tanrıçası, ülkelerin kraliçesi, Hititlerde tıpkı hattiler de olduğu gibi tanrıçaya değer vermişler, hatta ona değişik isimlerde bayramlar yapmışlardır. Güneş tanrıçasının kutsal hayvanı tam olarak bilinememekle beraber yazılı kaya kabartmalarında panter üzerinde tasvir edilmiştir. Ancak değişik yerlerde aslanın üzerinde durduğu da görülmektedir.
Ben ise İzmir Çeşme bulunan Otel arinnandadan söz ediyorum.. Güneşi, denizi, kumu, iklimi, rüzgarı ve eşsiz gece hayatı ile tanınan bir tatil beldesinde bulunmaktan çok mutluyum.. Arinnanda ;Çeşme ve Alaçatı, Ilıcaya cok yakın mesafede.. denize mesafesi 250 m, en yakın plaj olan boyalık plajına 800 m dir. Boyalik plajı, Ilıca plajı ve Altın Kum plajı ile birlikte Çeşmenin en güzel plajlarından olduğunada şahit oldum.. restoran, kafe ve marketleri olan küçük bir çarşı vardı.. Özellikle balık restoranları ile isim yapmış olan yer Dalyan'dır. Çeşme, Ilıca, Alaçatı, Ildırı ve diğer yerlerde de balık restoranları mevcuttur.
Öyküsü nerede baslar nerede biter kimse bilmez, bilemez. Bilinen bir alacalıgın, bir allıgın oldugu. Bilinen yüzyılların öyküsünün tas duvarlarda, toprakta ve denizde gizlendigi.
Kimi zaman yarısların yenilmez bir Alaca atı olmus öykülerde. Alaca at uzun yelesiyle rüzgârla yarısırmıs. Alaca at hep denize karsı şaha kalkarmıs. Ve bir gün Alaca at şahlandığı denizin sonsuzluguna kosmus.
Kimi zaman al yanaklı kara gözlü, uzun saçli Alaca kızın askı olmus öyküler. Alaca kız bağlarda üzüm toplar sarkılar söylermis askına, onun hüzünlü sesini dinleyenleri üzer gözyası döktürürmüş..
Askını denizde beklemeye baslamıs Alaca kız, kimse bir daha ne Alaca kızı ne de askını görmüs. Anlatılan ayın parlak oldugu günler de Alaca kız ile askı denizden çikar dans ederlermis. Ve öyküler alaca sehirde hep anlatılmıs. Ilik rüzgârli aksamlarda Alaca at ve Alaca kız bu öykülerle anımsanmıs. Bu öyküler rüzgâra ve denize karısmıs. Bu öyküler anlatılır Alaçati'nin yeni konuklarına. Bu öyküleri dinler konuklar rüzgârdan ve denizden...
Bu güzel seçkin oteli bana bulan da eşimdi. O benden çok önce orada bulunduğu için, gittiği için yeri bulunduğu, gezmiş, araştırmıştır.Kendisi aynı zamanda iyi bir araştırmacı, gezi rehperidir..
Ilıca’da otobüsten iner inmez beni karşıladı.. Sana harika bir otel buldum, sessiz sakin ve çok temiz dedi..Sonrada devam etti; İnşaat fakültesi mezunu Oktay Akkoyunlu, Eşi Mimarlik fakültesi mezunu Başak Akkoyunlu, Arinnanda Otel'i inşaa etmişler, ve işletmesini de kendileri üstlenmişler diyede ekledi…
Ayrıca benim meslektaşım olduklarınada cok sevindim…Ben Başak hanıma tanımadım ama, Oktay beyle zaman zaman söhpetlerimiz de oldu..Alçak gönüllü, misafirferver, cana yakın biri olduğunuda kısa zamanda anladım..
Gündüz sabah saat 8 gibi kalkıyoruz, sabah kahvaltımızı yapıyoruz, sonra sırası ile Ayayorgi Koyu, Babylon, Dalyan Kocakarı Plajı, Boyalık;Aynı zamanda da Altınyunus tatil köyü ve Altın Kum gibi yerleri geziyor ve denize giriyoruz…
Gece ise Çeşme marinada… Monk by Babylon, Port Balık, Tuval, Wineway, Bonjour, Köprü Bistro, Mado, Kumrucu Şevki, Rouge Marine gibi harika yerlerde, Yemek, bazenda dondurma yiyoruz…
Eşim bana sürekli Çeşmenin tarihi anlatmayada devam ediyor..
