- Kategori
- Gezi Rehberleri
Dağa kaçtım ~~ Pir Veli Beşe için; Peşrefli'den Karakaya'ya 3

Kimil Sırtlarında çeşme
Dereli Vadisi’nin dibinden cılız da olsa hala akmakta olan küçük bir dere vardı. Vadinin dibine doğru inmeye başladık. Bitki örtüsünde çınar ağaçlarının yoğunluğu giderek arttı. Meşelikler, kestaneler ve aralara serpilmiş badem ağaçları vadinin kusursuz peyzajını tamamlamaktaydı. Biraz daha inince yamaçta teraslanmış alanlar, belki de Ortaçağ’a tarihlenebilecek çatı kiremitleriyle dikkat çeken yapı kalıntıları, kısmen tarım yapılmış olduğu hissini veren yapay düzlükler karşımıza çıktı. Burada bir zamanlar yaşam olduğunu gösteren bariz izler vardı. Acaba bir manastır alanı mıydı? Türkmenler, 13.yy.da Batı’da bu topraklara ulaştıklarında, burada mutlaka Bizans’ın yerel dini yada idari yapıları bulunmaktaydı. Eğridere ve Peşrefli, Türkmenlerin dikkatini çekip yerleşmeye değer buldukları sulak ve saklı vadiler olarak onlardan önce de başka sakinleri koynunda barındırmış olmalıydı. Gördüklerimiz içinde tarihi arka planı ele veren en muhtemel delil, eski çatı kiremitleriydi. Bir süre bu alanda soluklandıktan sonra vadinin dibine doğru inmeye devam ettik.
Gezginler, yaşlı bir kestanenin altındaki kır evinin çevresinde mola vermişler.
"Gök Tengri"ye doğru renkler turkuaza döndü.
Eski çatı kiremitleri ve tuğlalar
kiremitlere bir örnek daha...
Tarım yapıldığı izlenimini veren teraslanmış alanlar
Yeni açmış İzmir papatyaları, mordan pembeye rengarenk anemonlar, çiçeğe durmuş ahlatlar, hiçbir yaşam izi yokmuş gibi hala derin bir sessizlik içinde vadiye bakan incir ağaçlarıyla bir zamanlar kullanılıp terk edilmiş kulübelerin arasından süzülerek vadinin karşı yamacına dek yürüdük. Sırtta yoğun olarak dikkat çeken bademler, bizi kendine doğru çekiyordu sanki. Onlara doğru biraz yürüyünce, bir sırtın Güney yamacına konumlanmış bir dizi ev ve aşağıdaki Dereli Köyü’nden Kapan Boğazı’na doğru çıkan toprak yolla karşılaştık. Bizim için bundan sonra her şey daha kolaydı artık. Hedef önce yemek ve daha sonra Kapan Boğazı idi.
Dereli Vadisi
Dereli'nin derelerinden su içen gezgin
Çınarlarla kaplı Dereli Vadisi'ne bakan bir yamacın alçaklarında, bir çınar dibinde soluklanan gezginler (Fotoğraf: A. Aydemir)
Dereli'nin dereleri
Bizi kendine doğru çeken bademler
Dereli Vadisi'ndeyiz.
