​ Çocukluğum... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '07

     
    Kategori
    Anılar
     

    Çocukluğum...

    Çocukluğum...
     

    Çocukluğum dediğim zaman bile zihnimde açılan pencereden içeri giren ılık, nemli melankolik esinti burnumu sızlatmaya, gözümü yaşartmaya yetiyor. Sadece girizgâhı bile. Ve hayatımda en sevdiğim (belki de tek sevdiğim) anımsamalarımı, hayal edişlerimi bu başlığın altında yaşıyorum.

    Tertemiz, saf, yalın, yoksul ama şimdinin yoksulundan zengin, gecekondulu, damalı taksili, bakkal amcalı, TRT’li, 23 Nisanlı, Esem-sport spor ayakkabılı, adam gibi karlı ve kardan adamlı yılbaşılı, kömür sobalı, karbon monoksit akşamlı, Cin Ali’li, kokulu silgili, teneffüs zilli vesaireee vesaire. Vesairemdeki öz bıkkınlık değil, saymayla farkında olmadan hudutlandırdığım çocukluğumun satırlara sığmazlığı aslında. Ve kendi kendime çok sefer sormuşumdur şu soruyu:” Ne zaman bitti bu devir? Kim doydu ki sofrayı hangi densiz kaldırdı?”. Şunu biliyorum; bakkal amcaya “git sen! Marketler gelecek ve ben senin gibi pos bıyıkları olmayan, bana hiç gülümsemeyen, babamın adını bilmeyen, hatta ikinci bir alışverişimde görme ihtimalinin dahi zayıf olduğu gel geç kasiyerden yapacağım çocukluğumun alışverişini.” demedim.

    Ortaokulun sonlarıydı sanırım bu güzel seyirlik, Pazar sabahı neşesi tadında filmin pır pır ettiği, bitiş sinyallerini verdiği günler. Ne vardı o yıllarda? Ne savaş, ne hastalık, ne de bir felaket. Sadece gelecekti filmi bitiren. Gelecek kaygısı. Anne babanızın size fark ettirdiği ve hayatınız boyunca beyninizde bir daha da çıkmayacak olan “hayatın acı gerçekleri”. Geçim derdi, gelecek kaygısı, sosyal güvence vesaire vesaire. İşte buradaki vesairelerim hakiki usançtan, daha fazla sıralamaya ne cesaretimin ne de hevesimin olmadığı olguların yerine kullandığım vesaireler.

    Çocukluğumun mihenk taşlarını sayar, sıralarken virgüller kullanmaya, satırlar dolusu yazmaya ne denli hevesliysem, şimdimi ve geleceğimi konuşmaktan da o denli sıkılıyorum. Her yer, her şey, her insan, hatta her varlık bu zamanda, bu yaşlarda insana tatsız tuzsuz, soluk ve hatta tehlikeli gözüküyor. Çocukken pervasızca tepesine çıkıp, yüzüstü süratle aşağıya kaydığım kaydırak bile şu zamanki şuurumla bir ölüm tuzağı gibime geliyor. Çocuğumu çıkartmamalıyım tepesine diye düşünüyorum. Evet, düşülme ihtimali gerçek aslında kaydıraktan. Bu seneler önce de var olan bir gerçekti. Ama ben o gerçeğini bilmediğim ve ölesiye zevkle baş aşağı kaydığım kaydırağımı istiyorum. Büyümek bana bu paranoyayı hediye edip, uçsuz bucaksız, fütursuz çocukluğumu mu aldı benden? Bunu bilseydim, ya da fark edebilseydim emin olun o kaydırağın tepesinde kalmayı yeğlerdim. Arkamda sıraya geçin, itekleşmeyin, üç deyince hep beraber… biiiiiiirrrr, iii kiiiiiiii, üüüüüüüüyyyçççç.

     
    Toplam blog
    : 1
    : 466
    Kayıt tarihi
    : 27.07.07
     
     

    7 yıllık evliyim ve dünyanın en büyük ikramiyesine annelik yapmakla mükafatlandırılmış, şansın ve..