Antik Çağ’da en eski yerleşik uygarlıklardan İon medeniyetleri ile başlar Çeşme'nin tarihi. 13 İon kentinin neredeyse en güçlü oluşumlarından biri bu topraklarda hüküm sürmüştür.
Çeşme'nin tarih sayfalarına geçen ilk yerleşimi olan Erythrai Antik Kenti, Roma İmparatorluğu hükümdarlığına girene dek, bu topraklarda, Pers akınlarından Yunan savaşlarına ve siyasi çekişmelere kadar türlü zorluklara direndi. Nihayet dünyanın o güne dek gördüğü en büyük imparatorluk olan Roma İmparatorluğu bölgeye hâkim olduğunda, başta Çeşme yarımadası tarihinin en baş döndürücü gelişimini yaşadı.
Modern bilimin alfabesini belirleyen bu medeniyet, kendi gelişimini, bilgisini ve aklını yansıttı bu topraklara. Dağı taşı elleri ile oydu, işledi, bağ yaptı. Doğu - batı medeniyetlerini birleştiren bu geçiş kapısında, ticaretin akışına yön verdi. Bizans'ı Osmanlı'yı gördü geçirdi. İranlı'dan Yunan'a, Yahudi'den Arnavut'a, Kazak'tan Çerkez'e, Boşnak'tan Rum'a, İtalyan'dan Finikeli'ye, kavimlerinden imparatorluklara, nice kültür ve medeniyeti harmanladı bu topraklar.
Batının penceresinden doğunun başladığı nokta, doğunun gözüyle batıya açılan son kapı olmuştu. Yurdumuzun dört bir yanından ve hatta yurt dışından, bu diyara bir kez olsun yolu düşen, Çeşme sevdalısı olur çıkar... Çünkü burada dokunacak çok tarihi eser, görülecek çok doğa harikası mevcuttur…
Osmanlı Donanması'nda bulunan askerlerin duraklarından olan Çeşme, bu leventlere yıllarca su sağlamıştır. Bu nedenle ismi Çeşme'dir ve beldede birçok ünlü çeşme yer alır. Her çeşmeye de beldenin ileri gelenlerinin isimleri verilmiştir.
Çeşme'nin en eski yerleşim alanlarından biri Germiyan'dır. Osmanlı mimarisinin özelliklerinin görüldüğü bu belde, tipik bir Ege köyüdür ve Çeşme'de olup doğallığını koruyabilmiş nadir yerleşkelerdendir.
Çeşme'de Ildır tarihi kentine gün batımını izlemeden, Dalyan'da balıkçıları seyretmeden, Aziz Haralambos Kilisesi'ni görmeden, Ovacık'taki üzüm bağlarından bir salkım tatmadan dönmeyin. Çeşme Kalesi’ni gezmeden, Çeşme kaplıcalarında dinlenmeden de dönmek olmaz hani diyor..Çeşme gece hayatı da anlatıldığı kadar var gercekten…
Çeşme tarihi hakkında bana fikir verirken;Çeşme kalesinin önünde, Bir eli aslanın başında olan, ünlü Cezayirli Hasan Paşanın heykelini önünde resim çektirmeyide ihmal etmiyoruz…
Yine bir gece Çeşme açık hava tiyatrusunda Funda Arar şarkıları ile kendimizden geçiyoruz.. Yalnızlık Durağı, Camdan Kalp, Sevgiliye, Aşkın Bana Değdi Değeli, Kırık Düşler..
3 gün sonra yine aynı yerde; Kırık Kalpler Durağında, Vay halima dinle, Sevdim Sevilmedim, Ada Sahillerinde Bekliyorum, Yalvaramam, Yazık Oldu, Bensiz, Ağlıyor Musun?, Aşkı Ne Sandın, Candan Erçetin ile Kalenin Bedenleri ile oynuyor ve unutulmaz saatler geçiyoruz…
Bir başka gecede;Alacatıda meşhur Maria’nın yerinde de balık yemek için gidiyoruz ama gelenlerden mennun olmadan çok para ödeyerek cıkıyoruz..
Huzurlu, Neşe içinde, Stresten uzak, Robinson Crusoe
Gibi bir yaşamla gecen, 10 günlük tatilimizde sona eriyor…
Mevlana'ya sormuşlar: " Sevmek mi sevilmek mi?" diye
"sevmek" demiş.çünkü sevildiğine hiçbir zaman emin olamazsın.
Ama ben, sevildiğimi biliyorum..Bana bu duyguları yaşatan eşime teşekkür ediyorum…
Hikmet Metin Çavdar