Boğaza doğru ilerleyen toprak yolda bir süre yürüdükten sonra, Dereli’ye doğru alçalan vadinin derinliklerine doğru bir kayanın üstünden bakmakta olan Yücel ile karşılaştık. Yücel vardiyalı olarak çalıştığı Gökçen yakınlarındaki salça fabrikasındaki işinden arta kalan zamanlarda koyunlarını otlatırmış. Bize toprak yolun ucunda ve dağın Güney’e doğru görüş açımızdan kaybolduğu noktadaki evini gösterdi. Biraz ilerde de Karasakallar’ın Eşref’in mekanı varmış. Oraya yıllar önce bir sonbahar günü Hasan Hoca ile birlikte misafir olmuştuk. Son derece konuksever insanlar olan Eşref’in ailesi, bize; üzeri çökelekle kaplı; un ve tereyağının kavrularak üzerine su ilavesiyle yapılan höşmerim (tatlı değil), lahana salatası, lahana sarması ve çökelekten oluşan bir yemek hazırlamışlardı. İlk kez yediğimiz höşmerim, Balıkesir yöresinde yapılan gibi tatlı değil, makarnaya benzeyen tuzlu bir yemekti. O günden aklımda kalan vadinin aşağılarındaki keçilerine doğru kayaların üzerinden sekerek değil, sanki uçarak giden ve mitolojideki satirleri hatırlatan bir Eşref profiliydi. Demek ki, dedim o gün kendi kendime; mitolojideki Tanrı Pan ve satirler, o kadar da hayal ürünü şeyler değilmiş ve hatta Eşref kadar gerçekmişler, binlerce yıl ötelerden günümüze ulaşan.
Karasakalların Eşref'in sofrası (2007 Sonbaharı)
Karakaya'nın kükürtlü suları
Yemek molası verdiğimiz sırt; arkada Kimil Beli
Yemek molası sonrası Dağa Kaçtım Ekibi, Küçük Menderes katında... (Fotoğraf: Yol arkadaşımız Yücel)
Kaz Ovası (Küçük Menderes); sis altında bile güzel.
Kapan Boğazı'nda bir delikanlı...
Bu dağlarda her şeyin Dibekçiler’den çıktığı söylenir. Kime sorsanız, kökeni Dibekçiler Yaylası’dır. Bugün Tire’nin sırtını dayadığı Güme Dağı’nın arka dünyasında yer alan derin vadiler ve yüksek tepelerle çevrili bu destansı yayla, herhalde Türkmenlerin Batı’ya doğru göçlerinde en uç noktada gelip yerleştikleri yer olmalıdır. Bugün bunun sesiz tanığı, 2000 metrenin üzerinde bir yüksekliğe sahip kayrak taşlarla kaplı bir tepenin üstünde yatmakta olan Türkmen önderi Çaldede’dir. Dağın hemen eteklerinde yer alan bir su kaynağının çevresinde hayat bulmuş asırlık çınar ağaçları altında; belki de yüzlerce yıldır her Eylül ayının ilk Pazar günü düzenlenen Çaldede Mahyası’nda hatırlanan ve İncirliova’dan Tire’ye dek yüzlerce köyün ahalisini buralara çekecek kadar köklü bir güce sahip olan o büyük göçün hatırası olmalıdır.
Kapan Boğazı'nın keçileri
ve pür dikkat koyunları...
Haşmetli Karakaya
Gezgin, Karakaya'nın zirvesini işaret ediyor.
Karakaya önlerinde otlayan bir sürü
Yücel'in koyunları biraz yukarıdaki bir sırtta otluyorlardı. Hep beraber yürümeye devam ettik. Yolun biraz üstündeki hafif eğimli bir sırtta yer alan bir kır evinin yanında, Küçük Menderes Ovası’na hâkim bir manzarayla yemeğimizi Yücel’le paylaştık. Ovadaki manzara, sise rağmen benzersizdi. Dereli ve Peşrefli Köyleri ve ovadaki Gökçen Kasabası ayaklarımız altındaydı. Yemek sonrası, bu bölgede oldukça sert bir eğime sahip toprak yolu takiben, Kapan Boğazı’na doğru hareket ettik. Yücel ile Kapan Boğazı öncesindeki yol çatısında vedalaşıp ayrıldık; o kendisini vadinin hemen başındaki evine doğru götürecek diğer yola saparak gözden kayboldu.
Karakaya (Fotoğraf: A.Aydemir)
Dereli Vadileri
Suyu şerbet gibi tatlı Kapan Çeşmesi
Kapan Boğazı'na doğru... (Fotoğraf: MYC)
Bize, Peru topografyasını hatırlatan yılan gibi dağ yolları
Gezgin, Karakaya zirvesi yolunda...
