​ Çivi, sabır ve hayat... / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Çivi, sabır ve hayat...

Çivi, sabır ve hayat...
 


"Meslek hayatımdaki ilk işlerimdendi. Bir konsolosluğa ait bir inşaat işiydi. Ama işler istediğim gibi gitmiyordu. Terslikler birbirini kovalıyordu.

Son yapılan ahşap işinde de bir terslik olmuştu. Örneğin pencerelerin cilâsı tam istediğim gibi değildi. Bir de üstüne üstlük, pencereleri düzgün takmamışlardı.

Durumu görünce epey canım sıkılmıştı. Sıkılmanın ötesinde artık sabrım taşmıştı. Sorumlu ustaya verdim veriştirdim.

İnşaatta kontrollük işini yürüten yaşlı İtalyan mühendis, benim ahşap ustasına bağırışımı duymuştu. Karşılaştığımızda koluma girerek beni bahçeye çıkardı; 'Seni görünce gençliğimi hatırlıyorum. Gençken bende senin gibiydim. Kabıma sığmazdım. İşler istediğim gibi gitmeyince de senin gibi kızardım, bağırır, çağırırdım.

Yaşamım boyunca çok değişik işler yaptım. Çok koştum ve çok bağırdım, çağırdım. Gördüğün gibi şimdi yaşlı birisiyim. Ne kadar daha yaşayacağımı da bilemiyorum. Bunca yıldan sonra bu yaşamda iki önemli gerçeği anladım. Şimdi bu sırrı seninle paylaşmak istiyorum.

Birincisi, sevgi meselesi. Sevmesini bileceksin.' dedi. Yerden bir yaprak aldı. 'Örneğin, şu yaprağı sevmesini bileceksin. Bu yaprakta bir büyük dünya gizli. Yeşermesinden, sararmasına ve yere düşmesine kadar her aşamasında yaprağı sevmesini bileceksin. Bu yaprağı sevdiğinde o içerdeki ahşap ustasını da sevdiğini göreceksin, o zaman ona bağırmayacaksın.

İkinci gerçek de zaman meselesi. İnsan yaşlandıkça zamanın hızlandığını göreceksin. Şu anda yetmişiki yaşındayım. Bu yaşımda bir yılın uzunluğu benim için 1/72 ile orantılıdır. Ben yirmi yaşımdayken bir yıl sanki daha uzundu; çünkü yirmi yaşımda hissettiğim yıl uzunluğu 1/20 ile orantılı idi, zaman yavaştı.

Yaşlandıkça, zamanın bu denli hızlı geçtiğini gördüm ve zamanın değerini anladım. Bunun sonucunda, değerli zamanımı da kızarak harcamamaya başladım.'

Yaşlı mühendis, benle bu konuşmayı yaptıktan bir hafta sonra öldü. Mühendis yetmişiki yaşındaydı, ben ise yirmilerimdeydim. Yaşlı mühendisin o zaman ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım. Ama şimdi anlıyorum.."

Bana kalırsa gösterdiğimiz her tür tepki aslında kendimize tuttğumuz bir ayna.

Heyecan ve duygularınızı kontrol altında tutmalıyı öğürenmemiz gerekiyor. Yoksa sonunda zararlı çıkan biz oluyoruz. Hem maddi hem de manei anlamda... Nasıl mı? İşte yanıtı:

Örneğin, kızdığınız zaman tansiyonunuz altı derece artar.

Bunun kalbiniz üzerindeki zararlı baskısını bir düşünün.

Bir kimseyi hatasından dolayı suçladığınız zaman da o insanın kalbi üzerinde büyük bir baskı yapmış olursunuz.

Bir problem yüzünden sinirlenir veya kızmaya başlarsanız hemen bu problemi kafanızdan atıp gevşemeye bakın.

Bu sayede iç huzursuzluğunuzu ortadan kaldırırsınız.

Kalbimiz; duygularını kontrol edebilen, neşeli ve huzurlu insanlardan hoşlanır.

“Onların peşinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün rüyalar gerçek olabilir...” demiş Walt Disney...

Sabırı öğrenir ve tüm azminizle çalışmaya devam ederseniz, başarıyı da yakalamanız kaçınılmaz olur.

...Ve esas kazanç, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmektir.

Babası çocuğuna bir kutu çivi verir ve ona, sabrını kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler.

İlk gün çocuk 37 çivi çakar.

Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar.

Daha sonra kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır.

Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir.

Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda bir çivi sökmesini söyler.

Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. Babası çocuğunun elini tutar ve kapağın yanına götürür ve şöyle der:

"Bak oğlum, çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar.

Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur.

Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır."

İnsanlara kızmadan ve kırmadan önce iki kere düşünün.

Kendinizi ve karşınızdakini "bu denli üzmeye değer mi, değmez mi?" diye...
 
Toplam blog
: 353
: 3712
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..