- Kategori
- Sınavlar
Çok vahim çok, KPSS cazibesi !

Hani bir laf varya özellikle gençlerin kullandığı: "deniz, kumsal ve kızlar" diye. Acaba gençlerimiz bu yaz tatil yapabildi mi? Dinlenebildiler mi? Belki tuzu kuru olanlar için güzel bir yaz geçiyordur. Arkadaşlarıyla sohbetler ediyorlar, spor yapıp denize giriyorlardır. Ama büyük bir çoğunluk var ki, bu kitle evlerinde bunaltıcı sıcağın verdiği sıkıntı bir yandan, çabalarının sonucuna kavuşamama korkusu diğer yandan çoğunun bir vantilatörü bile yokken önünde kitap, elinde yelpaze niyetine kullandığı ince bir defter veya benzeri birşey harıl harıl ders çalışıyor. Hava almak için camı açsa sıcak içeriye girecek, açmasa daha da bunalacak. Bu kadar sıkıntının sebebi ne, kapat kitabı yaşa hayatını. Ama hayır, hepsinin bir amacı var. Bir kısmı üniversite sınavında yüksek puan alarak kariyer yapabileceği bir okulda okumak için, bir kısmı hem üniversite hem kamu personeli sınavında yüksek puan alarak bir baltaya sap olabilmek için, bir kısmı da üniversiteyi bitirmiş veya liseden sonra okumayarak sadece kamu personeli sınavında iyi bir puan alıp memur olabilmek için.
Peki özellikle liseyi bitirmiş ve bir taşla iki kuş vurmayı düşünenler üniversite sınavlarına girdikten sonra, hazır bilgilerim taze iken KPSS'ye de gireyim diyerek, hem üniversite kazanıp hem de KPSS'de iyi puan almışlarsa çoğunluk hangisini tercih ediyor biliyor musunuz? Tabiki lise mezunu olarak bir memur kadrosuna yerleşebiliyorlarsa okumayı değil, çalışmayı tercih ediyorlar. "Nasılsa dışardan da okuyabilirim, üniversite bitirince de devlette kadro alabilmek için uğraşmayacak mıyım? Hazır kadromu almışım, ilk sınavda tekrar öss'ye girip Açık Öğretim Fakültesine yerleşir, bitirince de üniversite mezunu olarak kurum içi sınavlarla veya dikey geçişle bir üst pozisyonlara kolayca geçebilirim" mantığı ile hareket ediyorlar.
Bu da artık örgün eğitim almak isteyenlerin sayısının gittikçe azaldığını, üniversitelerin bir cazibesinin kalmadığını gösteriyor.
KPSS, Üniversitelerin önüne geçiyor
Nisan ayındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Tesadüfen tanıştığım genç bir arkadaş Adalet Bakanlığı'nın açtığı kadrolu personel alımı sınavına girmek için başka bir şehirden kalkıp gelmiş. Sınava lise mezunu olarak girecek olan bu vatandaş aynı zamanda bulunduğu şehirde Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde birinci sınıfta eğitim görüyordu. "Peki gireceğin bu sınavı kazanırsan ne yapmayı düşünüyorsun" şeklindeki soruma verdiği cevap: "hiç düşünmeden okulu bırakırım" oldu.
Bizim zamanımızda okulu bırakmak öyle kolay mıydı? Çalış, didin, kazan, bir de bırak. Sonuna kadar okumak için elimizden geleni yapar, onunla da yetinmeyip yüksek lisans, doktora hayalleri kurardık.
Gidişat bu şekilde devam ederse artık insanlar önce kariyer sonra iş yerine, önce iş sonra kariyer diyecekler. Bu ters mantıklı gidişata tahminimce öğretim görevlilerimizden ilerleyen zamanlarda bilimsel bir cevap gelecektir.
Vatandaşın biri öğrenim gördüğü üniversitenin hastanesinde lise mezunu olarak girdiği KPSS sınavında aldığı puan ile hasta bakıcı olarak göreve başlıyor. Niyeti gece mesailerinde görev alıp gündüzleri de okuluna gitmek. Fakat gidişat istediği gibi olmuyor. Rektörlük kendisine özellikle gündüz mesaileri yazılmasını ilgili amire bildiriyor. Öğrenim gördüğü okula da bu "öğrencinin devamsızlıklarına dikkat edin, hakkını aşması durumunda dersten bırakın komutunu" veriyor. Vatandaş çaresiz, karar vermesi gerek. Daha sonra okulu bırakıp çalışmaya devam kararı veriyor.
Bir de liseyi bitirmiş ve KPSS sınavına girip seksenler, doksanlar almış ve halâ yerleşememiş bir kesim daha var ki onların hali içler acısı. O puanlarla 14-30 binli sıralarda olan bu kesimin sıkıntısı da üniversite sınavına iyi hazırlanıp aynı zamanda KPSS'ye de giren ve 96-97-98-99 küsür puanlar alan kişilerden yana. Az önce dediğim mantıkla hem okuyup hem çalışma peşinde olanlar bir taşla vurdukları iki kuştan birini, hakkı olanların namına gasp ediyor.
Bu ve buna benzer durumları da ilerleyen zamanlarda daha çok görüp, duyacağız. Üniversite okumanın cazibesini yok eden bu sistem değiştirilmezse, eğitim seviyemizde hızlı bir düşüş her an yaşanabilir. Sürekli değişen sistemler ülkesi olmaktan, denenmiş fakat başarılı olmayan sistemlerin, yeni sistem diye insanların önüne sunulduğu bir ülke olmaktan ne zaman arınırsak, işte o zaman insanlar sistemlere ayak uydurmaya çalışmak yerini, sadece işi ile meşgul olurlar.