​ CHP’nin Dış Politikası’nda İsrail, İran ve Avrupa Birliği / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '11

 
Kategori
Siyaset
 

CHP’nin Dış Politikası’nda İsrail, İran ve Avrupa Birliği

CHP’nin Dış Politikası’nda İsrail, İran ve  Avrupa Birliği
 

Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün oğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Dış Politika’dan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk bir söyleşisinde iktidara gelmeleri durumunda ne gibi bir dış politika tatbik edeceklerini beyan etmiş. Bu beyanatta dış politika da ki tüm temel konular ile alakalı Cumhuriyet Halk Partisi’nin görüşleri belirtilmiş. Fakat ben bugün olası Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye’nin İran, İsrail ve Avrupa Birliği’ne olan bakışına dikkatleri çekmek istiyorum. Osman Korutürk Türkiye’nin tatbik ettiği dış politikasıyla alakalı görüşlerini belirtmek üzere Washington'daki düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde (CSIS) konferans verdi. Bu konferansta Korutürk, Türkiye'nin Ortadoğu sorununun taraflarıyla iyi ve eşit mesafede ilişkilere sahip bir ülke olarak sorunun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirterek; “Türkiye-İsrail ilişkileri sadece iki ülke değil, bölge barışı için de önemli. İsrail ve diğer taraflarla iyi ilişkiler, geçmişte oynadığımız rolü tekrar oynamamıza imkan verecek" ifadelerini kullanıyor. (Tarih: 31 Mart 2011, Perşembe-TurkishNY.com) Osman Korutürk’ün Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajda ise kurduğu cümlelerde İran ile alakalı şu ifadeleri kullanmakta. “- Şimdi biz İran’a büyük bir sempati besliyoruz gibi görünüyor. İran’ın bizi büyük bir takdirle mi izlediği yoksa kıs kıs gülerek mi kullanmaya çalıştığı konusunda bunu iyi bir görmemiz lazım. 

- İran gayet rasyonel politikalar izler, İran kendi gündemini çok profesyonelce belirler ve uygular. O gündemin içerisinde de bizim çok büyük bir itibara sahip olduğumuzu söylemek güçtür. Bizim çok büyük bir itibara sahip olmamızı istediğini söylemek de güçtür İran’ın... 

