Cumhuriyet ve demokrasi / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '13

 
Kategori
Güncel
 

Cumhuriyet ve demokrasi

Ulusun egemenliğini kendi elinde bulundurduğu ve bu hakkını belli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı, devlet başkanı olarak bir cumhurbaşkanının seçildiği yönetim biçimine cumhuriyet denir.

İnsanın saygınlığına, özgürlüğüne değer veren, farklılıkları kabullenip bunlara saygı duyan,  bireyi öne çıkaran, uzlaşmayı birlikte yaşamanın temeli olarak kabul eden kültürel yapıya ise demokrasi denir.

Demokrasi ve Cumhuriyet, birbirini tümleyen iki kavramdır. Demokrasisi olmayan bir cumhuriyet düşünülemez.  Bugün doksan yaşında olan Türkiye Cumhuriyeti, maalesef demokrasi kültürüne ihanet eden, Cumhuriyetimizi niteliksizleştirmeye çalışan güçlerin elinde kalmıştır. Bu noktaya neden ve nasıl gelindi? Elbette, bu konuda sayfalar dolusu açıklamalar, değerlendirmeler yapılabilir; ama asıl mesele şu: Biz, Cumhuriyetimizin değerini ve niteliklerini bilemedik.

Bazı şeyleri artık çok iyi bilmemiz gerekiyor. Biz,  nasıl bir cumhuriyetiz? İlk olarak yanıtlamamız gereken soru bu? Birçok devletin adının önünde cumhuriyet vardır; ama gerçekte cumhuriyetle yakından veya uzaktan bir ilgileri yoktur. Oysa biz, onlardan çok farklıyız. Çünkü biz, demokratik bir cumhuriyetiz. Adı cumhuriyet olan, ama demokrasisi olmayan devletlerden değiliz; fakat iktidar sahiplerinin düşlediği, özlediği cumhuriyet, demokrasisi olmayan cumhuriyettir. Demokrasinin yukarıdaki tanımını gözden geçirirsek; demokratik olmayan bir cumhuriyetin ne kadar boş bir kavram olduğunu anlayabiliriz. Cumhuriyetin tanımına bakarak; cumhuriyeti, sadece seçme ve seçilme hakkı olarak algılarsak, yanılgıya düşeriz. Her şeyden önce cumhuriyetin sahip olması gereken bir takım nitelikleri olmalıdır. Bu niteliklerden birisinin demokrasi olduğunu en başından beri ısrarla belirttik. Demokrasinin dayanağı olan iki kavram vardır: Özgürlük ve eşitlik. Özgürlük ve eşitliğin felsefi ve siyasal anlamdaki dayanağı olan laiklik, demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Laikliği sağlamadan, farklı inançtan, farklı düşünceden insanların bir arada özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamalarını sağlayamazsınız. Demokratik, laik bir devlette yurttaşların huzur ve barış içinde yaşamasını sağlamak, bir devletin devlet olma nedenidir. İşte bu nedenle adını cumhuriyetle destekleyen her devlet sosyal devlet olmayı başarmak zorundadır.  Bireylerin huzur ve refah içinde yaşamasını sağlayan, işsizliği önleyen, adil bir hukuk sistemi kuran devlet, sosyal devlettir. Cumhuriyetin sahip olması gereken tüm bu niteliklerini güvence altına alacak, bu nitelikleri koruyacak başka bir niteliğe daha ihtiyaç vardır: O da hukuk devletidir. Demokratik, laik, sosyal ve hukuk niteliklerinden yoksun bir cumhuriyet, elbisesiz bir insan gibidir. O yüzden anayasamızın 2.maddesi Türkiye Cumhuriyetini şöyle tanımlar:”Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

Cumhuriyetimizi koruyabilmek için önce cumhuriyetin erdemlerini bilmek gerekir. Cumhuriyet, insanların toplumsal sınıflarını, toplumsal statülerini değiştirebilecekleri; insanların cahilliğini, fakirliğini, geri kalmışlığını yenebileceği; bunları kader olmaktan çıkarabileceği bir yönetim biçimidir. İşte bu yüzden cumhuriyet hanedanlığa karşıdır. Bu yüzdendir ki çiftçinin çocuğu, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili olabilir. Bu yüzden cumhuriyet, kadına ve erkeğe eşit haklar tanır. Bu yüzden cumhuriyet, hiçbir sınıfa, hiçbir zümreye ve hiçbir aileye ayrıcalık tanımaz. Atatürk, bu nedenle cumhuriyeti, ”Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.”şeklinde tanımlamıştır.

Türkiye Cumhuriyetini tarihsel koşullardan arındırarak anlayamayız, onun değerini bilemeyiz. Herkes şunu çok iyi bilsin ki, yeryüzündeki en değerli cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyetidir. Yıllardır, “Padişahım çok yaşa” diyerek kula kulluk etmeyi öğrenmiş bir ulus kendi kaderini kendi belirlemek üzere ulusal bir meclis kurmayı başarıyor.  Ulusun meclisi bir yandan savaşı yönlendiriyor, bir yandan ülkeyi yönetiyor, bir yandan yasaları çıkarıyor, hepsinden öte yeni bir devlet kuruyor ve bundan daha da önemlisi bu meclis cumhuriyeti ilan ediyor. İşte bu yüzden yeryüzündeki tüm cumhuriyetlerden daha değerlidir; bizim cumhuriyetimiz. Nasıl değerli olmasın ki Türkiye Cumhuriyeti? Emperyalizme karşı verilen bir savaştan elde edilebilecek en büyük siyasal kazanım elde edilmiş ve böylesine büyük bir siyasal kazanım o gün, bugündür başka hiçbir ulus tarafından elde edememiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal’in önderliğinde Türk ulusunun etiyle, canıyla tohumlarını attığı; kanıyla suladığı koca bir çınardır. Cumhuriyet sadece bir yönetim biçimi değildir. O,bir yaşam felsefesidir. Her felsefe gibi cumhuriyet felsefesi de onu benimseyen, onu varlık nedeni haline getiren insanların çoğalmasıyla güçleneb    Cumhuriyeti nitelikleriyle ve erdemleriyle anlamak zorundayız.  Anlamalıyız ki değerini bilelim. Zira insanlar ancak değerini bildikleri şeyleri koruyabilir. Cumhuriyet bir rejim biçimi olarak tartışmasız çok değerlidir; ama bir kez daha gururla söylemek gerekirse yeryüzündeki en değerli cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyetidir. Bu gerçeği bir an bile olsa akılımızdan çıkarmadan, onu kuranları ve onun kurulmasını gerektiren tarihsel koşulları asla unutmadan Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkmak zorundayız. O, doksan yıllık koca bir çınardır. O çınarı kurutmak isteyenlere inat irfanımızla onu sulayalım; asla onun kurumasına izin vermeyelim. Çünkü sırtımızı dayayabileceğimiz, gölgesinde oturabileceğimiz başka bir çınar yok. Onu kurutmayı başaramayanlar, başka bir yolu deneyecekler, gözlerini budaktan esirgemeyecekler, Cumhuriyet Çınarını budamaya kalkışacaklardır. Tıpkı şimdi yaptıkları gibi… Gerektiğinde göğsümüzü siper edelim; ama onun budanmasına izin vermeyelim; her koşulda o çınarı koruyup yaşatalım.

 
Toplam blog
: 22
: 501
Kayıt tarihi
: 26.01.08
 
 

Ben,"bir şey biliyorum, hiçbir şey bilmediğimi."Ben, bilimin en büyük yol gösterici olduğuna inan..