Kapan Boğazı, Karakaya ile Kimil Tepeleri arasından Dereli ve Osmancık’a doğru alçalan derin vadileri birbirine bağlayan ve göçer katarlarının yüzlerce yıl Ovacık Yaylası’na ulaşmak üzere kullandıkları son derece önemli bir geçiş noktasını oluşturuyor. Yol boyunca çok sayıda çeşme gördük; ancak Dereli Vadisi’nde ve Kapan Boğazı’nın altında rastladığımız bazı çeşmelerden akan su sapsarıydı. Kayaç tabakalarının özelliğinden kaynaklanan ve kükürt içeren su, aktığı her yeri sarıya boyamıştı. Yanımızdaki su stokları bittiği halde suyun içilecek nitelikte olmaması nedeniyle Kapan Boğazı’ndaki çeşmeye kadar sabrettik.
Osmancık'a doğru
Osmancık ve Yenişehir Vadileri
Kapan Çeşmesi'nde... (Fotoğraf: H.Doğan)
Kapan Boğazı’na yaklaşırken yine bir çeşmenin bulunduğu düzlükte mola verdik. Meraklı keçiler ve biraz ilerde hep birlikte başlarını bize çevirip hareketsiz bir şekilde bakan koyunlar, pür dikkat ne yaptığımızı izliyorlardı. Doğanın kucağında; onlar ve biz; bir de çeşmenin usul usul şırıldayan sesi, yapayalnızdık. Doya doya Dereli’ye doğru alçalan vadinin güzelliğini ve karşı yamaçlarda yukarılara doğru yılan gibi kıvrılıp giden yol izlerini seyrettik.
Karakaya eteklerinde karşı vadinin yamaçlarındaki yol izleri (Fotoğraf: A.Aydemir)
Kapan Çeşmesi (Fotoğraf: A. Aydemir)
Kimil Tepeleri(Fotoğraf: A. Aydemir)
Peşrefli Vadisi (Fotoğraf: A. Aydemir)
Karakaya, bütün heybetiyle, ismini haklı çıkarırcasına kapkara ve yekpare kayadan zirvesiyle bize bakmaktaydı. Batı yönünde derin bir uçurumun dibinden, oldukça sarp çizgilerle yükseldiği hissini veren dağa saygı duymamak imkânsızdı. Dereli ve Osmancık havzalarını birbirine bağlayan Kapan Boğazı’nda suyu içilebilir nitelikte ve son derece lezzetli bir çeşme vardı. Buna Kapan Çeşmesi dedik ve suyundan doya doya içip boşalan şişelerimizi doldurduk. Osmancık yönünde alçalan ve Karakaya’nın arka yüzünü yalayarak Ovacık yönünde ilerleyen daracık yolu bir miktar izleyip geri döndük ve Kimil Tepeleri’ne doğru tırmandık.
Kimil üstünde; yıllar önce adına mahya düzenlenen İsimsiz Dede'nin mezarı
Kimil Tepeleri ve Dede Mezarı
Kimil Sırtı'ndaki bademin coşkusu
Kimil, bir yanında Dereli diğer yanında ise Osmancık ve Yenişehir’e doğru alçalan vadilerin tam ortasında; Güney-Kuzey ekseninde uzanan ve tatlı bir eğimle ilerleyen bir patikayla en üst çizgisine kolaylıkla ulaşabildiğimiz son derece etkileyici bir topografyaya sahipti. Tepedeki düzlük alanda taşlarla çevrili ama heybetli görünümde bir isimsiz dede kabri vardı. Kimil Beli’nde; sarı sulu çeşme başında karşılaştığımız köylünün anlattığına göre; geçmiş yıllara kadar Eylül ayında bu mezar başında da mahya yemekleri düzenlenirmiş. Ama artık giderek artan şehirleşme ve göçerlik kültürünün daha yükseklere çekilmesi sonucunda, bu gelenek; şimdilerde sadece Çaldede Mahyası’nda sürdürülüyor.
