Çocukluğumdaki bayramları özlüyorum... / Bayramlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '06

 
Kategori
Bayramlar
 

Çocukluğumdaki bayramları özlüyorum...

Çocukluğumdaki bayramları özlüyorum...
 

Eskiye özlem diyoruz, nostalji diyoruz, niye özlüyoruz eski zamanları… Acaba şimdinin çocukları da özleyecekler mi çocukluklarının geçtiği yılları? Ben pek özlenecek bir güzellik göremiyorum ama onlar bizim zamanlarımızı yaşamadıkları için bilemezler tabii ki… Umarım özletecek durumlar oluşmaz ileriki yıllarda.

Çocukluğumdaki bayramları düşünüyorum da her şey ne kadar güzel ve anlamlıydı… Bayram yaklaşırken tatlı bir telaş alırdı herkesi. Rahmetli annecim ev temizliği, çocuklarının bayramlık giysi ihtiyaçları, misafirlere ikramlar, bunları düşünür, hazırlıklar yapardı. Kolonya bitmişse tedarik edilir, bayram şekeri alınır, tatlılar yapılır, ayrıca mutlaka bol yemek pişirirdi annem her bayram… Evimize ziyarete gelenler tok olsalar dahi babamın ısrarıyla yemek zorunda kalırlardı. Babam da çocuklara verilecek bozuk paralar, kurban bayramı ise kurban telaşıyla uğraşır, sürekli annemi tembihlerdi aman bol yemek olsun diye…

Biz çocuklar ise yeni giysiler giymek, envai çeşit bol şeker yemek, bayram harçlığı ve mendil toplamaktı telaşımız… Mendillerin yerini kağıtlar aldı hiç sevmediğim… O güzelim mendiller kullanılmıyor artık, hijyen açısından nezle olunduğunda kağıtları kullanmak daha mantıklı olsa da bazen çantama koyarım bir kumaş mendil, hani ter silmek ya da başka bir ihtiyaç için gerekli olur diye, aslında çanta aksesuarı gibi de olsa varsın dursun orda, o özlediğim eskiyi hatırlatsın bana…

Kurban bayramını hiç sevmezdim, hayvanlar kesiliyor diye… Babam mutlaka birkaç gün öncesinden alırdı kurbanlık hayvanı. E ben de hayvan delisi, evimizin arkasındaki küçük bahçede duran kurbanlık koyunu hep ağlayarak severdim yakında kesileceksin diye, özellikle son gece sanki beni kesmeyin dermiş gibi mutlaka bağırırdı hayvan, balkondan hüngür hüngür ağlayarak konuşurdum onunla, “ağlama kesilip cennete gideceksin işte” diye… Ve asla pişen o kurban etinden yemezdim, bu da çocukluk işte…

Hazır giyim pek gelişmemişti henüz, o yıllarda kiracı idik, onuncu yaşımda geçtik kendi evimize, ev sahibimizin eşi tam bir eski İstanbul hanımefendisiydi, elinde doğmuşum, on yıl yaşadık ahşap bir evde birlikte. Üstteki iki katta onlar, alttaki iki katta da biz, yaşadığımız onca yılda sevgiyle andığım günler geçirdik. Vefatına kadar her bayram ziyaretine gittim. İki binli yıllarda hastalandığını duyup gitmiştim evine, sapasağlamdı bacaklarının ağrısı dışında bir rahatsızlığı yoktu, ama bilincini yitirmişti, ilk ziyaretimde beni tanımadı ve üç kez sordu bana “evladım kusura bakma ama seni tanıyamadım kimsin” diye, her seferinde açıkladım ama yaşlılık işte, yırtınıp durdum eski hatıralarımı anlattım hatırlamadı tabii ki… Gözlerim doldu, belli etmemeye çalışarak gitmem gerek diye bahane uydurup zor attım kendimi dışarıya, hıçkırıklarıma mani olamadım gözyaşlarım sel oldu aktı eve dönerken. Teyze diye hitap ettiğim yaşamımda önemli bir yer tutan kişinin tanımaması çok üzmüştü beni..

O dikerdi elbiselerimizi, kumaşlar alınır, modelini de teyzeciğim belirlerdi, arada provaya çağırırdı, elinde yüksüğü, burnunun üzerindeki yakın gözlükleri gözümün önünden gitmez hiç… Yeni ayakkabılarımıza gözümüz gibi bakardık, özellikle ilk giydiğimiz günlerde bir yerine bir şey olmasın diye… Bayram harçlıklarımızı sahilde kurulan lunaparkta harcardık keyifle. Kimin daha fazla parası var, kim daha fazla şeker, mendil toplamış diye yarış ederdik, çocukluk dedim ya...

Bayramın gelmesi büyük bir olaydı biz çocuklar için… Nasıl da sevinçle dolardık bayram geliyor diye. Arife gecesi uykularımız kaçardı, sabah erkenden kalkardık, babacığım ağabeyim camiye giderlerdi bayram namazı için, namaz dönüşü yapılan kahvaltıdan sonra giysilerimizi giyerdik telaşla, uzun saçlarım taranır iki örgü yapılır uçlarına beyaz kurdeleler bağlanırdı, sonra başlardık komşularla bayramlaşmaya. Daha sonra gelenler, gidenler, bizim akrabalara gidişimiz, bol şeker, çikolata yemek, lunaparka gitmek şen şakrak geçerdi bayramlar…

Şimdi mi, hani nerede o eski bayramlar, yok yok işte… Neden diye isyan edesim geliyor, niye değişti insanlar, neden her şey maddeye dönüştü, maneviyata değer niye yok, komşuluk ilişkileri niye yitirdi eski değerini, akrabalara bile eskiden daha sık gidilirdi, bir üşengeçlik bir isteksizlik var insanların üzerinde… Şehir hayatının kargaşası, yaşam gailesi, eğitimin ağır koşulları, lüks yaşama hırsı, doğanın dengesinin bozulması, çaresi olmayan ağır hastalıklar, yozlaşan siyaset ve daha şu an aklıma gelmeyen bir sürü nedenler bir kabus gibi çökmüş üzerimize… Asık yüzlü insanlar olduk, eskiden daha bir güzeldi yaşam, daha bir keyifliydi, bu kadar hırs yoktu, emekli ikramiyesiyle bir ev alındı mı yeterli geliyordu insanlara…

Nasıl da güzeldi o günler… Özlüyorum, çok özlüyorum hem de, bayram geliyor içimdeki o sevinç niye yok artık, her çalışan gibi dinleneceğim diye seviniyorum sadece… Tamam belki çocuktum o zamanlar ama büyükler için de daha farklıydı, daha bir anlamlıydı bayramlar ve her geçen yıl daha bir önemini kaybedecek gibi… Bu da hüzünlendiriyor beni eskilerde o coşkuyu o sevinci tadan, şimdilerde eksikliğini duyan birisi olarak…

Eski bayramlarımı istiyorum, özlemimdeki bayramlarımı… Hayal diyorsunuz değil mi, olsun hayal olsa da belki bir gün diyerek ummak istiyorum ve tüm blog ailesinin, yazarların, okurların bayramını kutluyor, geçmişi fazla aratmayacak, asık yüzleri güldürecek bir yıl diliyorum…

 
Toplam blog
: 203
: 2037
Kayıt tarihi
: 23.10.06
 
 

İnsanların yapmaktan mutlu oldukları hobileri vardır. Benim de en severek yaptığım, hayatımda yen..