Çıkmaz yol - 1. Bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '09

 
Kategori
Öykü
 

Çıkmaz yol - 1. Bölüm

Çıkmaz yol - 1. Bölüm
 

Kırmızı ışık... Şehirdeki tüm trafik ışıkları sanki ortak bir karar almış gibi kırmızı renkte bir erkek figürü yansıtıyorlardı. Kadınlar kırmızı ışıkta geçebilir anlamı çıkarılabilir miydi buradan? Düşünmek istemiyordu. Belki neşeli olduğu bir gün, hayatında önemli bir yer tutmayan bir arkadaşı ile trafik lambalarının seksistliği hakkında konusup vakit öldürebilirlerdi. Hatta eğer detaylara dikkat eden bir arkadaşı ile konuşursa figürün bir seks’e sahip olmadığına bile bağlanabilirdi muhabbetleri. Gözlerini kapattı ve bu saçma sanal tiyatroyu kafasından atmaya çalıştı. Yeterince senaryo vardı kafasında zaten. Başka bir oyuna gerek yoktu. Bugüne kadar problem sahnede hep figüranların olması değil miydi zaten? Asıl adamların hepsi gitti. Asıl kadın ise artık hem şişmanlığını hem de sahneye çıkmayı reddediyor. ”Hayat bir sahnedir...”.

Gözlerini kırmızı figürden ayırıp önündeki sahneye baktı. Araçlara yanan yeşil rengin önünde sıra sıra dizilmiş arabalar, kızgın boğaların arka ayaklarını yere sürterek çıkardığı toz bulutu misali egzost borularından dumanlar salıyorlardı. Tipik bir İstanbul mesai saati bitimi trafiği... Sahne tozu yutmak böyle birşey olsa gerek diye düşündü Derya son model gece mavisi Sedan aracının üfleçlerinden içeri dolan egzost kokusunu solurken. Yeşil ışıkta bile ilerlemeyen trafikte, kalan tüm renkler sürücüler için anlamını yitiriyordu. Sinirden titreyen sol ayağı ile debriyajı basılı tutmaya çalışırken sağ ayağı ile de gaz pedalına basıyordu. Gaz pedalının aşağı yönlü hareketi ile çalışan pistonlar püskürtülen benzini sıkıştırıp bujilerin yardımı ile ateşleme sistemini aktive ettiğinde motordan çıkan ses dışarıdan gelen korna ve motor sesi kakofonisine karışıyordu. Gözlerini tekrar lambadaki kırmızı erkek figürüne çevirdi. “Canınız cehenneme...” diye söylendi. “Umarım hepiniz o lambada parlayan erkek figür gibi hadım edilirsiniz...”. Gazı biraz daha pompaladı ve motordan gelen sesin bir surround sistem desteğine sahipmiş gibi tüm arabaya yayılışını dinlerken önündeki arabanın stop lambasının ışıklarının söndüğünü gördü, bu iyiye işaretti. “Yürüyelim bakalım...” . Vitesi bir’e taktı ve gaza bastı. Yaklaşık 100 metre ileride köprü çıkışı vardı ve köprü yolu açık gözüküyordu. Sağ sinyalini verdi. Arabalar sağ taraftan birbirine kilitlenmiş tren vagonları misali yapışık düzen geçiyordu ve hiçbirinin sağ sinyalini vermiş bir arabaya yol verme niyeti yoktu. Cesaretini topladı ve birbirinden biraz kopuk gözüken iki araba arasına burnunu verdi. Derya'nın bu hamlesi ile öndeki araba arkadakinden bağımsızlığını ilan ederken, arkada kalan araba önce hızlanıp geçmek istedi, yeterli açıklığı bulamayınca da acı bir fren yapıp frene bastığı sertlikte kornaya bastı ve uzun bir süre basılı tuttu.

Tipik bir İstanbul mesai bitimi trafiği... Uğruna savaşması gereken bir şerit daha kalmıştı. Dış dikiz aynasından sağ şeriti kontrol etti. Köprü çıkış şeridinden tek tük araba geçiyordu. Bir otobüsün arkasından sağ şeride girdi ve ikinci vitese takıp köprü yoluna devam etti. Sapaktan girdikten sonra yol sağa doğru kıvrılıyordu. Direksiyonu hafifçe sağa doğru çevirip yarım daireye yakın bir eksende ilerlerken Boğaziçi de yavaş yavaş ön camda belirmeye başlamıştı ki altı adet kırmızı ışık saçan stop lambası görüş alanına girdi. Frene basıp arabayı durdurdu. İki şeritli yolda üç sıra araba vardı ve köprüye doğru baktığında durum orada da hiç iç açıcı gözükmüyordu. Köprü girişindeki tenhalık sinirlerine geçici bir yatıştırıcı etkisi yapmıştı ama işte yine sağ ayağı frende basılı sol ayağı debriyajda titrer halde bulmuştu kendini. İlerleyemiyordu. Bir an nefesinin daraldığını hissetti. Camı açtı ve sol kolunu cam açıklığına dayayıp sol eli ile başına destek vererek yandaki arabaya baktı. Şöför koltuğunda oturan spor giyimli genç bir bayan ile gözgöze geldiler. İkisi de tepkisiz bir şekilde birkaç saniye sonra bakışlarını köprüye doğru çevirdi. Trafik sıkıştığında hep yandaki arabadaki insanlarının hayatını resmetmeye çalışırdı Derya. Kendi hayatını unutmasının bir yoluydu bu. Başka bir hayatı yaratmaya çalışmak. Tanrı da yalnız hayatından sıkıldığı için yaratmıştı evreni belki de kimbilir. Unutmaya çalıştı. Patronunun ikide bir başına gelip bluzunun içinden göğüslerine bakmaya çalışırkenki iğrenç gülümsemesini, her gün o ofise gitmek zorunda olmasını, her gün bu trafiği çekmek zorunda olmasını, yirmi milyon insanın yaşadığı bir şehirde yalnız olmasını, sosyal hayatın trafiğinde sıkışmış olmasını, kendinden sıkılmış olmasını, yaşamak zorunda olmasını... Unutmaya çalıştı... Boğaziçine baktı. Beton yığınlarının arasında seyrelmiş yeşil renkleri seyretti bir süre. Sonra denizin mavisi ile kesişti gözleri. Genzine egzost kokusu dolmaya başladığını hissetti. Yüzü ekşidi. Kafasını camdan içeri soktu ve camı kapattı. Bir an gözü sağ taraftaki hareketliliğe takıldı. İleride sağ tarafa doğru sapan arabalar gördü. Önündeki araba da hareket etmeye başladı. Biraz ilerlediğinde sağ taraftaki korkuluğun bittiğini ve yola çapraz bir çıkış verildiğini gördü. Köprü yolunda daha önce böyle bir çıkış verilmediğine emindi, hatta en son geçen hafta köprüden geçtiğinde de yoktu böyle bir yol. Yakın zamanda bir yol çalışmasına da şahit olmamıştı.

