​ CHP ve üçüncü yol / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '10

 
Kategori
Güncel
 

CHP ve üçüncü yol

Çağdaş demokratik bir devlette, ne milliyet ne de din siyasallaşabilir. Türkiye'de uzun on yıllar boyunca AKP'ye kadar milliyet siyasallaştı. Bu milliyetçi muhafazakar çizgiydi. Türkiye'yi Türk'leştirmek istediler. Bu nedenle, Kürt sorununu ardından PKK sorununu yarattılar. Sol eğilimli toplum kesimlerini on yıllarca boyunca biçtiler. ABD işbirliği içerisinde ülkeyi güdük hale getirdiler.

Şimdi AKP ile birlikte yeni bir çizgi başladı. Bu çizgi ise dini siyasallaştırdı. Eskiden milliyetçliğin destekçisi olarak iş gören muhafazakarlık, şimdi öne geçti. Yeni dönem çizgisi, milliyetçi muhafazakarlıktan çıktı, muhafazakar milliyetçiliğe dönüştü. Yani dincilik öne geçti, Türkçülük onu takip etmeye başladı.

CHP ise ülkenin kuruluş ideolojisine bağlı olarak, yani o zamanın ulus devlet ideolojisine ve laikliğe bağlı olarak şu an üçüncü yol diye tanımlanmak zorunda kalan, aslında birinci yolu seçmişti ve seçmeye devam ediyor.

Seçmişti dedim çünkü, ülkede 60 yıldır sağ partiler iktidarda olduğu için ülkenin kuruluş ideolojisi kendini açma imkanı hiç bulamadı. Seçmeye devam ediyor dedim çünkü, CHP'yi bu asli unsurundan koparmak isteyenlere, CHP'nin değişmesi gerektiği manipülasyonunu yapanlara rağmen, bu birinci yol/üçüncü yol ideolojisini seçmeye devam ediyor.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmalarında kürt meselesi ifadesini telaffuz etmemesinin nedeni, bugünkü milliyetçiliğin siyasallaştırması eğiliminin bir parçası olmasından dolayıdır. Çünkü bunu kullandığı zaman, belli bir siyasal eğilimin tuzağına düşmüş olur. Kürt meselesi, şu anki bağlamıyla belli bir siyasal perspektifi ifade ediyor, o da milliyetçiliğin siyasallaştırılmasına yaslanan bir siyasal perspektiftir.

Çağdaş demokratik bir devlette, ne milliyet ne de din siyasallaşmalıdır. Bu iki kriter bir insanoğlu için asla ne gereklidir, ne de şarttır. Bunlar sadece kültürel hasletlerdir. İnsan tinsel ve kültürel varlık olduğu için, bunları ve geleneklerini kültürel olarak yaşatma hakkına sahiptir. Çağdaş demokratik bir devlet, ancak bu koşulda bunları tanır. Çünkü milliyetin ve dinin siyasallaştığı bir düşünce, demokrasi ve cumhuriyet öğretilerinin mücadele ettiği rakip düşüncelerdir.

Türkiye'nin Türk milliyetçiliğinden, bunun yarattığı Kürt milliyetçiliğinden kurtulması gerekir. Bunun yolu, salt insanı baz alan, onun bireysel hak ve özgürlüklerini, siyasal, kültürel, toplumsal, ekonomik, eğitimsel vs. alanlarda koruyarak, güçlendiren bir siyaset anlayışıdır. İnsanları, Kürt Türk vs. diye siyasal bağlamlarda anlamlandırmak açık ırkçılıktır.

Benzer şekilde Türkiye'nin dincilikten kurtulması gerekir. İnsanlar dini inançlarına göre anlamlandırılamazlar. Din kültürel bir öğedir, herkes suç olmayacak şekilde neye inanıyorsa onu yaşamalı ve bu siyasallaşmaya varmayacak ölçüde desteklenmelidir.

Şu an Türkiye'nin ihtiyacı olan insanın milliyet ve din içinde anlamlandırılmaması, kimliğini bunlardan almaması yoludur.

Türkiye'nin tarihi ise bu ikisinden ibarettir. Belki ehil ellerde Türkiye ilk kez CHP ile bu yola girebileceklerdir. Umarız.

