Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '22

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
315
 

CÜNEYT ARKIN'IN ARDINDAN...

 

      Aslında giden onlar değildi…

Giden bizim, yarım kalmış çocukluğumuz, belki de hiç gelmemiş olan gençliğimizdi…

Çimlerin üzerine kurulmuş, üstü açık yazlık sinema önlerinde satılan, bizim için o zamanlar içerde ki beyaz perdede oynayanlardan daha renkli ve daha heyecan verici, kırmızı elma şekeri, pembe pamuk helva renginde ve tadında ki yarım kalmış çocukluğumuzdu…Zeki Müren şarkılarında buğulanan gözlerimiz, aşka dair kurmaya korktuğumuz düşlerimiz ile 1 Mayıs Marşında şahlanan devrimci ruhumuz arasında sıkışıp kalan, belki de hiç gelmemiş olan gençliğimizdi…

    Benim ilkokul yıllarımın sonu, büyük abimin lise yıllarının başına denk düşer. Hiç unutmam, abimin özenle koruduğu, kıyı bucak sakladığı en kıymetli defteri, içinde dönemin sinema oyuncularının boy boy fotoğraflarının yapıştırıldığı, süslü, düz metot defteri idi. Onun evde olmadığı zamanlarda bu defteri gizlice açar, uzun uzun fotoğraflara bakardım. Defterin ilk sayfasında, hayatımda gördüğüm en yakışıklı adam Cüneyt Arkın, derin bir hüzünle, masmavi gülümserdi bizlere. İkinci sayfada zarafet abidesi,  masum güzel Filiz Akın vardı. İlk sayfalarda olmalarından anlardım ki abimin favori oyuncuları Cüneyt Arkın ve Filiz Akın’dı, tıpkı benim gibi.

     Ailemizde sinema ile en yakından ilişkisi olan kişi büyük abim değildi aslında. Sonraki zamanlarda kasabamızda ki tek sinema salonunu işletecek olan, sinemaya tutkuyla bağlı, vasiyeti üzerine mezar taşına bile, adını “SİNEMACI ÖMER “diye yazdıran, sevgili küçük abimdi. Rahmetli küçük abim, sinemaya olan aşkı yüzünden ilkokuldan sonra okula gitmek yerine, kasabamızda yeni açılan sinemada çalışmayı tercih etmişti daha çocuk yaşta. Üstelik annemin onayını bile almadan, sahiplerini bin bir türlü maskaralıklarla ikna ederek.

     Annem o yıllarda evimizin girişteki, hol duvarlarının dışındaki hiçbir duvarına fotoğraf yapıştırmamıza izin vermezdi. Bundan dolayıdır ki, kışın evin her tarafı ısınabilsin diye sobamızı kurduğumuz, sobanın yanı başında, yer sofrasında akşam yemeklerimizi yediğimiz, hayatımın en anlamlı mekânı olan o holün, üç duvarı silme Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Türkan Şoray, Kemal Sunal, Tarık Akan, Fatma Girik, Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet ve daha nicelerinin boy boy posterleri ile dolu idi. Uzun kış gecelerinde babaannemin anlattığı masalları keyifle dinlerken, bir taraftan da göz ucu ile duvardaki resimlere bakar , “acaba Cüneyt Arkın’da bizi dinliyor mu? “ diye düşünürdüm.

Onlar sadece beyaz perdede seyrettiğimiz film oyuncuları değildiler bizim için. Onlar bizim, yer sofralarımızın, uzun kış gecelerinde kestane ve masal serüvenlerimizin baş konukları ve yaşadığımız her anın gizli ve sessiz tanıklarıydılar. Ailemizin görünmeyen Üyeleri, komşumuzun güzel kızı, mahallemizin yakışıklı abileriydiler…

   Sevgili Cüneyt Arkın, bizim aile için birkaç açıdan çok önemli figürdür. Abiciğimin sinemasında en çok izlenen filmler, Cüneyt Arkın ve Kemal Sunal filmleri olmuştur her zaman. Bu iki kıymetli insanların, ekmeğimizi kazanmamıza da ciddi katkıları olmuştur, mekânları cennet olsun.

 Cüneyt Arkın’la ilgili anlatmadan geçemeyeceğim çok önemli bir anekdotum daha var. O yıllarda üvey anne zulmünden kaçarak, önce sinemamıza sonra evimize sığınan, nüfusta kaydı bile olmayan 9-10 yaşlarında ki bir çocuğun “kendi ismini, kendisinin koyması hikâyesidir.” (Bu hikâyeyi bir gün yazmayı ve kendi onayını alarak yayınlamayı düşünüyorum).Uzun yıllar bir aile ferdi olarak bizimle birlikte büyüyen bu kardeşimizin nüfusa kaydını, o zamanlar nüfus dairesinde memur olarak çalışan ablam yapmıştı. Bu güzel çocuk, o zamanlar çok ilgi gören Cüneyt Arkın’ın CEMİL SERİSİ filmlerinden o kadar çok etkilenmişti ki, 10 yaşında, ilk kez nüfusa kayıt olurken ablama “abla ne olur benim adımı nüfusa “CEMİL” diye yazdır.” diye ablamın başının etini yemiş ve adını kimliğine “CEMİL” diye yazdırmıştı. Sürekli tekrarladığı “benim adım Cemil” repliği de hala kulaklarımdadır.

Yeşilçam oyuncularından etkilenip, çocuklarına onların isimlerini koyan ebeveynler sıkça rastladığımız bir durum ama onlardan etkilenerek, kendi adını koyan bir çocuğu eminimkim ki sizlerde ilk duydunuz.

Hayatımızın pek çok alanında sevgiyle hatırlanacak, derin izler bırakan büyük usta, sevgili Cüneyt Arkın, gittiğin yollar ışıkla, çiçeklerle dolsun. Mekânın cennet, ruhun şad olsun…

 

     

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeşilçamın dev isimleri hepsi birer birer asıl mekanlarına gittiler.Benim de aklımda ,kalbimde en çok kalan aktörler hep Kemal Sunal,Ediz Hun,Kartal Tibet ve Cüneyt Arkın olmuştur.Hepsi aydın niteliğinde,vicdanlı iyi sanatçılardı.Arada özel hayatlarını,sözlerini öyle merakımdan daha iyi tanımak için okuduğumda daha iyi anlardım bunu.Yaşar Kemal'in bir sözü vardır:'O iyi insanlar,o güzel insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler.Demirin tuncuna,insanın... kaldık' diye.İşte aynen öyle...Daha genç yaşlarda olmama rağmen hep eskiye özlemim bu yüzdendir.Eskiden insanlar da insanlık da sanat bile daha güzelmiş...Cüneyt Arkın başta olmak üzere bütün gidenlerin ruhları şad olsun,ışıklar içinde uyusunlar.Kalanlar ise hep bizimle kalsın.Kalsın ki dünya daha çok çirkefleşmesin...Selam ve sevgiyle.Kalın sağlıcakla...

Zehra Nur Sarıoğlu 
 31.07.2022 18:06
Cevap :
Zehre Hanım Ne güzel anlatmışsınız o güzel insanları. Ne yazık ki onların gidişi ile biraz daha azalıyor dünya üzerinden iyilik.Işıklar içinde uyusunlar hepsi.??  01.08.2022 9:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 255
Kayıt tarihi
: 13.02.14
 
 

Hayatı şiirden öğrenmemişse eğer, yarımdır insan...   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster