Çocuğa bela okuyan zihniyetin.... / Çocuk Psikolojisi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '08

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
 

Çocuğa bela okuyan zihniyetin....

Çocuğa bela okuyan zihniyetin....
 

unicef'ten bir resim...bir dünya bırakın biz çocuklara diye haykırıyorlar!


Aslında bugün için farklı bir blog yazmak niyetindeydim. Taslağımı ve fotoğrafı oluşturmuş, sabah yazmak üzere hazırlık yapmıştım. Konu çocuklardı. Biraz özgüven, biraz hareketlenmeleri adına uygulamaya çalıştıklarımızdı. Fakat gece yaşanan bir olay tasarladığım blogu ertelememe neden oldu.

Çocuklar, en değerli varlıklarımız, diyoruz. Fakat sadece kendi çocuklarımız, bunu itiraf edelim. Ne yaparsak yapalım çocuklarımız adına yaptığımızı savunuyoruz. Kendi hırslarımızı hayata geçirmeye çalışırken ‘bunu çocuklarımın geleceği için yaptım’ savunması içindeyiz.

Daha fazla para, daha fazla lüks, daha fazla imkan… Yapmaya çalıştığımız sadece daha fazlasına kavuşmak, maddi olarak! Her boş alana konserve kutuları inşa ediyoruz; eskiden bir ailenin yaşadığı bahçeli evleri yıkıp, oralara onlarca aileyi sığdırmaya çalışıyoruz. Kutu kutu dört duvarlar yaratıyoruz, nefes alınacak alanlar bırakmadan. Sonra da çocuklarımızı bu dört duvarlara hapsedip, çevreye saygı baskısıyla susturuyoruz, oturtuyoruz. Aman çocuğum koşma, gürültü yapma; komşular rahatsız olmasın. Birer bilgisayar veriyoruz önlerine, al bununla oyalan diyoruz. Oyalan… Zamanını geçir… İçindeki kaynayan enerjini unut. Çocuk olduğunu unut. Hırsla saldır, cam ekranın arkasındaki oyunlara, al eline sanal silahını önüne geleni devir. Ne kadar çok öldürürsen, o kadar fazla level atlayacaksın. Aynı dışarıdaki dünya gibi. Tüm büyüklerin aynı oyunu oynuyor. Ne kadar çok kişiyi alt ederlerse bu hayatta, o kadar başarılı sayılıyorlar. Hadi şimdiden başla sen de, hayatın kurallarını öğrenmeye; saldır, çığlık at, vur, öldür ve Kazan!

İmkanı olan kırlara bayırlara çıkarıyor çocuğunu. Doğayı öğrensin, bir kelebeğin peşinde koşsun incitmemeye çalışarak, bir tohumun çiçeğe çiçeğin meyveye dönüştüğünü gözlemlesin. Var olmanın muhteşem dengesini yaşayarak öğrensin. Dört duvar hapsinden kurtulsun, çıplak ayakları toprağa değsin ki biraz olsun atabilsin bilgisayardan minicik bedene yüklediği elektriği, rahatlayabilsin… Hepsi imkan dahilinde tabi. Ha bir de, biz akıllı büyükler çocuklarımızı hafta sonu dışarı çıkarmayı dev alışveriş merkezlerine götürmekle eş değer tutmazsak. Dev florasan ışıklarının aydınlattığı, yapay havalandırıcılarla doldurulmuş alışveriş merkezlerinde hava alacak çocuklarımız. Dışarı çıktıklarında gözlerine baktığımızda sadece ışıktan kıpkırmızı olmuş gözler de bize mesaj veremez oldu.

Yok ediyoruz; hem dünyamızı, hem değerlerimizi… Çocuklarımızı da adapte ediyoruz sanal olan ne varsa sadece onu yaşamaya….

Akşamları spor parkına çıkarken çocuklarımızı da yanımıza alıyoruz. Hiç olmazsa çimlerin üstünde koşabilsinler, küçük boş alanlarda biraz hareket edebilsinler diye. Dün gece de çıktık parka. Geç saatlerde, kalabalığın azaldığı saatlerde çıktık. Çocuklar boş alanda top oynuyor. Biliyorum ki pek uygun değil burada top oynamaları, sürekli tepki alıyoruz. Ancak tenha bir zamanda, oynayacak başka alanları olmayan çocuklarımıza sürekli uyarılarda bulunarak gözetmenlik yaparak oynamaları için fırsat sunmaya çalışıyoruz. Fakat korktuğumuz başımıza geliyor. Top spor yapan bir bayana çarpıyor. Utanıyorum, aklıma ilk gelen hemen gidip özür dilemek ve çocuğuma diletmek. Fakat bayanın feryadıyla kanım donuyor.

-''Allah hepinizin belasını versin'' diye başlayan; sizi yetiştiren ailenin diye devam eden cümleler bir biri ardına sıralanıyor.

Kulaklarıma inanamıyorum. Sabi sübyan denir küçük çocuklara. Masum anlamında, temiz anlamında, günahsız anlamında. Evet bu çocuklar günahsız…. Biz büyükler yok ettik onlara ait olan her şeyi, biz unuttuk insanlığımızı, biz örnek oluyoruz onlara. Şu an onlar günahsız. Fakat yaşını başını almış, hatta dini simgesini başında taşıyan üstelik de ana olduğu kuvvetle muhtemel bir insan, yapmış olduğu bir hatadan dolayı el kadar çocuklara avazı çıktığı kadar bela okuyabiliyor. Ve özür dilemeyi düşünen ben, çocukların önünde o bayanla ağız dalaşına giriyorum. Bayana çarpan top benim çocuğumun ayağından çıkmadı. Amacım sadece annelik içgüdüsüyle çocuğumu savunmak değil. Tüm çocuklar bizim değil mi? Toplum içinde hepsine aynı oranda sorumlu değil miyiz? Tatsız bitiyor gece, hem de çok tatsız.

Çocuklarımı yaşamak zorunda bıraktığımız koşullara mı yanayım, insanlığımızdan bu kadar uzaklaşmamıza mı, çocuklar önünde kalkıp ta bir tartışmaya girdiğime mi?

Hala içim acıyor, hala elim ayağım titriyor sinirden. Kızamıyorum çocuklara, kızamıyorum gençlere… Onlardan çaldık, hem de o kadar çok şey çaldık ki… Yazmakla bitmeyecek bunlar!

 
Toplam blog
: 240
: 1628
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Zamandan şikayet ederken, ne kadar hızlı aktığını fark edemeden geçmiş yıllar. Kırklı yıllar, kır..