- Kategori
- Gezi Rehberleri
Dağa Kaçtım ~~ Kolophan, Claros ve Notion'u solumak

Homeros
2012 yılının bu son günlerinde sabah erkenden yola koyulduk; rotamız güney, hedefimiz Değirmendere, amacımız önce 12 büyük Ion kentinden biri olup deniz kenarında kurulmayan tek kent olan Kolophon’u, sonra da, kehanet merkezi Klaros ve kıyıdaki Kolophon olarak da bilinen Notion’u bir parça yaşamaktı.
Bornova-Karabağlar-Menderes yolundan geçerek Değirmendere Köyü’ne vardığımızda; hava bulutlu ve serin, sıcaklık 6 derece idi.
Değirmendere; Köy Meydanı; Şehitler Anıtı; 1935; “Kara Gün” 27 Mayıs 1919’da Değirmendere Yunan işgali
Saat 10 gibi Köy meydanındaki kahvede kahvaltımızı bitirdik ve Şehit Murat Güvenç caddesini takip ederek 500 metre kadar güneye doğru yürüyerek Kolophon’un sırtını yasladığı; alanın başlangıcında yer alan tanıtım levhasından adının Akropol Tepesi olduğunu öğrendiğimiz tepeye vardık.
KOLOPHON
İzmir’in Menderes İlçesi köylerinden Değirmendere ve Çamönü arasında Smyrna’yı Ephesos’a bağlayan güzergâh üzerinde yer alan, üç tepe üstünde ve onları birbirlerinden ayıran vadiler arasında kurulmuş olan Kolophon antik kenti, İyonyalıların bölgeye geldikleri M.Ö. 9. veya 8. yy’da 12 Ion kentinden biri olarak kurulmuş. Akropol Tepesi kente ait yapıların yoğunlaştığı bölge.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Christine ÖZGAN; 1922 yılında yapılan kazılarda bölgenin yaşam alanı olarak kullanılışının Genç Tunç Çağı’na (M.Ö. 1500-1150) tarihlendiğini, bölgede Kalkolitik ve Tunç Çağ’a ait kalıntılar ile Prehistorik Dönem yerleşimlerinin izlerinin bulunduğunu belirtmekte.
Kolophon kutsal alanı
Biz de alanda dolaşırken; muhtemelen bir kısmını definecilerin, bir kısmını da arkeologların inceleme ve tespit amaçlı kazdığını sandığımız çukurların yanı sıra; galeri (stoa), pazar yeri (agora), Anadolulu ana tanrıça Meter’e ait kutsal alan (meteon), hamam, sokaklar ve konutların kalıntıları arasında gezinirken yaklaşık 3000 yıl önce burada yaşayan hemşerilerimizin soluduğu havaya soluduk.
Ören yerindeki gezimizi tamamlayıp, geldiğimiz yoldan köy merkezine geri dönerken, yolda yaşlıca bir teyze ile karşılaştık ve biraz lafladık. Bize tepedeki kalıntıların; altın, gümüş ve pırlantalarla dolu olduğunu, Çamönü Köyü’nden beyaz sakallı bir adamın sık sık buraya gelip, burada bulduğu ganimetleri alıp götürdüğünü anlattı. Daha çok hikâye anlatacaktı ama bizim zamanımız kısıtlıydı.
Yönümüzü bu kez Klaros'a çevirdik, kâhinlik merkezine...