Arabanın sağına doğru eğilip yolun ilerisini görmeye çalıştı fakat yüksek kasalı bir kamyonet tüm görüşü tıkıyordu. Yolun nereye gidebileceğini tahmin etmeye çalıştı. Arkadaki arabalar da yanından hızla geçip bu yola sapmaya başlamıştı. “Ek şerit verdiler herhalde...” diye düşündü. “Deneyelim bakalım... “. Direksiyonu sağa kırdı ve diğer arabaların arkasından yolu takip etmeye başladı. Yol önce sağa sonra da sol tarafa, yani köprü trafiğinin paraleline kavis yapıyordu. Yolun iki tarafı yer yer çimlenmiş eğimli topraktı ve iki kenarında da lastik boyu yüksekliğinde korkuluklar vardı. Kavise saptıktan sonra yol düzleşti. Sol tarafta köprü trafiğindeki arabaların motor ve korna seslerini duyabiliyor fakat eğimli toprak yığınından dolayı arabaları göremiyordu. Bir süre ilerledikten sonra kamyonet sağ tarafta nereye gittiği belli olmayan bir yola saptı. Derya yavaşladı ve kamyonetin saptığı yolun nereye gidebileceğini kestirmeye çalıştı ama yol neredeyse 180 derecelik bir kavis yaptığından ilerisi gözükmüyordu. Saat altıya yaklaşıyordu ama hava halen aydınlıktı. ”Yazın gözünü seveyim...”. Köprü paralelinde arabayı sürmeye devam etti. Gaza basıp üçüncü vitese geçti. İleride hiçbir araba gözükmüyordu. Arkasında araba olup olmadığına bakmak için gözlerini dikiz aynasına çevirdiğinde bir an nefessiz kaldığını hissetti. Dikiz aynasında gördüğü simsiyah bir karanlıktı. Dış dikiz aynasına baktı. O ilerledikçe gün ışığı sanki bir girdapa kapılmış gibi yutuluyor ve yerini simsiyah bir karanlık alıyordu. Derya ilk şoktan kurtulup sert bir fren yaptı. “Neler oluyor...”. Ön camdan baktığında her yer aydınlık idi, dikiz aynasından gördüğü ise zifiri karanlık.

Camı açtı ve kafasını dışarıya uzatıp arkaya baktı. Arabanın sol stop lambasından itibaren sanki simsiyah bir perde çekilmişti. "Sahne arkası...". Kalbi çok hızlı çarpmaya başladı... “Allahım sen aklıma mukayyet ol...”. Başını yavaş yavaş yukarı kaldırırken, vücudunun titremesine hakim olamıyordu. Gözlerini siyah perde boyunca göğe doğru kaldırdı. Gökyüzü karanlığın başladığı noktadan sanki bir giyotin ile kesilmiş gibi duruyordu. Bulutların aydınlıkta kalan kısmı karanlık ile kesiştiği noktada cetvelle kesilmiş gibi düz bir kenar oluşturmuştu. Başını camdan içeri çekti ve koltuğa yaslanıp gözlerini kapadı. “Bu gerçek değil, bu gerçek değil...”. Gözlerini tekrar açtı ve açarken gözkapaklarının bile korkudan titrediğini farketti. Dikiz aynasından aynı karanlık yansıyordu. Bir tehlike olduğundan emin olan ama tehlikenin ne olduğunu kestiremeyen bir ceylanın ürkekliği vardı içinde. Arabada kalıp kalmama konusunda da tereddüt yaşıyordu. Acaba dışarı çıkmalı mıydı? Yoksa sürmeye devam mı etmeliydi? Peki nereye kadar? Benzin bitince nasıl olsa dışarı çıkmak zorunda kalacaktı devam etmek için. “Devam etmeli miyim?” diye sordu kendi kendine. Belki de asıl sorulması gereken soru buydu...

 
Toplam blog
: 89
: 618
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

İlk kitabımı, 'Pal Sokağı Çocukları'nı okuduğumdan beri yazıyorum. Yazmak beni o çocuklar gibi öz..