- Kategori
- Siyaset
Çözüm ve barış süreci - 9 (şimdilik son)

Farklılıklarımızla birlikte yaşamalıyız...
SÜREÇ MASIL GİDİYOR...?
PKK'NIN "SİYASİ TUTUM BELGESİ"NİN AMACI NE...?
Aslında süreç planlandığı gibi gidiyor ; ancak gidiş yolu pek düz değil... Biraz engebeli; ara sıra da, gidiş yolunda, bu süreçten memnun olamayanların yola attıkları taşlar var... Giderken, hem engebeli araziye ayak uydurmak ve hem de yola atılan bu taşların temizlenmesi gerekiyor... Bu da gidişli yavaşlatıyor...
Askerlikte, bir kural vardır; sıklet merkezinde ana hedefe doğru ilerleyen kuvvetler, zaman kaybetmemek ve hedefe zamanında varmak için önlerine çıkan küçük hedeflerin etrafından dolaşırlar ve bir an önce ana hedefin ele geçirilmesine çalışırlar... Ana hedef ele geçirildikten sonra, o etrafından dolaşılan küçük hedefler, zaten lojistik destek yolları tıkandığı için, kendiliğinden düşerler.
Bu süreçte de aynı şey yapılabilir; zaten yapılıyor da... Ama süreci yakından izleyenler, bu küçük hedefleri çok önemsiyorlar ve sanki "etrafından geçmeyin; onları da halledin" diyorlar... İşte sürecin yavaş ilerlemesinin nedeni budur.
Ama bu arada PKK da, Öcalan'ın isteğine rağmen hiç acele etmiyor... Üzerine düşen görevi yapmıyor. 8 Mayıs'ta başlayan çekilme ancak bir arpa boyu yol almış durumda... Yeni çözüm süreci için ortaya konan üç aşamanın daha birincisi bile gerçekleşmedi... İkinci aşama hazırlıkları da -örneğin anayasa yapımı- yerinde sayıyor... Çözüme karşı olanlar, bu gecikmeden dolayı ellerini ovuşturuyorlar...
Bu arada, sürecin ilerlemesine engel olsun diye, yıllardır potansiyel bir "çatışma" nedeni olarak kutuda bekletilen, "Alevi-Sünni " konusu, zamanından evvel tartışma gündemine çoktan sokuldu bile...
PKK - özellikle Kandil tarafı- bu gecikmeden rahatsız olup, Hükümet'e olan güvenini yitirmiş olmalı ki, bu sürece paralel olarak başka bir çalışma içine girmiştir...
Sanırım, PKK'lılar -özellikle Kandil tarafı" bu süreç bittiğinde "biz ne olacağız?" şeklinde bir endişeye kapılmış olmalılar ki, süreç sonrası oluşacak "demokratik ortamda" kendilerine bir yer edinmek için, böyle farklı bir çalışma içine girmişlerdir.
SİYASİ TUTUM BELGESİ...
İşte, Temmuz ayının başlarında Türkiye gündemine oturan ve bana göre Kandil'de yapılan "KONGRE - GEL 9" Genel Kurulunda, "çözüm sürecine" ilişkin önümüzdeki dönemde izlenecek siyasi tutuma yönelik bazı kararlar alındı.
Söylendiğine göre, çerçevesi Abdullah Öcalan tarafından çizilen bu "Siyasi Tutum Belgesi", yukarıda belirtmeye çalıştığım çeşitli nedenlerle Hükümetin -genel olarak devletin- bu süreci yeteri kadar iyi yönetememesi - buna, özellikle muhalefetin yeni anayasa yapılmasındaki isteksizliği de dahil edilebilir- üzerine Öcalan'ın aldığı bir önlemdir.
Bu, "Siyasi Tutum Belgesi"nin içeriğine baktığımızda, eğer çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlanırsa, Türkiye hiç hoş olamayan durumlarla karşılaşabilir...
BELGENİN İÇERİĞİ....
-- Nevruz çağrısı ile öngörülen siyasi çözüm süreci kabul edilmeli ve bunun gerektirdiği görevler yerine getirilmeli,
-- Bu temelde Yürütme Konseyi Başkanlığı'nın 23 Mart'tan itibaren ateşkes ve geri çekilme planları uygulanmalıdır,
-- Yeni bir karar almadıkça HPG(PKK'nın gerilla kanadı- Halk Savunma Güçleri) tarafından ateşkes durumunun korunup geri çekilme planının uygulaması,
-- Hükümet üzerinde baskı oluşturmak üzere halk serhildarları(isyan, başkaldırı) temelinde demokratik siyasi mücadele hamlelerinin tüm toplumsal dinamiklerinin harekete geçirilmesi,
-- Halk serhildarlarının( isyancılarının) Türkiye'ye yayılması Barış ve Demokrasi Konferansı'nın aldığı kararları pratiğe geçirmek üzere yoğun bir eylem ve örgütlenme çalışması içinde olunması,
-- Çeşitli güçlerden gelebilecek saldırılar karşısında gerillaların savunmaya her an hazırlıklı olması, gerektiğinde misilleme hakkını kullanması....
