​ Çıranı yakarım! / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '07

 
Kategori
Felsefe
 

Çıranı yakarım!

Çıranı yakarım!
 

Barbunya ayıklamak için mutfakta yerimi almadan önce, salonda duran televizyonu aktif hale getirip sesini açtım, bahtıma Şut TV çıktı! Gürültülü çekişmeli bir programa benziyordu! “İstesen, istemesen de ben seni gözetlerim” Sunucu Hikâye Hanım konuklarından söz hakkı almak için çırpınıyordu!

Mor hareli lezzetli sebzenin içini dışına çıkarmak için hazırdım.

Evde iş yaparken televizyon dinlemek çok hoşuma gidiyor! Hele o reklâmlar yok mu? Hiç bıkmadan usanmadan dinleyebilirim. Arada bir iki dakikalığına haberler diziler miziler filmler olmasa harika olacak ama.. O kadar kusur kadı kızında da olur!

Kelime hazineme neler katmadılar ki!“Kirlenmek güzeldir” Resmen insanın içini gıdıklıyor, ruhumdaki yaramaz şaha kalkıyor! Başlıyor “Bende, bende” Diyerek tepinmeye! Sustur susturabilirsen!


Çenesini kapar, rahat verir umuduyla Dalaman’da Dalyan’da Davutlar’da çamura yattım! Sırt ağrılarını bahane ederek! Nafile! Yüz verdik astarı da isteyeceği belliydi, baştan!

Bir gün çektim aldım önüme” Otur ve dinle içimdeki büyümeyen küçülmeyen isyankâr! Bu böyle yürümez, aklına estikçe karşımda bitemezsin! Benim sorumluluklarım var, hizmet alabilmem için hizmet vermeliyim! Kaprislerle uğraşacak zamanım yok, hiç de olmadı.”


Karşımda sakin yumuşak sevgi dolu gözlerle beni süzüyordu dudaklarını büzerek konuşmaya başladı: Beni tanıyorsun değil mi? Adım Egom! Ben olmazsam ne hizmet alırsın nede verebilirsin biz ayrılamayız, yalnız ben değil sonra sen de yok olursun! Birbirimizi artık iyi tanıyoruz, niyetim seni üzmek değil korumak! Kuralı ben koymadım, sistem böyle yürüyor!

Üç ayda beş ayda bir, ne zaman istersen görüşmeliyiz, dizginleri bana vermelisin, virajı YXY hızla dönmeliyiz veya senin deyiminle uçuk kaçık olmalıyız!


Öncüler büyük depremin vereceği zararı daha aza indirgeyebilir! Arada bir fıttırmak, ömür boyu arızalı dolanmaktan revadır!”

Başımdan defedemeyeceğimi biliyordum” Kırmızı ayın 15 inde gel, gökyüzünden pamuk toplayalım” diyerek bam teline basmanın bir âlemi yoktu!


“Seni dinliyorum sevgili Egom! Ne tür bir çılgınlığın kollarına kendimizi bırakalım, yalnız unutma yemek pişirmem lazım hem bizim hem de tüylüler için!”

Güldü, gülüşünü beğeniyorum! Ne çocuksu nede dişi! Oldukça merhametli!

“Ben şöyle uzun vadeli bir sarsıntıdan yola çıkmayı tasarlamıştım!” Sükûnetini bozmadan, gözlerini üzerimden ayırmadan başladı tane tane anlatmaya hipnotize edercesine!

Sözleri bittiğinde kendimi klavyenin başında buldum, barbunyalar çırılçıplak mutfakta üşüyorlardı!


Deli fişek! Akıl bırakmıyor ki ne demişti şimdi bu bana, ne yapalım artık, ne tutabildiysem süzgecimde, aktaralım bakalım şu sabırlı ekrana!

Masamda duran defter ansızın bana göz kırptı, zincirleme düşünceler… Egom’un söyledikleri kanatlandı, bilinmeyen bir yöne uçtu gitti.


İlkokul sıralarında dualarımın başta geleni defter ile ilgiliydi!

“Tanrım bıktım artık şu saman kâğıdından, mürekkebin aklını çeliyor! Ben “A” yazmak isterken, hain samana uyan, koyu sıvı yayıldıkça yayılıyor! “ A” a olmaktan çıkıyor! Bana dilini çıkarıyor! Doktorun kızı Hayat’ın süt gibi beyaz defterlerinden bana da nasip et ne olursun!”