Çaldede Mahyası; işin mutfağı burası (Fotoğraf: Eylül 2006)
Her yıl, Eylül'ün ilk Pazar günü, İncirliova ve Tire'nin dağ köylerinden gelen eski göçerlerin torunları, Çaldede Mahyası'nda buluşurlar.
(Fotoğraf: Eylül 2006)
Çaldede ve zirvesi
(Fotoğraf: Eylül 2006)
Kimil'den Peşrefli ve Dereli'ye bakış
Kimil Beli'nden Osmancık ve Yenişehir Vadileri'ne doğru
Kimil'den inerken, kekik ocaklarıyla kaplı bir yamaçta yürüdük.
Kimil'den inerken; sağımızda uzanan vadide yer alan Osmancık, Yenişehir ve Saruhanlı Köyleri
Kimil Çeşmesi, bu da kükürtlü...
Dağa Kaçtım Ekibi; Kimil Beli Çeşmesi'nde (Fotoğraf: A.Aydemir)
Kimil Beli'nin isimsiz mezarları
Kimil Beli'nde bahara merhaba demiş; ahlatın biri...
Kimil altında "gicik" inek
Kimil Beli’nde rastladığımız köylüden aldığımız tarif üzerine ve önümüzdeki “gicik”(5) inekleri izleyerek Peşrefli yönünde inmeye başladık. Bir yere kadar problemsiz seyreden inişimiz, Kimil Beli’ndeki patikalardan toprak yola çıkma noktasında biraz karıştı. Ama sonuçta; bir incir bahçesinin içinden geçerek Peşrefli yönünde bir dere yatağına, oradan da yürüyüşün başlangıç noktası olan ve iniş sırasında görüş açımızdan hiç ayrılmayan Koca Peçen’in yamaçtaki evlerine ulaştık. İniş tamamlandığında vakit epey ilerlemişti; neredeyse alacakaranlıkta Peşrefli’den Tire’ye, oradan da İzmir’e doğru hareket ettik. Gün boyu süren her bakımdan doyurucu yürüyüşümüzün unutulmaz anları ve üzerimizde bıraktığı tatlı yorgunlukla birlikte Antik Kral Yolu’nu takiben Aydın-İzmir Otoyolu’na vasıl olduk.
Akşam vakti; içinden geçtiğimiz son incir bahçesi; o da uyanmamış.(6)
Yazı ve fotoğraflaın daha fazlası için tıklayınız
Dipnotlar
(1) 988 nolu Muhasebe-i Vilayet’i Diyarbekir ve Arab ve ZülkadiriyeDefteri (937/1530) II, Ankara, 1999, sayfa 404’den aktaran A. Munis Armağan; Yeni Belgelerle Şeyh Bedrettin II; Ödemiş-2013
(2) Osmanlı Tarihi; Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı; 1. Cilt; 7.Baskı; Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; 1.Bölüm-13.yy.da Anadolu’ya bir bakış; sayfa:1-32
(3) Tire Şeriye Sicili Cilt 29, 1320, sayfa 208’den aktaran A. Munis Armağan; Yeni Belgelerle Şeyh Bedrettin II; Ödemiş-2013
(4) Peşrefli ve yazıda geçen yerel tarihe mal olmuş şahsiyetlerle ilgili anonim bilgiler, Tireli dostumuz emekli biyoloji öğretmeni Hasan Doğan’dan alınmıştır.
(5) Yörede düz gri yada bej renkli, yerli ineklere verilen isim.
(6) Belirtilenler dışında tüm fotoğraflar, İ. Fidanoğlu tarafından çekilmiştir.
Yazan ve fotoğraflayan: İbrahim Fidanoğlu
Düzenleyen: M.YC
.jpg&container=blogger&gadget=a&rewriteMime=image%2F*)
.jpg&container=blogger&gadget=a&rewriteMime=image%2F*)
.jpg&container=blogger&gadget=a&rewriteMime=image%2F*)
.jpg&container=blogger&gadget=a&rewriteMime=image%2F*)