- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Cinsellikteki paradoksumuz
It is one of the superstitions of the human mind to have imagined that virginity could be a virtue.
Voltaire
“Bekaretin bir erdem olabileceğini düşünmüş olması insan aklının hurafelerinden biridir.”
"Bekaret bir erdem değildir." demiş erkek düşünür. Acaba bu sözü bir bayanı ikna etmeye çalışırken söylemiş olabilir mi?
Bekaret sonsuza kadar korunacak bir erdem değil. Çağımız koşullarında, bekaretin erdemli bir şekilde ‘bozulması’ için evlenilmiş olmak gerekiyor. Resmi görüş bu. Ama diğer yandan, kadın ve erkeğin evlenmeden de cinsel ilişkiye girebilecekleri yaygınlık kazanan bir görüş. Ama yine cinselliğin salt cinsellik için değil, sevgi kökenli yaşanması çoğunluğun tercihi. Salt bir cinsel özgürlük anlayışı kabul gören bir şey değil.
Bekareti korumanın bir erdem olmadığını kabul etsek bile, biz ve düşünür, bekareti korumamanın bir erdem olamayacağını da kabul etmemiz gerekeceğinden dolayı, bekareti koruma eyleminin erdem sözü ile tanımlanamayacağı ama bir olgu olarak karşımızda durduğu noktasına gelelim.
Bekaret bir erdem değilse, o halde 'hemen birine bekaretimi vereyim' diye kimse düşünmez bu saçma olurdu demek istiyorum.
Bekaretin şöyle bir paradoksu var. Cinsellik, insanın kendi iradesi dışında bedenine ve ruhuna konulmuş bir şey. İnsan olarak tamamlanmış bir varlık olarak, dünyaya geliyoruz. Sonra, bu varlığın içine, benimizi, kişiliğimizi ve karakterimizi biz kendimiz koyuyoruz. Ailemizle, çevremizle yaşamla olan haşır neşirliğimizle. İçine doğduğumuz bedeni bir arabaya benzetebilirim. Benimizden bağımsız, tamamlanmış olarak dünyaya gelen insan varlığımız ya da bedenimiz, bizim süreceğimiz bir araba ya da kullanacağımız araç oluyor. Onun içinde cinselliği yaşamak için organlar var, koşmak için ayaklar var, tutmak için eller var, görmek için gözler var, bilmek ve düşünce üretmek için beyin var.
Biz, çocuk yaşta tanışıyoruz bu garip şeylerle. Beslendikçe gelişiyoruz, onlar da gelişiyor, tanımaya çalışıyoruz. Büyük ihtimal aracımız toslaya toslaya belli yaşlara geliyoruz. Toslamak bir ömür boyudur belki. Çünkü, o varlığın içindeki ben başkayım, benimi içine alan şey başka. Benimi ben yaratmışım, benimin dışı, benden önce yaratılmış. Bir şekilde arabayı sürüyoruz işte. Ne farkeder ki.
Cinsellik yaşantımız, doğanın baskısıyla toplumun baskısı arasında sıkışıp kalmış garip bir enerjidir. Yaşanıyorsa tatlı yaşanmıyorsa acıdır. Bekaret bu iki baskının ilişkisinden doğan masum çocuktur. Doğamız ve hormonal yapımız, bizim beğenilerimizi, ahlak kurallarını, erdemleri vs. hiç önemsemez ve insana bastırır. Toplumumuzdan payını almış kişisel bilincimiz ile yaşam anlayışımız ise salt cinsel duygularla bir ilişki yaşamayı yadsır. Toplumun koyduğu kurallara uymaya yönelir, evlilik gibi mesela.
Paradoks dediğim bu, insanın toplumun ahlak anlayışına uygun davranmak istediğinde doğaya aykırı davranmak zorunda kalışı ya da bunun tersi.