Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

29 Temmuz '08

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Çocukmuşum 29'da

Çocukmuşum 29'da
 

Yaşlar yollarda yürürken tükeniyor galiba


(O eski defterler fazla kaldı ortalıklarda da ondandır bu nostalji yazıları. İyiyim merak etmeyin sadece yazın tembel halleriyle halleşmekteyim)

Çocukken “İnsanlar otuzuna geldiler mi ölsünler” derdim. Annemin ve babamın yaşlarını hiç hesaba katmadan. Çocukluk işte. Öyle büyük öyle ulaşılmaz gelirdi otuzlu yaşlar. Onbeşimde onsekiz olmak için çabucak yedim yılları sabırsızca. Çok zor geçti gibi geldi. İlk anneliği onsekizimde ikincisini yirmiikimde yaşadım. Hep büyümek adına mı yaptım bunları bugün bile anlamadığım. Ne olacaktı büyüyünce, ne vardı da bu kadar telaş ettim acaba? Çabucak büyüyebilmek için gösterilen bunca telaş çocukluğumun güzelliğine uzaktan bakabilmek için miydi?

Erken başlanınca erken yorulmanın getireceği ağırlıkları anlatsalardı vazgeçer miydim? Hayır çünkü inanılmaz aptaldım. Otuzuma kadar neyi bitirmek için çabaladığımı bir bilseydim belki de bu kadar çok yorulmazdım. Karşıma, yıllarımı acımasızca yiyen görünmez bir makinenin varlığının çıkışı, çocukken büyük konuşmalarımın bedelleriydi herhalde. Yirmi dokuz; artık büyümüştüm hatta koskocaman bir kadın olmuştum. Herşeyi biliyordum. Öğrenecek bir şeyim kalmamıştı ve sonum gelmişti. Yirmi dokumuzumda iyice telaşlandım. Korkulara kapıldım bitti diye. Sanki yaşam elimden alınmak üzereydi ve ben parmağımı bile kıpırdatamıyordum. Bildiğimi zannettiğim hiçbir şey de işe yaramıyordu üstelik. Vaktimin azaldığını, yapacaklarımın bitmediğini, yaşama sevgimin henüz başladığını hissettim.

Ve ölümü fark ettim. Uzun süre korktum ya otuzuma gelince ölürsem diye. İlk kez başkaları için “Ölsünler” demenin acısını duydum utanarak. Ölümün soğuk suratının arkasından, kalanlar tarafından çekilen acıları hissederek af diledim. Ve tarifsiz korktum. Yaşamın; doğum ve ölümle sınırlı olmadığını anlamaya başladığımda ölüm korkum azaldı hatta hoş görmeye başladım. Evet doğumla başlamıyordu yaşamak, ölümle son bulmadığı gibi. Yeni yeni birşeyler anlamaya başladığımda anlaşılacak daha çok şeyin olduğunu fark ettiğimde uzun süredir kaybettiğim çocukluğuma yeniden kavuştum.

Bizi umursamadan kendi ekseni etrafında dönen, biz olmasak da dönmeye devam edecek bir dünyanın küçücük parçalarıydık. Yumurtadan çıkan bir kuş yavrusu kadar önemliydik dünya için ama daha zararlıydık. Ve ona zarar vermeye kalkan herkes cezasını buluyordu. İnsanlar arasında koşulsuz sevgilerin verdiği zararları gözle görürken, aynı sevgiyi yaşamaya karşı beslediğinizde daha da artıyordu hissettikleriniz. Ana Çekirdeğin içindeki ertelenmişlikler bu yaşlarda ortaya çıkmaya başladı. Hayatımın en bol sorulu dönemiydi o. Yirmi dokuz; meğer o bile ne kadar küçük bir yaşmış bu gün anladığım. Her günün ve her yaşın kendine göre güzellikleri olduğunu biliyorum artık. Saçıma düşen akların kıymetini bilerek yaşlanacağım. Onlar benim hayata karşı gösterdiğim direncin gözle görünen kanıtları. Göz altlarımdaki çizgiler yedi öbek gökkuşağının güzelliğini sergilerken seveceğim hayatın bana o gün sunduklarını.

