​ Çocuk da bakarım, kariyer de yaparım… / İş Yaşamı - Kariyer / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

Çocuk da bakarım, kariyer de yaparım…

Çocuk da bakarım, kariyer de yaparım…
 

Anne olmak başlı başına bir anlam ve iş. Dünyaya gelmesine vesile olduğumuz bir canlının hayatta kalabilmesine destek olmak gönüllü olarak. Canınızdan bir parçayı hayata hazırlamak.

Sadece karnını doyurup, altını temizlemek ya da daha büyüdüğünde değişen fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak değil annelik. Kendi hayatımıza devam ederken, ayağımızın altında bir engel değil de bize güç veren bir yoldaş olarak görebilmek. Sadece verdiklerimizi değil, onun bize verdiklerini de unutmadan devam eden bir sevgi seli.

Bir çocuğu dünyaya getirme kararı tamamen kendi egomuzu tatminden başka bir şey değil aslında. O hissi yaşamak, o canlının şeklini şemalini görebilmek isteğimiz anne-baba olmamız için yeterli. Bize anne-baba diye seslenecek, bizden oluşmuş bir canlı görme isteğimiz…

Anne olmak zordur. Fiziksel olarak da ruhsal olarak çok büyük emek ister. Ama çalışan anne olmak daha da zordur. Bir yandan yavrumuzun fiziksel ihtiyaçlarını birebir karşılayamayıp, birilerine emanet etme zorunluluğu, diğer taraftan aklımızın bir parçasını da onun yanında bırakma telaşı sarar çalışan anneyi.

Bu açıdan baktığımızda iş hayatında çocuksuz birine göre mutlaka eksik bir taraf oluşur diyebiliriz. Yanımızda olmasa bile aklımızda, yüreğimizde her an taşıdığımız yüce bir önceliğimiz vardır. Ancak başka bir bakış açısıyla, bir amaçtır bizi çalışmaya ve başarılı olmaya iten. Kazandığımız parayla ona alacaklarımızın hayalini kurmak, onun geleceğinin planlarını yapmak kamçılar biz çalışan anneleri.

Üstelik ona yeterince zaman ayıramadığımız düşüncesi, birlikte geçirdiğimiz kısacık zamanları daha kaliteli bir şekilde yaşamamızı kolaylaştırır. Sevgi daha cömert sunulur, hoşgörü daha bir önem kazanır. Çalışan kadın olma durumunun gerekliliği olan planlama ve düzenli yaşam biz farkında olmadan yavrumuza aşılanır. Kendine yetmeye çalışan bu çocuklar her an annenin kolu kanadı altındaki çocuklara göre kendine yetebilme becerisini daha çabuk geliştirirler.

Bir de yalnız, çalışan annelerin durumu var ki o apayrı bir konu aslında. Bir çocuğa hem anne hem baba olmaya çalışırken, eve ekmek götürme telaşı daha da zorlaştırır yaşamı. Ama yine o bize muhtaç minicik insanların ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğu, hayatı bire bir paylaşırken yaşanan arkadaşlıklara dönüşür.

Bir kanalın düzenlediği ‘’en güzel anne’’ yarışmasını izlemiştim birkaç ay önce. Ve orada taç giyen anne tek başına çocuğunu büyütmeye çalışan genç bir çalışan hanımdı. Sahnede tüm anne- çocuklara göre çok farklı bir duruş sergilemişlerdi. Her ikisi de zorunluluk dışı bir sevgiyle sarılıyordu birbirine. Her ikisinin de başları dikti. Hayat yarışında gerçek bir sevgiyle, sıkıca birbirlerinin ellerini tutarak yürüdükleri çok belliydi. Güzellikleri bu değerle tescillenmişti orada.

Bu şekilde kurulmuş sevgi, saygı ve gerçek bir paylaşımla yaşanan ilişki adı ne olursa olsun insanları başarıya taşıyordu.

Eğer bu dünyaya bir canlı getirmenin hazzını yaşabilmişsek, onların bizden en büyük talepleri olan sevgiyi ve sıcaklığı sunarken, onların gelecekleri için katkıyı da sağlayacak dengeyi oluşturmamız gerekir. Biri eksikse diğerinin hiçbir anlamı kalmıyor çünkü.

İşte bu yüzden eğer dengeyi sağlamak için içimizdeki o karşılıksız sevgiye sarılırsak, hem çocuğumuza bakmamız; hem de işimizde istediğimiz noktalara ulaşmamız mümkün olabilir.

 
Toplam blog
: 240
: 1628
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Zamandan şikayet ederken, ne kadar hızlı aktığını fark edemeden geçmiş yıllar. Kırklı yıllar, kır..