30 Mart '10
- Kategori
- Gündelik Yaşam
Çocuk gibi çocuk oldum

Çocukken arkadaşlıklar.
Bazen özlüyorum eski günlerimi. Eski günlerimi derken çocukluğumu. Tüm gün top oynamışsındır, bulduğun lastik bi topla ya da belki zengin bi arkadaşın kames 3 katlı top getirmiştir... Üstün leş gibi ter, ayakların hayvan ölüsü gibi kokar. Ama ne güzeldir ki yaşıtlarının hepsi öyle koktuğundan yadırganan koku çiçek kokusudur. Kiminin elinde şekerli yağlı ekmeği, kimisinde salçalı. Babası zengin olanlar ya da bakkal çocukları çikolata yer. Yaz zamanını pek hatırlamam nedense sokakta hep hatırladığım mevsim hafif soğuk bahar. Atkı kokusu gelir burnuma, yazarken bile geldi hatta şimdi.. Kahverengi bi parkam vardı muşambadan annem her sabah kahvaltımı hazırlar atkımı bağlardı sıkıca son olarak ta ellerini sürterdi muşambadan parkama ki ben o sesten nefret etmeme rağmen tutardım kendimi... içgüdüsel bi sessiz kalma ile lanetlenmiştim belki de Anadır ya o...
Hatırlıyorum da cumartesiden cumartesiye diye bi program vardı.. Ulan ne güzel bir şeydi o ya cuma gecesi içimde inanılmaz bi sevinç olurdu cumartesi kalkıp o programı izlicem diye. B.k var gibi dikilirdim 6 da TV karşısına. Klişe çizgifilmler vardı, hepimizin bildiği clementine, yakari, redkit falan bi de susam sokağı vardı... Birçoğunuz bilir bunları zaten ama herkeste ayrı hisleri vardır, ayrı hatırlattıkları... Eminim ki bu dönemde yani 90 larda çocukluk yaşayanların bir çoğu yaşamıştır pazar akşamı TRT spor yorumları, tek odada yakılan kömür sobası vazgeçemediğim ütü kokusu ve az önce yıkanmışlıktan gelen sabun kokusu... Ertesi gün okul... Hüzünlenirdim o gecelerde... Hiç sevemedim zıçtıımın okulunu. Taa ki kızların farklı fonksiyonları da olduğunu öğrenene kadar. Sırf babamın parası boşa gitesin diye dershanelere bile gitmedim. Gitsem de dershaneden kaçar kızlarla takılırdım zaten. babama da aynı şekilde söylemiştim... Zorlmadı saolsun...
Öyle kantır sıtrayk falan yoktu o zamanlar. En büyük eğlencemiz mahalleden yaşıtlarla toplanıp... Yıkanan bir merdivenin köpüklü suyuna topraktan baraj yapmaktı. Ağzımızda turbo sakızlarıyla... Kenarlarına oyuncak arabalar için otoparklar falan... Ha o zamanlar asfalt ta yoktu. Bisiklete binmek için 100 metrelik yeni dökülmüş asfaltlar arardık. Ne tatlı olurdu yaa yeni asfaltta bisiklete binmek... Kontra fren mi, yoksa telli frenmi daha iyi tartışmaları olurdu... Kimse de çözemedi bu mevzuyu yıllardır... "Aga bi tur versene" sahneleri hayatın en dramatik sahneleriydi... bisikleti olamayanın 3 mahalle öteye yapılan toplu turlarda bulunamaması ve mahallede grubun dönüşünü beklemesi ise dramanın zirve noktasıydı...
Biraz daha büyüdüm sonra. o kadar büyüdüm ki ıspanakta demir olmadığını bile öğrenmiştim... Yani artık yedikten sonra temel reis gibi babama pazılarımı göstermiyodum.. Bir nevi götüm kalktı... Artık üstüm ter yerine babamın parfümünden kokuyodu...
Şimdi?
Şimdisi yok.. Şimdi de mutluyum.. Hatta çok mutluyum ki böyle süper bi çocukluk yaşadım.. keşke her çocuk bu anlattıklarımı yaşasa.. Çok daha anlamlı bakardı hayata be...
Erhan ASLAN