Nasip etti Yüce! Eşimin mesleği icabı en sütlü, en kedili köpekli çiçekli defterlerle tanıştım onları sevdim okşadım! Oğul delikanlı olunca, bu güzelliklerin yüzüne bile bakmadı!

Bir Ayşe’m var köşe başında çiçek satan, belki onun çocukları severler dedim! “Bırak abla ne okulu bizim çocuklar…” Düşündüğüm gibi olmadı! “Sakla!” Dedi içimden bir ses oğlunun oğluna, istersen kızına! Bu sesin bilge ikizi kahkahalara boğuldu! “Neylesin gelecek olan nesiller defteri kalemi? Müzede ziyaret ederler o da belki, senin zamanından kalma nesneleri.


“ Nasip et Yüce benim de bir bisikletim olsun! Asya’nın yaptığı gibi yalvartmayacağım mahalledekileri, bir binmeye üç akide şekeri istemem bana bir tane yeterli!”

Nasip etti Yüce! 28 yaşında bir bisikletim oldu, nasıl sürülür nasıl binilir? Yad ellerde kime sorulur, ya arka taraflarıyla gülerlerse!


Ormanları var bizden çok, bizden yeşil! “Ormanlarınızın bir kısmını bize satın fiyatını siz belirleyin diyen gözleri oldukça çekik, gözü açıkları ülkelerinden nerdeyse kelimelerle tekme tokat dışarı atan bu milletin, yeşil denizlerinde tek başıma düşe kalka öğrendim, bana bahşedileni kullanmasını! Beyaz giysimi otlar çimenler renkleriyle süsledi, sadece bu yüzden mi severim yeşili!

Hep gecikmeli, hep rötarlı dileklerin yerine gelişi, senelerce O Yüce pek sevmez veya duymak istemez sandım beni! Koyu benekli sütbeyaz düşüncelerden kendimi alamadığım dönemlerde… Şimdilerde boynuzlu benekleri ufaltmaya çalışıyorum! İnatçı lekeler, bazen öylesine sevimli! Okşuyorlar, Ego’nun saç tellerini.


İki ileri bir geri

Güç var! Eksik olan var gücü!


Aklıma geldi bir gün aynaya bakmak, neden benim dilek trenlerim gecikmeli!

Ödüm patladı görünce o sabırsızı, dün olup bitmeliydi her şey! Bugün yarının işleri!

Karınca kararınca ışıklar yandı söndü!


Sabırsız kul! Aceleci ruh! Ne öğrenmeliydi!

Bu varlık hâlâ bir talebe bir çırak! Şükürler olsun sabır beş harften ibaret!

“S”esinde henüz sabrı öğrenmenin, ödevlerini kaytarmıyor eskisi gibi!


Ben niye klavyenin karşısına geçtim? Barbunya fasulyelerini mutfakta yalnız koydum! Tüm bunlar Ego’nun başının altından çıkıyor! Söylediklerini unuttum hepten. Ne istemişti benden!


Olsun ben onun gönlünü alırım! Orti ve Nano kızlarla iki saat koşturmaca!

Karşıma dikildiğinde” Daha ne istiyorsun? Sen sağlıklı kal diye, Yeşilyurt tepelerinde dolandım, yağmur demedim çamur demedim! İnanmazsan Orti ile Nano’ya sor!


Karşıma dikilecek! Gözlerini gözlerime dikerek “ Payını verdin mi? Bir güzel hak etmişti! Gereksiz yere aflar, biliyorsun sana uzun uzun ahlar çektiriyor”Diyecek.


Unutamadın mı? Ha şu dava! Beğenmedim fikrini! Hani? Sen iyi tanırdın beni!


Çıra yakmayı bilirim öğrendim gerekli, ikide bir kesiliyor enerji!


“Çıranı yakarım Arkadaş!” Çoktan unuttum bu deyimi!


Ne çocuksu ne de dişi, seviyorum tebessümünü!


Yanıtım onu hoşnut etmeyecek, olsun gönlünü almak kolay! Arada bir parlar sanki bir saman…

 
Toplam blog
: 584
: 853
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi! Nasıl YAZAN oldum. 'Yalnız doğar, yalnız göçer' eskile..