​ Çuf... Çuf... Çuf... Trendeyim! / Yolculuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '11

 
Kategori
Yolculuk
 

Çuf... Çuf... Çuf... Trendeyim!

Çuf... Çuf... Çuf... Trendeyim!
 

Bu nostaljik tren sana neler anlatıyor? Senden başka kim bilebilir ki?


İnsan, hayatının en uzun tren yolculuklarını hem de gün aşırı yapmak zorunda kalınca, benim gibi... Haliyle hafızasına kaydediyor; her gördüğü insan modelini...

Pendik Tren İstasyonu'ndan Adana yönüne hareket ettiğimizde İçanadolu Expresi'yle; gözlerim dolaşmaya başladı bulunduğum vagonun içinde...

İlk, 40 yaşlarında olduğunu sandığım, sarışın, etine dolgundan hallice bir kadın ve iki yanında oturan esmerin esmeri genç iki kız takıldı gözüme.Dilimize yabancıydı konuşmaları. Meğer Farsmış kendileri. İran'dan Van'a, Vandan İstanbul'a oradan da Adana'ya düşmüş yolları...

Abartmıyorum; sarışın güzel kadın gülmekten yorulup, uykuya daldığı anlar hariç, değişik ses frekanslarında gelip giden; ama hiç susmayan bir şekilde katıla katıla gülüyordu.

İlk anlarda hafiften gözüm takıldığından, bu güzel ve sıcak görünen kadına; " Acaba çok mu baktın lan o güzel karıya?!! " diye dürtükleyip duruyordu beni iç sesim.

Saatler sonra bir yolunu bulup, sorunca kızına, kızı, eliyle havada ampül takma işareti yaptı bana. Yani sizin anlayacağınız, gözüm koca vagonda bula bula hafif sıyırmış, nefes almamacasına gülen birini bulmuştu. Belki bu benim de kendimi Gülen Adam olarak görmemdendi.Kim bilir?

Sonra trende servis yapmakla görevli; genç, açık tenli ;ama erkenden saçlarını dökmüş, bakışlarından zeka fışkıran adama takıldı gözlerim. Ya uzun süre iş arayıp da, böyle bir iş bulduğuna şükrettiğinden ya da o, karadenizlilere has kabına sığmaz karekterinden, trenin kat ettiği yolun 10'da birini gide gele trenin içinde yürüyerek geçti. Bu yolculuktan sonra garanti 1- 2 kilo vermiştir candan ve samimi bulduğum bu Anadolu delikanlısı...

Sonra her yolculukta başıma gelen şey oldu. Hemen yan koltuğumda oturan, 50 - 60 yaşlarında, güler yüzlü, feleğin çemberinden geçmiş, hayatını boşa geçirmemiş bir adam; başladı bir bir anlatmaya:

Toros'taki tünellerden girdik. Hatay'ın kurtuluşundan çıktık. Atatürk'ünü de konuştuk; İnönü'sünü de... Dünü de konuştuk; yarını da... Treni de konuştuk; uçağı da... Servisi de konuştuk; serserilerin ettiklerini de...

Şimdi de aynı trenle dönüş yolundayım. Gözlerim yine insan manzaralarını taramakta...

Başı kapalı bir kadın yanında hacı olduğunu sandığım yaşlı amcayla konuşurken; başladı biz erkeklerin topuna sallamaya... Ona göre:

Ne evlenecek adam kalmış memlekette, ne adam gibi adam... Hayatına giren hiçbir adam kıymetini bilmemiş; her nedense!... Bundan sonraysa, o hiç beğenmediği adamların arasında, eğer kalmışsa düzgün bir adamı bulup, hayatını ona vakfedecekmiş. Falan filan...

Yan koltuğumda iki genç kadın oturuyor; ikisi de tam tesettürlü... Biri hesapsız, kitapsız kendi gibi... Öbürüyse başını diğer yana çevirdiğinde bile, kendi kendine yanındakini çekiştirecek kadar samimiyetsiz, riyakar ve iki yüzlü...

İki sıra önümde saçı başı dağılmış, hırpani görünümlü, genç, gariban bir delikanlı oturmakta... Belli... Sigara müftelası... Onu gözüne kestiren bilet görevlisiyse bağırmaya başladı: " Kimliğini ver!; kimliğini!... Daha fazla bağırttırma beni!... Sigara yerine, seni yakarım seni!..."

Görevliden tırsan sessiz delikanlıysa, öylesine ezik, öylesine ürkmüş bir edayla oturdu ki yerine; bir daha ayağa kalktığını görmedim nedense...

Zafer kazanmış bir komutan edasıyla, etrafında bir iki döndükten sonra; yürüdü gitti bilet görevlisi...

Lap topunu açmış, 60 - 65 yaşlarında, aydınlık yüzlü adamla konuşmaya başladık neden sonra... Galatasaraylı Arda'yı da yetiştirmişti; çevik hareketleri olan, ufak tefek; ama sportmen görünüşlü bu adam; tüm Türki Cumhuriyetleri gezerek, fabrika da kurmuş, garibanların karnını doyurmayı da hiç unutmamıştı; yüzü aydınlık olan bu adam.

Bi de, gidiş yolundayken biz, bilet görevlisi olan, uzun boylu, saçları bembeyaz olmuş, iri yarı, o cüsseden beklenmeyecek kadar sevimli adamı unutmam heralde.Bir sağa, bir sola sallana sallana Yürürken o sevimli adam, eski bir duvar saatinin sesi geliyordu kulağıma: tik... tak... tik... tak... tik... tak... 

 
Toplam blog
: 1349
: 1777
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..