- Kategori
- Bayramlar
Cumhuriyete doğru

Türk'ün ateşle imtihanında, Türk'lük, ateşten birer gömlek giymişti.. Kurtuluş Savaşının ardından gelen zaferle, Cumhuriyetimizi kurduk ve pekiştirdik. Bu günlere geldik.. Hikayemiz, ''Kurtuluş'' yıllarına, 1921 İnönü savaşına uzanıyor... Siperdeyiz. Hava buz gibidir.. Ethem Çavuş'un bu gece, nedense sırtı pek üşümektedir.. Ama, kızgın mermi kovanlarına elle dokunduğu için, alev alev yanıyordu avuçlarının içleri.. Çavuş, belki böyle ısınıyordu bir bakıma. Ve Ethem Çavuş, belirtilen menzillere, 75 mm'lik topları yollamış, mermi sandıklarındaki diğer mermiler tükenmek üzereydiler...
O da ne!? Sandıktaki son mermiye çaput sarılmıştı. Açılınca da, içinden ucu sivri çelik bir çubuk çıkmıştı. Kaleme benziyordu. Mermi kovanının üzerinde de yazılar vardı ama, şimdi bunlarla uğraşmanın sırası değildi. Bu mermiyi de ateşledikten sonra, boş kovanını sandığa geri koymadı. Toprağa atıp ayırdı onu. Soğuduktan sonra da onu mintanından içeri koynuna attı Ethem Çavuş.. Bir istirahat anında bu kovanın gövdesindekileri okumağa başladı: ''Karahisarlı Seyfi Çavuş. 1339 İnönü'' diyordu.
Ankara’da, cephane imalathaneleri vardı. Boş kovanlar cepheden sandıklarla gelir. Onlar da içlerini doldurur, cepheye yollarlardı. Ethem Çavuş, o sivri kalem çubukla, mermi gövdesi üzerine yani kovanına, çiziktire çiziktire yazdı: ''Aksekili Ethem Çavuş. 1339 İnönü''
Tam beş gün sonra aynı kovan, Ankara silah atölyelerinde ortaya çıktı. İşçilerde coşku büyüktü. Bir anda bayram havası esivermişti ortalıkta. Onlar da merminin eğri yerlerini onardılar. İçlerine barutu kondu. Mermi çekirdeği de tamamlandıktan sonra üzerine: ''Allah kavuştursun, selametle'' diye yazılıp sandıklandı.
Türk Ordusu İzmir’e girmişti. Zafer çılgınca kutlanırken, Ankara’daki ustalarda yas vardı..Yıl 1922 idi. Aynı kovan, tekrar gelmişti. Gelmişti amma!.. İşte!.. Merminin yanında bir mektup, bir de künye vardı. Asker künyesi: ''Karahisarlı Seyfi Çavuş 1341 Banaz'' Mektupta da: ''Banazlı Çavuş kalleşçe şehit edildi. Mintanının içinde de bu kovan bulundu.Kovandaki yazılardan anlaşıldığına göre bu neferin ailesi, sizler olmuşsunuz. Bu sebeple de künyesini sizlere yolluyoruz. Başınız sağ olsun, İmza: Yüzbaşı Muhsin Talat''
Ocak 1923 Ankara’daki cephanelikte sayım var. Teğmen Hamdi Vasıf, bu mermiyi bulur orada. Evine ''Anı'' olmak üzere götürür. Yıl, 29 Ekim 1923..Yer, Ankara Kalesi.. Kutlamalar için 1O1 pare top atışları yapılmaktadır.. Teğmen, o top mermisini Kaledeki kumandana yetiştirmek için acele yola çıkar. Dik kale yokuşlarından soluya soluya. Kale Topçu Kumandanına: ''Komutanım.der, 1O1’nci top mermisi bu olsun'' diyerek mermiyi uzatır. Kumandan top mermisini tanımıştır. Ağlayarak çekirdeğini çıkarır. Şapkası surlar üzerindedir. Mermiyi oraya yatırır. Utanmasa, neredeyse ast rütbedeki teğmenin elini öpecektir kumandan.
Ve kovana barut konup, ayrıca çul çaputla doldurularak sıkıştırılır içi.. Çekirdeği çıkarılmış mermi, topun yatağına konur. Ve sürülür.
On dakika sonra 1OO1’nci top olarak bu mermi patlatılırken, kılıçlar çekili, gözler nemli olarak selam durulur.
Evet.. Bir merminin trajik öyküsü bu. İnternette ''Gazi Kovan'' ismiyle yayınlanmakta muhtelif vesilelerle.. Ses ve görüntü efektleriyle birlikte.. Bir husus dikkatimi çekti. Burasını anlayamadım. Merminin çapı: 75 mm’dir. Yani 7,5 santimlik bir çapa sahip bir top mermisi. Uzunluğu da olsa olsa 50-6O santim olabilir. Peki, bu mermi, çekirdeği ile birlikte nasıl mintanın içine atılınca orada yani ''koyuna'' nasıl sığabiliyor?! Kale Kumandanı top mermisini, surların üzerinde duran şapkasının içine yatırabiliyor, sığdırabiliyor?
Konu anonim mi? Kaynak neredendir? Tarihçi bir kimlik tarafından mı kaleme alındı? Bilinmiyor. Bunları sorgulayacak değiliz. Bir bilen varsa, konuyu irdeliyoruz ki, ''Bir bilen'' doğru ölçüleri versin. Yanlış olmasın, yanlış yayılmasın. Ayrıca da; Topçu subayları, kılıç kuşanırlar mı? O devirleri kastediyorum..
Geleceğin tarihçisi Blogger arkadaşımız ''Vak'ayinüvis'', bu konuyu ele alınca, sormuştum kendisinden .Bu irilikte bir top mermisi, mintandan içeri atılınca sığar mı?'' diye. Kendisi de endişelerini dile getirmişti..
Türk'ün ateşle imtihanı, uzun yollardan geçti.CUMHURİYET'e doğru bu uzanışta, Türklüğün menkıbeleri elbette tarihlere sığmaz. Yeter ki, ölçüler doğru olmalı. Gelecek kuşaklara doğru ışığı gösterebilmeliyiz. Bir konunun, ''sunuş'' tarzı önemlidir. Ölçüler tam oturmalıdır.
Nice Cumhuriyetlere diyoruz..