- Kategori
- İstanbul
Cilveli yar...

By SC
Bir varmış bir yokmuş
Masalımsı bu şehirden
Ne uzak dursan olurmuş, ne koyun koyuna yaşasan…
Zormuş, haylazmış, uçarıymış
Barındırmaz, kolay kolay almazmış
Sıkı sıkı tutunmazsan kollarına atıverirmiş çarkın dışına
Aldımı da bırakmaz, esir eder kul köle edermiş
Havasına suyuna taşına toprağına…
İşte ben!
Bu şehirde doğdum...
Bu şehirde çocuk oldum...
Bu şehirde genç olup
Bu şehirde âşık oldum..
Bu şehirde çoğalarak,
Ev oldum ocak oldum...
Medeniyet diyarı şehri İstanbul
Biraz cilveli
Biraz nazlı
Çokça şımarık,
Ve tutkulu
Kışkırtıcılığı ise en tehlikelisi
Kırdı mı gerdanını, yaktı mı ışıklarını
Hayır diyecek kimse yoktur davetkâr işvesine…
Bir eli Avrupa da, bir eli Asya da
Salına salına süzüldü mü derin maviler üzerinde,
Boğaziçi cilvelenir gözünün içine baka baka
Alıverir seni koynuna farkına bile varmadan…
Her bir adımı tarih
Her bir taşı hikâye
Her bir günü olay
Kalın kabukları, keskin köşeleri
Yakar canını adamın…
Döndün mü köşeleri
Kırdın mı kabukları
Dizdirir incilerini gerdanına cilveli yavuklu gibi…
Çektin mi keskin iyot kokusunu içine,
Buram buram İstanbul kokarsın.
Sen İstanbul kokarsın İstanbul sen kokmaz…
İstanbul çıtır simit kokar
Taze demlenmiş çay kokar
Bakır cezvede köpüklü kahve kokar…
Çaldı mı Müzeyyen Senar çakır keyif rakı balık kokar…
Alır hapseder cazibesi...
İşveli, cilveli dediysem
Kanmayın siz onun bu hallerine
Sanmayın her daim davetkâr…
Onunda var pejmürde halleri
Onunda var dibe vurmuş anları
Dağınık yolları
Karanlık sokakları
Dik yokuşları
Kalın kabukları
Sivri köşeleri
Aç kalmışları
Ha!... bir de trafiği
Denk geldin mi aksi tarafına
Hiç acımaz süründürür
Sevdalı âşık gibi…
Eh olacak o kadarı da
Güzelde, saz da söz de naz da çok olur...
Ey masalımsı şehri İstanbul
Herkes sana bir şeyler anlatma telaşında.
Ne güzel şey, birinin seni anlatmak istemesi
Yazdıklarını sana duyurabilmesi.
Diyorum ya…
Ne seninle ne sensiz
Derim ki yine de,
İlle de sen
İlle de sen…