&

Ulus devlet ideolojisi Türkiye'nin buluşu değildir. Zamanında imparatorlukların yıkılması ile yeni toplumsal düzen bu eksende kurulmuştur. Ulus devlet ideolojisine teorik olarak bakıldığında, aslında bir tür gizli ırkçılığı barındırır. Çünkü sonuçta, ırksal niteliğe vurgusu vardır. Ama tarihsel açıdan, zamanında ilerici bir nitelik göstermiştir. İmparatorlukların dağılması ile birlikte belli uluslar ülkelerini kurmuşlar ve buna ilişkin 'ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı' (right of nations to self-determination ) diye bir ilke yaygınlaşmış. Tarihsel açıdan ilericidir, ama teorik olarak gizli ırkçıdır. Çünkü aslında ulus hakkının birey hakkından önce geldiğini savunur. Ama dediğimiz gibi zamanında, imparatorlukların ve kolonyalizmin despotizmine karşı baskı altında olan yerel toplulukların ya da ulusların kendi özgürlüklerini ve öz yönetimlerini ele almaları ilerici sayılmıştır. Ulus devlet anlayışı ulusa vurgu yaptığı ve teorik olarak gizli bir ırkçılığı barındırmakla birlikte, getirilen düzenlemelerle ırkçılık dışlanmıştır. Uulus devlet anlayışında, bir yurttaş milliyetçiliği (civic nationalism) anlayışı hakimdir. Bu anlayış, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 1 ve 2. maddelerinde belirtilen, bütün insanların özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğduğu ve herkesin ırk, dil, din, cinsiyet, renk, görüş bakımından eşit olduğu ilkeleri ile bağdaşıktır.

Ama gizli bir ırkçılığı içerdiği için, sistem ne kadar modifiye edilirse edilsin, bu pek çok ülkede çok çeşitli şekillerde uç vermiş ve etkili olmuştur. Türkiye de hiç kuşkusuz bu ülkelerden biridir.

Ancak Türkiye analizinde sapla samanı karıştırmamak gerekir. Türkiye'nin kuruluşunda, ulus devletin bulunduğunu, ve bunun Türkiye'nin teorik olarak ırkçı bir devlet olduğunun delili olduğunu söylemek yanlıştır. Türkiye'deki esas ırkçılık ve Kürt sorununu doğuran sorun, milliyetçi muhafazakar anlayışın ve sağ iktidarların uygumalarıdır.

Ama bütün bunların ötesinde, teorik düzeyde, ulus devlet anlayışının içinde Türkiye'nin de olduğu ve tüm diğer ülkeler için aşılması gerektiğini savunmak mümkündür ve bambaşka bir konudur. Ulus devletin aşılmasını savunurken, Türkiye'nin uygulamadan kaynaklanan sorunlarını bu probleme dahil etmek de yanlıştır.

Yani, Türkiye'nin verili koşullardaki sorunları, ulusdevlet ideolojisinden kaynaklanmakta değildir.

Ama ulus devlet ideolojisi teorik olarak eleştirilmeye ve aşılmaya muhtaçtır.

Çünkü ulusu, ve ulusu kuran nüveleri, yani, dini, dili, milliyeti bireyden öne koymaktadır. Bu, demokratik ilkelerle, insan hakları evrensel beyannemesi ile ne kadar ılımlılı hale getirilirse getirilsin, sonuçta potansiyel olarak ırkçıdır.

&

Türkiye'yi bekleyen sorun bu nedenle çetrefillidir. Bir yandan, dinin ve milliyetin siyasallaşmasını engelleyerek, modifiye edilmiş asli ulus devlet ideolojisini hakkıyla yerine getirmeye dönmesi gerekir, ama aynı zamanda, artık, yavaş yavaş aşılmaya başlanan tarihsel ulus devlet döneminden ideolojisini dönüştürmesi gerekiyor.

Yeni dönem, elbette, salt bireyin, bireysel hak ve özgürlüklerin, her türlü dogmatik, baskıcı din gibi, milliyet gibi, dil gibi, grup dinamikleri gibi yapılardan kurtarılması ve bunların önüne geçirilmesi ile olacaktır. Dinler, milliyetler, ve bireyi baskılayan her türlü sistemin yıkıldığı bir dönem ve buna uygun toplumsal düzenin oluştuğu bir düzen olacaktır.

Türkiye'de CHP'nin üçüncü yol anlayışı ile dinsel güçler, milliyetçi güçler eğer doğru yerlerine oturtulabilirse, bunun üzerinde, teorik olarak ırçkı olan ulus devlet anlayışından da kurtulma aşamasına geçilebilir. Ya da bu ikisi birlikte yürüyen bir süreç olursa, ortalık yine toz duman olur. Kimin eli kimin cebi belli olmadan, bir tür deprem oluyormuşçasına düzenler değişir. Kimileri hak gaspı yapar, kimileri de hak kaybına uğrar. Ama tarih ve süreç durmaz, haklıyı da haksızı ezer geçer.

 
Toplam blog
: 467
: 1012
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..