Her yeni sabahın sunduklarını itiraz etmeden kabul etmeyi o yaşımda öğrendim. Ama insandan değil yaşamdan gelirse olacaktı. Sabrın insana değil yaşamaya tahammül olduğunu öğrendiğim gibi. Komşulardan birinin yaptığı reçelin kokusunu bütün mahallenin duyduğu zamanlardaki saflık kokusunu hissettim. Aynı saflığı tüm gücümle korumaya yemin ettiğim yaş da yirmi dokuzdu. Çıngıraklı Sarı Yılan olmaya da yine aynı yaşta karar verdim. Amacım kimseye kötülük etmek değil aksine kötülüklerden korunmaktı. Ölümü fark ettikten sonra yaşam daha bir değerli göründü gözlerime. Gözlerim daha bir dikkatli bakmaya başladı dünyaya. Üzüntülerim daha da arttı yok yere yıpratılanlara. Vageçeceklerim ve vazgeçemediklerimin neler olduğunu bu yaşta öğrendim. Büyüklerimin gençliğinin kıymetini bil dedikleri cümlenin gerçek anlamını da bu yaşta anladığım gibi.

Otuzuma girdiğimde daha güzel ve anlamlıydı yaşamak. Emek vermeyenler gözümde küçüldü. Hatta onlara bilerek ve isteyerek yüz çevirdim ve terk ettim. Sevginin kullanılarak aralara derelere çıkarlar sokulması canımı çok yaktı ve anladım ki sevginin bile bir sınırı vardı acı da olduğu gibi. Sınırlar aşıldığında hiçbir şey hissedemez oluyordu insan. Çocukluğumdaki gibi saf bırakmaya yemin ettiğim yorgun yüreğim, gördüklerini gözlerimden algılamaya başladığında, gördüğü güzellikler karşısında dirildi ve coştu aynı çocuklar gibi.

Karanlıkların ardından, günde birkez doğan güneşe inat binlerce güneşler doğuyordu yürekten. Hissettikçe yalnızlaşmak bir çeşit bedeldi neye karşı olduğunu bugün bile anlamadığım. Çatal dillere kimsenin sokulmadığı, güneşli kurak kumsallarda gezinmek bile birşeylerin beklentisiydi. Beklenenin hiç gelmediğinin sanıldığı. Ama umutların durmadan yeşerdiği biryerler vardı ve ben onu bulmaya da yemin ettim. Yüreğimi ölürken bile çocukça bırakma çabasındayım şimdi inadımı ve kinlerimi unutmadan. Sevgilerimi sunduğum sunakların hiç kurumadığını gördüm. Sevdikçe yeşeren, sevdikçe büyüyen ve önüne geçilmez bir çağlayandı yaşam.

Umudu, sabırla-sevgiyle-emekle yoğurdukça, ekmek gibi kokan ekmeklerin en lezzetlisidir damaklarımızı doyuran. Gözlerimizin şeklinde, renginde değil güzellik, gördükleriyle alakalı bir beraberlik. Yüreğinin sınırları dünyayı bile aşabilir eğer istersen. Bulutların en mavisinde, şekerlerin en pembesinde hele hele yeşillerin her tonundadır güzelliklerimiz. Kupkuru cılız odun parçaları iki günlük güneşlere kanıp da panayır yeri gibi çiçeklere çoşmuşsa bizde kurtulmalıyız karanlıklarımızdan. Korkmadan yenidenlere durmalı yüreklerimiz. Suratlarımızda açmalı bahar dalları ki dirilsin yaşam adına bedenlerimiz ve ruhlarımız. Yüreklerimizin içinde kıpır kıpır kıpraşırken bahar bizde şöyle bir kurumlarımızı temizleyip bayramlıklarımızı giymeliyiz.

Ayrıca yaşta değilmiş anlam……..

 
Toplam blog
: 374
: 869
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..