- Kategori
- Yolculuk
Trenin penceresinden gördüğüm Anadolu

Çavuşçu Gölü'nün şu hali bile üzmüyorsa eğer seni... Söyle bana. Ben sana daha ne söyliyim?
Sen de çok iyi bilirsin ki güzel okuyucum; nerede olursa olsun, sahilden demiryoluna doğru inildikçe, yaşam kalitesi düşer, şehirlilik anlayışı zayıflar, görüntü kirliliği çoğalır.
Prensipte bunun böyle olduğunu her ne kadar ben de bilsem de, İstanbul - Adana güzergahında trenle gidip gelmiş olmam; derin izler bıraktı bende.
İzmit'in dibinden, daha Arifiye'den başlayan şaşkınlığım, yol Adana'ya doğru uzadıkça, derin bir yaraya, tarifi imkansız bir burukluğa dönüştü; yüreğimde...
" Neden? Ne oldu? " mu? diyorsun.Olur... Gördüklerimi hemen anlatayım sana.
Yol boyunca, öylesine ağaçsız kalmış, öylesine kel kalmış, bakımsız ve çorak, sahipsiz toprak, ilgisiz, boynu bükük kalmış tarım arazisi gördüm ki... Kim görse o manzarayı: " Bu kadar da olmaz ki kardeşim! Bu kadarı da, çok fazla oluyor artık! " derdi heralde...
Göz göre göre, yavaş yavaş; ama çok belirgin bir şekilde kaymaya başlayan toprak parçaları, erezyona uğramış yol kenarı ve arazi görüntüleri, yüreğinde azıcık vatan sevdası olan herkesi isyan ettirirdi heralde...
Belki de,20 yıllık külüstür ötesi traktörler, bakımsız, boyasız, barakadan bozma, bazen tek, bazen iki katlı, genelde müstakil ya da üç dört katlı; ama bina demeye bin şahit isteyen yapı bozuntuları: " Hadi bıraktım memleketi yönetenleri, burada yaşayanlarda mı düşünmez hiç kendi hallerini?..." diye isyan ettirirdi heralde, azıcık insan evladı olanı...
O trenlere sadece bu ülkenin vatandaşları binmiyor ki... Hadi diyelim, parasızlıktan, yapısal sorunlar yüzünden bir türlü düzeltemediniz buraları... Hadi anladık diyelim... Memleketin her yerini birden kalkındırmaya da gücünüz yetmedi... Ee, be kardeşim! Hiç olmazsa, cephesi tren yoluna bakan evleri komple beyaza boyasaydınız; Bodrum Evleri misali...
Her şeyi, her işi özel sektöre, taşerona havale etmeyi beceriyorsunuz da... Bir şu yol kenarlarını, ağaçlandırmayı mı beceremediniz kardeşim? Erezyona kurban ettiğimiz topraklar,hiç mi yakmaz be yüreğinizi kardeşim?
Ama öyle manzaralar gördüm ki yol boyunca... Olana bitene çok da şaşmamam gerek demek ki!...
Sabahın kör ayazında, tarlanın ortasına bağlanmış, üzerinde incecik mavi bir çuval, kaderine terkedilmiş, tek suçu insana hizmet etmek olan zavallı bir eşek mi ararsın?
O zavallı eşeği orada öylece bırak giden merhametsiz tembeli, Allah nasıl biliyorsa, öyle yapsın kardeşim!
Trenden zor bela inmiş, raylardan köyüne doğru kan ter içinde gitmeye çalışırken o yaşlı teyze; karşı tarafta, arabasının başında, hepi topu alacağı 10 lira için, avuçlarını ovuştura ovuştura bekleyen taksici bozuntusunu da gördüm.
Hani Şener Şen'in baş rolde olduğu Selamsız Bandosu filimindeki gibi ıssız kalmış, tren istasyonu görüntüsüne mi? Günde taş çatlasın 3 - 5 trene işaret veren istasyon görevlisinin Bezgin Bekir triplerine mi bozulursun?
Yoksa, bütün bunlar olup biterken 5 metre ötemizde, bir yanda ceplerinde kalmış son 5 - 10 lirayı denkleştirip, karnını doyurma telaşındaki 3 üniversiteli genç kıza mı yanarsın?
Ya da cep telefonunu kulağına yapıştırmış; bir sevgilisini, bir arkadaşını, vakti kaldığında ana babasını ve dahi akrabalarını çekiştirip duran, şişko, şekilsiz mendeburun, kendini hem melek, hem prenses sanan, kendinden habersizliğine mi gülersin?!!
Ya da yemekli vagonun bir köşesinde demlenen tren görevlileriyle, olan bitenden bi haber, mutlu, mesut, boş bakan gözlerle, bir yola, bir içtiği çorbaya bakan, kendi kaderine razı, sormayan, sorgulamayan, anlaşılan, aynı çileli hayatı onlarca yıl daha yaşayacak olan saf, temiz Anadolu insanına mı çare ararsın?
Seç, beğen, al kardeşim! Sen bu Anadolu'nun, neresini düzeltirsin? Ya da Anadolu bu haldeyken, sen... Hala mutlu, hala mesut musun?
Oturduğun o evin salonundan,şehrin ışıklarını, güneşin doğuşunu huzur içinde izleyebilecek misin? Denizin görüntüsü, ormanın cıvıltısı bunca anlattığımdan sonra; hala aynı huzuru veriyorsa sana...
Sana da söyleyecek sözüm yok! Hadi!... Var git sen de kendi yoluna!...