- Kategori
- İstanbul
Nasıl rehin alındım?
Nisan ayı gelmiş, açan çiçekler İstanbul’un güzelliğine güzellik katmıştı. Bu güzelliklerle süslenen İstanbul’da her zamanki koşturmaca içinde hayatıma devam ediyordum, keyifle, mutlulukla. Genç Liderler Akademisinde Girişimcilik kursuna gidiyorum cumartesi günleri. Bu hafta Ahmet Durul Hocayla tanıştık. “Marka yönetimi” konusundaki dersimizi büyük bir heyecanla adeta çıtımız çıkmadan dinlemiştik. Ahmet Hocanın uzun hayat tecrübesinden kazandıklarını paylaştığı sunumu da günümüzü büyük bir mutlulukla bitirmemize sebep olmuştu. Kısa sürede uzun mutlu bir rüyadan ayrılmış gibiydik.
Dersin ardından Kadıköy vapuruyla yola koyuldum. Kitabımı okuyarak yoluma devam edecektim, Boğazın eşsiz güzellikleri içinde. PR ve medya alanındaki son gelişmeleri anlatan kitabı okumayı planlıyordum. Kitabı elime aldım, birkaç satır okudum. Bir ses böldü okumamı. Yaklaştı bütün sevimliliğiyle yanıma;
- Küpelerinize bakabilir miyim?
- Beğendin mi küpelerimi?
- Evet çok güzeller.
Bu arada elleri saçlarıma uzandı. Anladım niyetini. Çocukları etkileme yolunda saçlarım en büyük avantajım.
- Çok güzel saçlarınız var, çok uzunlar
deyip, saçımı ölçmeye başladı. Bu arada ben de kitaAba bakmaya çalışıyordum.
- Kızım rahat bırak ablayı
- Önemli değil, alışkınım ben.
Gerçekten de kuaföre mecbur kalmadıkça gitmeyen biriyim ama bir sürü çocuk kuaförüm var. Onların saçlarımla ilgilenmesi, kuaförler kadar sıkmıyor.
- Benim de saçlarım uzundu ama kestirdim. Uzunken senin gibi dalgalıydı, kısa olduğu için düz duruyor.
- Kısa zamanda uzar saçın, gene dalgalı olur.
Anladım ki; ben bu yolculukta kitabı okumayacaktım, yanımda okunmaya değer bir kitap vardı. Konu da iletişim olduğuna göre daha ne güzel ne olabilirdi?
Bu arada anne ve babasıyla ilgili küçük sırları da kulağıma söyledi.
- Biliyorsun sırlar söylenmez, saklanır.
Kendi ile ilgili bir sırrı da paylaştı benle, yazamam babası kızıyormuş, Emirle arasındakilere. “Emir’i niye seviyorsun” dedim. “Çok yakışıklı” dedi. Bu arada anaokuluna gittiğini, sınıfta en iyi iki öğrenciden biri olduğunu, babaannesini görmek üzere İstanbul’a geldiğini de öğrendim. Bir de babaannesini görmeye geldiklerini ama O aslında Deniz ablasını görmek istediği için geldiğini de söyledi. Bunu babaannesi üzülmesin diye O’na söylememeye de karar verdik.
Geleceğe yönelik planlarını da konuştuk. Hayvanat bahçesi müdürü olmak istiyordu. “Veteriner mi olmak istiyorsun” dedim. “Yok” dedi müdür olacağım, “bütün hayvanları seviyorum, onları tek tek seveceğim”. Küçük kızımız yönetici olmayı kafasına koymuş. Liderlik yanında çocukluğunda kendini belli ediyor.
- Nerde kuracaksın hayvanat bahçesi?
- Ankara, İzmir, Antalya
- Ooo sen hayvanat bahçesi zinciri kuracaksın.
- Aslında her ilde kursam daha iyi olur. Ben de hepsini gezer kontrol ederim.
Girişimcilik dersinden çıkmış, küçük bir girişimciden projelerini dinliyordum. Yaratıcılık her yaşta içimizde… İskeleye varana kadar konuşmamıza devam ettik. Bu arada çantamdaki çikolatayı da hak etti. Ben de karşılığında öpücüğü.
- Bu tipler böyle işte, her zaman her yerde kazanırlar.
O babasına kızdı, kulağına söyledi sözlerle.
Babası da:
- “Bir insan nasıl rehin alınır” göstermiş oldun, dedi.
Ben yüzümde gülümsemeyle iskeleden gelen tulum sesine odaklandım. “Oyna oyna dik oyna, kollar çubuk olacak”…
Günün sonunda dersi ve yaşadıklarımı düşündüm. Marka tanıtımı, iletişim, reklam, çarpıcı başlık, beklenmedik olaylar derken kelimeleri birleştirdim ve bu yazı çıktı ortaya. Küçük kız belki de ayrıldı bugün İstanbul’dan, bir daha karşılaşır mıyız bilmiyorum. Hayatta geriye kalanlar hafızamızda ve yüreğimde kalanlar. Yüreğimdeki özlemleri uyuttum, “hayat” dedim. Yaşamın elinden tuttum ve yoluma devam ettim…
Mutlu kalmanız dileğiyle…