- Kategori
- Gündelik Yaşam
CinNET Dalgası

Gazeteler ve televizyonlar cinnet haberleriyle dolu...
Toplum olarak, ruhsal yapımız gitgide bozuluyor.
Düşünün ki: Bir anne çocuklarını acımasızca öldürüyor. Bir baba çocuklarını kurşuna diziyor.
Bir polis, bir asker, cinnet getirip sağa sola ateş açabiliyor.
Sokağa çıktığınız zaman da, bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Burnundan soluyan, bela arayan çok sayıda insan aramızda, içimizde yaşıyor.
Birine, gözünüzün üstünde kaşınız var veya yüzünüze sinek konmuş, dikkat edin önünüzde çukur var diyemiyorsunuz...
Çok sakin yapılı, çevresinde sevilen sayılan, karıncayı incitmeyen insanlardan bile bir çılgınlık, bir cinnet hareketi beklerseniz şaşırmayın.
Peki, neden çoğaldı bu cinnet olayları...
* İletişim o kadar yaygınlaştı ki, insanlar dünyanın bir ucundaki haberi anında evlerinde izleyebiliyorlar.
*İnsanlar, televizyonlarının, bilgisayarlarının başında, yalnızlıktan kurtulduğunu zannederek, insanlardan uzaklaşıyorlar. Bir evin içinde bile iletişim koptu. Ailenin bireyleri, kimi bilgisayarın, kimi oyunların, kimi de televizyonlarının başında, kimse kimsenin gözüne bakmıyor , iki kelime konuşulmuyor.
* Yaşamlar, yaşantılar artık herkesin gözü önünde. Kimse kimseden bir şey saklayamıyor. Gizeme, gize, mahremiyete ait alanlar gitgide daraldı. İnsanlar bu anlamda kendilerini kuşatılmış hissediyorlar.
*Kabuğunu kırmak veya kıramamak, yaşadığı çevre ve bu çevreyi aşmaya çalışırken yaşanan sıkıntılar. Anne, baba ve mahalle baskısı. Bir yandan da örfler, töreler ve kuşaklar arası çatışmalar, çelişkiler...
* Ekonomik yönden bağımlı olmak veya bağımlı hale getirilmek. Bu bağımlılığı baskı olarak algılamak. Ekonomik yönden sıkıntılar çekmek, borçlanmak. Başkalarının yaşamına özenmek, lüks bir yaşam düşünmek, kendi gerçeklerinden, hayal dünyasına doğru kaymak ve neticede hayal kırıklıkları ve şoklar yaşamak.
* Cinslerin kendi haklarına sahip olma isteği, kadın-erkek eşitliği, cinsellik, cinsel sömürüler, cinsel baskılar, tacizler, tacizsel yorumlar, özgürlükler arasında bocalayan insanlar...
* Hedefler, başarılar, başarısızlıklar, hâyâl kırıklıkları, yaşanan şoklar tüm bunlara karşı hazırlıksız bir ruhsal yapı...
* Madde, materyal, varlık, zenginlik, parapul, cazibe, görkem, güzellik, malmülk tutkunluğu ve bunları elde tutabilme uğraşısı ve bu sırada boşalan ruhlar, sevgisizliğe, merhametsizliğe doğru kayan bir yaşam...
* Yaşamı, yaşamayı hep bir cinsel obje gibi gören ve tatminsizliği yaşamak, tatminin sınırlarını bulamamak, nefsine hakim olamamak...
* Yaşananlardan, olanlardan kendini sorumlu tutmak, suçluluk hissi, yetersizlik, güçsüzlük...
Tüm bunlar veya bunlar gibi çıkmazlar karşısında donanımsız olan kişiler, çoğu sorunları, çözümsüzlükleri ölüm kalım meselesi gibi görüp, kendilerince çözmeye kalkarak bir çok acıları yaşıyorlar veya yaşatıyorlar.
Toplumumuzda, psikoloğa, psikiyatriste gitmek iyi karşılanmıyor. Gidenlerin de, bir olay karşısında belgeler yüzüne çarpılıyor, bir ölçüde fişleniyor. (O kişinin zaten tedavi gördüğü söyleniyor) Toplumsal sağlığımız ve iletişimimiz için çok önemli olan bu durumu aşamıyoruz. Kendi kafamıza, anlayışımıza, yapımıza, kültürümüze göre birilerini suçlu ilan ediyoruz, suçun cezasını da kendimiz vermeye çalışıyoruz.
Yaşamla, yaşama ile ilgili eğitimleri es geçiyoruz. Kişilik bozukluklarımızı onarıcı yardımlar almıyoruz, alamıyoruz.
Eğitimden başlayan köklü tetbirler alamazsak, gelecek günlerde bu cinnetlik olayları daha çok göreceğiz.
CinNET dalgasının bir salgına dönüşmeden önlemenin yollarını, uzun vadeli de olsa düşünmek zorundayız.
CinNETsiz günler dileğimle...