-- AKP tarafından sürecin bir oyalama ve aldatma politikasına dönüştürülmesi durumunda önder Öcalan'ın duruşunu göre tutum geliştirilmesi,
-- Rojava'da(Suriye'nin Kürt Bölgesi) üçüncü çizgi olma temelinde şimdiye kadar sürdürülen siyasetin geliştirilerek geçici seçim yönetiminin ilan edilmesi ve bunun bir Kürt Mahalli İdaresi'ne ulaştırılması,
-- Başur'da(Kuzey Irak) diğerlerinden farklılığımızı ve demokratik modernite çizgimizi ortaya koyan bir mücadelenin aktif bir biçimde yürütülmesi, Kürdistan Ulusal Konferansı'nın(Erbil'de toplanması beklenen Kürt Konferansı) tertiplenmesi için çaba harcanması.
Öcalan, "siz yapmasanız, ben yaparım; ama bildiğim gibi yaparım" diyor sanki...Ve dikkat edilirse, bu belgenin içeriği yavaş yavaş yapılıyor...
Gerçekten böyle düşünüyorsa, bu biraz zor...
Fakat, bir önceki bloğumda ayrıntıları ile verdiğim Öcalan'ın mektubuna baktığımızda, bu "Siyasi Tutum Belgesi"nin, yalnızca, çözüm ve barış sürecinde, hükümetin ve devletin biraz daha hızlanması isteği ile kaleme alındığını düşünebiliriz.
Bu belgenin yayınlanması ile birlikte yurt içinde görülen bazı hoş olamayan eylemlerin ve de Kuzey Suriye'de bir şeyler yapmaya çalışan PYD'nin tavırlarının, Çözüm ve barış sürecine olumsuz etkisi, bana göre "kedi tırmalamasından" daha fazla olamaz.
Görüldüğü gibi, ülkemizden görünecek bir şekilde bir binaya asılan PYD bayrağı, "yavaş ol bakalım" ikazı ile ertesi gün kaldırıldı ve yerine daha genel bir anlam ifade eden başka bir bayrak(flama desek daha doğru) asıldı...
Aslında bu bölgede -yani Kuzey Suriye'de- Türkmenleri ve diğer etnik yapıları da içine alan bir ortak yönetim, Türkiye için fazla sıkıntı yaratmaz; hatta daha ileri aşamalarda bazı kolaylıklar bile sağlayabilir, diye düşünüyorum...
Açıklama :
Bu yazı dizim burada bitiriyorum. Çünkü başlangıçta da dediğim gibi "mevcut gündem içine girmiş ve günceli yaşamaktayız"...
Bundan sonraki yaşananları, bu kısa tarihi süreci hatırlayarak değerlendir ve yorumlarsak daha sağlıklı yorumlar yapabileceğimizi ve geleceğe yönelik gerçeğe daha yakın öngörülerde bulunabileceğimizi düşünüyorum...Bu sözlerim elbette bloglarımı okuyanlar içindir...
Bundan sonraki bloglarımda ben de aynı şeyi yapacağım...Bloglarım genelde, bazen doğrudan bazen da dolaylı olarak yine süreçle ilgili olacaktır.
SON DEYİŞ :
Bu süreç sonunda Kenan Evren'in "Bölge Valilikleri"; Turgut Özal'ın "Eyalet Sistemi" ve M.Kemal Atatürk'ün, 1921 Anayasası'nda öngördüğü "Vilayet Şuraları" benzeri idari yapılanmalarla Türkiye'nin bölüneceğine inanmıyorum...
Çünkü, Türkiye şu anda "küçülme" değil, "büyüme" safhasındadır...Bu sürecin başarı ile sonuçlanması, Türkiye'nin büyümesinin başlangıcı olacaktır. Bu hususu, gelecek bloglarımda tarihi gerçeklere dayanarak açıklamaya çalışacağım.
Bu açıklamayı da, Türkiye'nin coğrafi konumunun kendisine dayattığı "jeopolitik ve jeostratejik" hassasiyetleri ve olması gerekeni, olur duruma getirme zorunluğu" çerçevesinde yapacağım.
Ancak, öncelikle yine M.Kemal Atatürk'ün onayından geçmiş 1921 Anayasası'nı temel alan, "İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ ÖNE ÇIKARAN, İNSANLAR ARASINDAKİ EŞİTLİĞİ GÖZETEN VE KORUYAN BİR ANAYASANIN HAZIRLANARAK HALK TARAFINDAN KABUL EDİLMESİ" gerekir...
Bu anayasa, yine 1921 Anayasası gibi "KISA ve ÖZ" olmalıdır...Başkanlık Sistemi'ne de gerek yok; yetkileri biraz artırılmış halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı, halkımızın siyasal ve sosyal gelişmişliğine uygundur...Sıkıntı yaratmaz...
UMARIM, BÖYLE BİR ANAYASA İLE, 1924 YILINDA "KÜSTÜRÜLEN KÜRT VATANDAŞLARIMIZIN" GÖNLÜ HOŞ EDİLİR VE FARKLILIKLARIMIZLA BİRLİKTE SORUNSUZ YAŞARIZ.
Başka bloglarda görüşmek üzere...
cdenizkent