- Kategori
- Öykü
ÇYK/A-30 Yeni Malzemeler 7/9
Sencer, Efe İsmail ile İlhan merakla Musa’nın yüzüne bakıp sordular,
--Ne dedi adam?
--“Yarın sabah erken gel”dedi. O gün bu gündür dokuz yıldır bu kahvede çalışıyorum. Yani ne işçiyim ne patron ama hem işçiyim hem patron. SSK pirimini yatırmak için ruhsat zaten adamın adınaydı, ben de işçi görünüyorum. Sekiz senedir bu şekilde çalışıyoruz. Adam bir dediğimi iki etmiyor. Bakmayın siz hep milletin işte olduğu zaman geliyorsunuz. Akşam millet işten çıkınca iğne atsan yere düşmez bizim kahvede dedi.
--Ya demek işler iyi diyorsun. Allah daha çok versin. Demek ki sen de sonunda kafana göre bir işin oldu dedi.
--Evet, İsmail kardeşim senin de dediğin gibi sonunda kafama göre bir işim oldu. Aynı kendi işim gibi, ya da şöyle söyleyeyim; Kendi işim olsa bu kadar rahat olmazdı. Arkadaşlar neyse bana müsaade, kahveyi fazla boş bırakmaya gelmez dedi.
Tokalaştılar ve Musa ayrılarak kahvesine doğru yürüyerek kalabalıkta kayboldu. Sencer, İlhan ve Efe İsmail mahalleye gitmek için durağa geldiler. Sencer amca Nusret’in “Çatal Yürek Kahvehanesi”ni göreceği için çok heyecanlıydı. Kafasında çeşitli şekiller, çeşitli görüntüler dans ediyordu. Biraz bekledikten sonra gelen Belediye otobüsüne binerek mahalleye geldiler. Otobüste ve Emin Ali Paşa durağından Mahalleye gelinceye kadar Sencer amca hiç konuşmadı. Sonunda kahvehanenin önüne gelince Bahçeye girmeden durdu ve şöyle bir baktı. Gözlerinden inen iki damla, yaşlanmış, esnekliğini yitirip sarkmaya başlamış hücrelerin oluşturduğu yanaklarından ve kırlaşıp ağarmış sakal köklerinin bulunduğu çenesinden aşağıya süzüldü ve kül renkli paltosunun üstüne düştü. Kahvehaneye baktı, baktı, baktı ve kollarını açarak kahvehaneye doğru yürüdü. Sanki kahvehaneyle sarmaşacakmış gibi açmıştı kollarını. Sanki Çatal Yürek Nusret’le kucaklaşacakmış gibi heyecanlıydı. Efe İsmail Kahvehanenin kilitli kapısını açtı içeriye girdiler. Sencer kahvenin içine girince kutsal bir mabete girer gibiydi. İçerde Nusret’in masasını koltuğunu arkasındaki Atatürk’ün Mareşal üniformalı fotoğrafı ve sağ yanındaki Türk Bayrağı ve sol yandaki Fenerbahçe bayrağını görünce,
--Aynı anlattıkları gibi dedi, aynı anlattıkları gibi. Onu burada görür gibiyim. Kaşlarını çatmış bir halde. Sencer geçti karşıdaki masaya oturdu. Masada Nusret oturuyormuş gibi bakıyordu Nusret’in masasına koltuğuna.
Sessizliği Efe İsmail’in tonajı ayarlanamamış sesi bozdu,
--Nasıl buldunuz Sencer amca beğendiniz mi kahvehaneyi?
--Kahvehane tam da bana anlatılan gibi, yani tahmin ettiğim gibi. Ne eksikse şöyle bir bakalım da ben yarın kendi elimle getireyim buraya dedi.
Sencer amca kahvehaneye önce ocaktan başladı,
--Bu ocak eskimiş gaz falan kaçırır, yangın falan çıkmasın dedi. Ocağıyla beraber üç demlikli bir çay kazanı. Sol tarafında da kahve ocağı olanından. Kapının yanına bir tane palto askılığı lazım. Sandalyeler ile masalar Nusret Abinin hatırası koltukla masa da Nusret abinin hatırası. Bardaklar, çay tabakları ile tepsi yenilenecek. Pazar günü kaç bardak lazım olur dedi.
--Bilmiyorum ama bedava deyince biliyorsun bizim millet yığılır dedi Efe İsmail. Yüz kadar lazım olur herhalde ama idare ederiz dedi.
--Hiç gerek yok dedi. Bardak her kahveye sürekli lazım olan bir eşya. Kırdıkça yenilersiniz dedi. Yüz de bardak, yaklaşık sekiz küsur koli eder ama yuvarlak hesap on koli de. Yüz çay kaşığı, beş çay süzgeci, İki tepsi ile bir de çay askısı. Başka aklınıza gelen bir şey var mı?
--Yok dedi Efe İsmail, yok da sen de fazla …..
--Fazla değil İsmail efe fazla değil. Hem benim oğluma, İlhan’ıma hem de Nusret abinin kahvehanesine hiç de çok değil dedi. Her şey mükemmel olmalı.
--Hele eve gidelim de size bir çay demleyeyim, hem de sobayı yakarız biraz ısınırız dedi Efe İsmail. Burası çok soğuk.
--Peki madem dedi Sencer amca.
Kahvehaneyi kilitleyip aradaki tahta kapıdan geçip arka tarafa geldiler. Efe İsmail kapıyı açtı ve kenara çekilip,
--Buyurun dedi, burası da bizim fakirhane. Ben odun alıp geleyim.