- İran ile biz, bu bölgede başa güreşen iki ülkesi olarak belli bir rekabetimiz var. Bu rekabet, bizim birbirimize saygı duymamıza engel değil. Bizim birbirimizle işbirliği yapmamıza engel değil. Bizim Asya’ya açılımımız İran, İran’ın Batı’ya açılışı biziz. Kaç yüz senedir sınır itilafına girmemişiz. Kültürlü, büyük derin felsefesi olan bir devlet. Bugünkü rejimden bağımsız olarak her zaman öyle olmuş bir devlet. Fakat o devlet ile bizim aramızda, hafif birbirine karşı dikkatli olma mecburiyeti vardır. O mecburiyeti bir tarafa bırakıp da İran ile iş yaptığınız zaman İran, siz onu kullanmak istemeseniz dahi, İran sizi kullanmak ister. Onda bir tereddüt yok.”
Daha sonra şu ifadeleri ekliyor:
- Öteden beri bizim dış politikamızda önemli ilke vardır. Bu ilke şu; başkalarının iç işlerine karışmayacaksın, kendileri tarafından talep edilmedikçe başkalarının işlerine karışmayacaksın, bu kötü niyetle karışmamak gibi, iyi niyetle de karışmamak. Birincisi bu. İkincisi Araplar arası itilaflarda da çok fazla yer almayacaksın. Çünkü Arapların kendi sorunları çok değişik denklemlere dayalı sorunlar ve o denklemlerin içerisine bizim girmemiz çok kolay değil. Bir de üstelik Arapların, hükümetin onu çok gözardı ettiğini düşünüyorum- bizim Osmanlıcı eğilimler içerisine girmemizden bir böyle eskiden gelen kuşku var. O kuşkuyu canlandıracak biçimde o eğilimlere girmezdik çok fazla. Ancak Araplar tarafından istek gelirse, arabuluculuk isteği, kolaylaştırıcılık isteği, onu da çok iyi değerlendirerek çok fazla içerisinde yer almadan dengeli biçimde yapabiliriz bunu... (Tarih: 31 Mart 2011, Perşembe-TurkishNY.com) Bundan sonra Korutürk’ün söylediklerinden şu mana çıkıyor: 1) Türkiye’nin tatbik ettiği mevcut politikalarında İran tarafından kullanıldığı şüphesi yatıyor. “Bizim Asya’ya açılımımız İran, İran’ın Batı’ya açılışı biziz. Kaç yüz senedir sınır itilafına girmemişiz. Kültürlü, büyük derin felsefesi olan bir devlet. Bugünkü rejimden bağımsız olarak her zaman öyle olmuş bir devlet. Fakat o devlet ile bizim aramızda, hafif birbirine karşı dikkatli olma mecburiyeti vardır. O mecburiyeti bir tarafa bırakıp da İran ile iş yaptığınız zaman İran, siz onu kullanmak istemeseniz dahi, İran sizi kullanmak ister. Onda bir tereddüt yok.” İfadeleri de bunu göstermekte. Korutürk’ün bu ifadeleri aynı zamanda olası Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı’nda Türkiye’nin tatbik edeceği İran politikasının vazife başında olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden çok daha farklı olacağını söyleyebiliriz. Adalet ve Kalkınma Partisi, daha doğrusu II. Körfez Savaşı sonrası İran ile başlayan müspet gelişmeleri kastediyorum. Bu zaviyeden baktığımızda söz konusu durumun bölgede sıkışmış olan İsrail’e adeta hayat öpücüğü olacağını görmek hiç de mübalağa olmayacaktır. Tam bunu söylemişken Korutürk’ün şu sözleri de bu bakımdan imdadımıza yetişmekte. Korutürk, Türkiye’nin Ortadoğu sorununun taraflarıyla iyi ve eşit mesafede ilişkilere sahip bir ülke olarak sorunun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirterek: “Türkiye-İsrail ilişkileri sadece iki ülke için değil, bölge barışı için de çok önemli. İsrail ve diğer taraflarla iyi ilişkiler, geçmişte oynadığımız rolü tekrar oynamamıza imkan verecek” ifadesini kullanmakta. Bu ifadelerinden anlaşılacağı üzere Korutürk hükümetin İsrail ile olan kötü ilişkilerini anımsatarak Ortadoğu’da ki İsrail’in de dahil olacağı tüm taraflarla konuşarak Türkiye’nin ağırlığını arttıracağını belirtiyor. Oysa aynı Korutürk Türkiye’nin de aracılığı ile gerçekleştiren Suriye-İsrail Barış Görüşmeleri’nin İsrail’in Gazze Saldırısıyla noktalandığını unutmuş gözüküyor. Oysa bu gelişmenin Türkiye’yi Arap Ülkeleri nezdinde ve bölgede ki ağırlığı bakımından nasıl zor durumda bıraktığını söylemeye gerek yok. Bu bakımdan Türkiye’nin İsrail ile münasebetlerini geliştirmek için uğraşması değil, İsrail’in Türkiye ile münasebetlerini düzeltmek için adımlar atması gereklidir. Buna ayrıca AB ile ilişkileri de ilave etmek mümkün. Cumhuriyet Halk Partisi’nin AB ile olan münasebetlerin devamından yana olduğunu biliyoruz. Oysa aynı Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda Türkiye’nin Annan Planı’nı Kabul etmesine rağmen bu referanduma aleyhte oy kullanan Rum Kesimi’ne kapılarını açması Türkiye’ye yönelik uyguladığı çifte standardın en bariz alametidir. Tüm bunlara rağmen Cumhuriyet Halk Partisi’nin hala Avrupa Birliği’nin peşinden koşup üstüne üstlük Türkiye’de ki kötü de olsa tatbik edilen uygulamaları kendi ülkesine çifte standart uygulayan Avrupa Birliği’ne şikayet etmesi Türkiye’yi yönetmeye talip bir parti açısından en hafif tabiriyle ibret verici bir vaziyettir. Netice İtibariyle; Osman Korutürk’ün İran’a yaklaşımını Türkiye ile ilişkilerini bu ülkeyi kullanarak yürüttüğü şeklinde değerlendirirken, Kıbrıs Konusunda AB’nin takındığı çifte standardından lütfen bahsetmesi ve İsrail’in Türkiye’yi zor durumda bırakan Gazze Saldırısı’na hiç değinmemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin malum mevzuulara bakışı açısından nasıl bir fikre sahip olduğunu göstermektedir, sanırım. 

 
Toplam blog
: 204
: 673
Kayıt tarihi
: 07.02.08
 
 

Adım Harun ÖZYURT. 11 Şubat 1983 günü Almanya'nın Frankfurt şehrinde doğdum. 1986'da Türkiye'ye dönd..