- Kategori
- Güncel
Çöp konteynerinde bir bebek bulundu.
Cami avlusuna bırakılan bebekleri bilirim.
Sağda, solda bulunup polis karakoluna bırakılanlarını da...
Çok çocuklu fakir bir ailenin, evladını, Çocuk Esirgeme Kurumu'na bırakması da, hadi, bi' derece anlaşılır bir şeydir diyelim.
Annesi kaçan, babası ailesini terkeden bir bebeğin, sahipsiz kalması, ona göre muamele görmesi de izah edilebilir bir durumdur; bi' yere kadar.
Hatta, bir apartman dairesinin kapısına, sepet içinde bırakılmış bir bebeğe bile, şahit olmuşluğum vardır.
Ancaaaak... Çöp konteynerine yeni doğmuş bir bebeği atmak, bedeninden kopan bir canı çöplerin arasına terketmek, insanlığın hiçbir makul ruh haliyle izah edilemez.
Az önce Habertürk gazetesinde okuduğum bir habere göre, İstanbul'da Güngören Fevzi Çakmak Mahallesi Vardar Sokak'ta çöp konteyneri içinde bir bebek bulundu.
Kurtuluş Savaşı'mızda sırtında bebeğiyle, ateş altında cepheye mermi taşıyan kahraman analarımız nerdeeee; evladını çöp konteynerine atacak kadar insanlıktan çıkan anne modeli nerde?
Tamam... Belki bunu yapan annenin, ruh sağlığı yerinde değildi... Belki çok ağır bir ruhsal çöküntü, belki de travmatik bir buhran içindeydi; bunu yapan anne ya da her kimse...
Bu anlattığım, sadece bir örnek. Toplumumuzun, değer yargılarımızın, örf, adet, gelenek ve göreneklerimizin ne derece yozlaştığına şahitlik edecek, bir ibret vesikasıdır; Güngören'de yaşananlar.
Şöyle bir düşünelim bakalım... Bundan, çok değil, daha 30 yıl önce, bu ülkede, insanı böylesine dehşete düşüren, böylesine insanlığına isyan ettiren bir olay yaşanır mıydı acaba?
En ağır savaş ortamlarında bile, kursağından geçecek kuru bir ekmek parçasını esir aldığı askerle paylaşan alınlarından öpülesi Mehmetçiklerin torunları, bir, iki kuşak öncesine kadar, böylesi utanç dolu sahnelere sebep olur muydu hiç?
Bugün, kutsal vatanımın birçok yerinde, bundan belki de 10 yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek kadar çok sayıda yüz kızartıcı olay yaşanıyor. Neden?
- 1950'lerde Amerika'ya, Amerikalılara, Amerikan yaşam tarzına özendirilmeye, alıştırılmaya çalışılanlar, 60 yıllık sabırlı, azimli, planlı bir çalışma sonucunda köklerinden koparılıyor; atasına, dedesine, içinde sonsuz sayıda insanlık örnekleri bulunduran şanlı tarihine yabancılaştırılıyor çünkü.
- 1960'larda, 1970'lerde sağcı - solcu, alevi - sünni, 1980'lerden günümüze kadar da Türk - Kürt denilerek ayrıştırılmaya başlayan toplumumuzda ötekileştirme çabaları, çoktan mayasını tutturdu.
- 1960'dan günümüze yaşanan 3+1 askeri darbe, Türk insanını en başta kendisi olmak üzere hiçkimselere güvenemez bir toplumsal paranoyanın müptelası yaptı. Güvensizlik, bugün bu toplumun en büyük sorunudur artık.
- 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının sebep olduğu - Kısa yoldan köşe dönme hastalığı - bu hastalığın kaçınılmaz sonucu, aşırı bireycilik ve vahşi kapitalizm, insanımı, manevi değerlerinden de, en insani duygularından da her gün biraz daha uzaklaştırdı.
- Bugün ülkemde, haklı olanın değil, güçlü olanın sözü geçiyorsa, terör suçluları, 3 - 5 yıl hapis yatıp sonra elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta dolaşırken, düşünce suçlusu sayılanlar, hapishanelerde çürüyorsa...
- Ülkemde, mülkün temeli, adalete olan güven, her gün biraz daha azalırken, adaletten umudunu kesenler, çareyi mafya kapılarında aramaya başlamışsa; hissettikleri çaresizlik duygusu yüzünden...
- " Büyüyen Türkiye " masalıyla uyutulan geniş halk kitleleri, her gün biraz daha yoksullaşıyor, toplumdaki gelir adaletsizliği, gün geçtikçe, sosyal patlamalara yol açacak kadar büyük bir hızla büyüyorsa...
Çöp konteynerinden çıkan yeni doğmuş bir bebeğe, çok şaşırmamak, o bebeği o pislik yığınına terk edenlere de hiç kızmamak gerekir herhalde...
Bu anlattıklarım, içinden geçmekte olduğumuz çok ağır bir toplumsal yozlaşmanın en gerçekçi nedenleri değilse...
Bu toplumu, bebeklerini çöp konteynerlerinden toplar hale getiren insafsızlığın, vicdansızlığın anlaşılabilir, anlatılabilir bir hali var mıdır?
Varsa, lütfen birileri çıkıp bize bu hali anlatsın.
Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.