Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '13

 
Kategori
Gezi Rehberleri
Okunma Sayısı
511
 

Dağa Kaçtım ~Latmos Dağı'ndan Bafa'ya baktık

Dağa Kaçtım ~Latmos Dağı'ndan Bafa'ya baktık
 

Latmos'da gezgin


Bugün şiddetli lodos ve yağmur baskısı altında Büyük Menderes Ovası’nı aşarak rotamızı Bafa Gölü’ne doğru çevirdik. Uzun zamandır devam eden bölünmüş yol çalışmaları nedeniyle sıkıntılı seyreden trafik, Pınarlı ve Bafa’ya doğru nispeten düzeldi. Yol boyunca şiddetli lodos bazı ağaçların dallarının kırılarak yola düşmesine yol açmıştı. Söke’den sonra başlayan yağmur, kahvaltımızı yaptığımız Bafa köyünde yol kenarındaki kahvede tufana dönüştü. Dağdan yola doğru inen sokaklar, ansızın birer dereye dönüştü. Göğün rengi karardı ve bardaktan boşanırcasına bir yağmur her yeri kapladı. Yağmur hafifleyinceye kadar kahvede oturduk ve yağmuru seyrettik.

 

 

 Latmos’dan Bafa Gölü’ne bakarken

 

Söke – Milas yolundan 10 km. kadar içerde yer alan Kapıkırı köyüne gitmek üzere Bafa’dan ayrıldık. Köy yolu, yer yer sular altında kalmıştı. Şiddetli rüzgâr enerji hatlarına zarar vermiş, bazı elektrik telleri kopmuş durumdaydı. Gölyaka’ya yaklaşırken yol birçok yerinden kazılmış vaziyetteydi. Böyle önemli bir ören yerine yakışmayan manzaralar mevcuttu. Yağmurla dolan çukurlar yolda arabayla ilerleyişimizi zorlaştırmıştı. Yediler Manastırı levhasını ardımızda bırakarak Kapıkırı’na doğru yöneldik. Köy girişine çok yakın bir noktada arabamızı göl kıyısında bıraktık ve kaya mezarlarının arasından ilerleyen sağdaki bir patikaya saparak Beşparmaklar’a doğru tırmanmaya başladık. Beşparmaklar; karşımızda yağmurla yıkanmış ve güneş ışıkları altında pırıl pırıl parlayan grano gnays kayalardan oluşan eşsiz bir duvar gibiydi.

 

Önde zeytin ağaçları, arkasında Beşparmaklar; ayrıntıda grano gnays kayalar

 

Yağmur baskısı sürdüğü için bu kez kendimize yakın bir hedef; Latmoslu Endymion’un mezarının bulunduğu tepeyi seçtik. Tepeye bir patikayı izleyerek çıkmaya başladık. Yağan şiddetli yağmur nedeniyle kayaların arasından akan küçük dereciklerin sesleri geliyordu. Kayaların üzerinde muhteşem görünümlü sanki minyatür bir ormanı andıran kırmızı renkli kaya yosunları doluydu. Baharın kokusu bütün vadiyi kaplamıştı. Yağmur sonrası doğadaki arınmışlık duygusu tırmanış boyunca tüm ekibi sarıp sarmaladı. Zaman zaman durup arkamıza baktığımızda aşağıda ovada uzayıp giden göl kıyısındaki meraları ve otlayan inekleri görebiliyorduk. Karşıda yamaca asılı gibi duran Gölyaka, sanki adıyla müsemma bir yerleşim olduğunu kanıtlar gibiydi.

 

Latmos gezi rotası

 

Kayalara oyulmuş merdivenler, kayaların üstünde yer alan mezarlar, bazen yanlarında halen devrilmiş duran kapakları, yükseldikçe karşımıza çıkan dağdaki Latmos kentinin sur duvarlarından parçalar görmeye başladığımız antikitelerden bazılarıydı. Yerler gnays kayalardan elde edilmiş kesme taşlarla doluydu. Bu yapı taşları zamanın ve insanın tahribatına dayanamayarak etrafa saçılmış, bazıları tepeye tırmananlar için doğal basamaklar oluşturmuştu. Biraz daha tırmanınca Endymion’un mezarı olduğuna inanılan yere vardık. Hemen üstünde ise eski bir Bizans dönemi kilise kalıntısı mevcuttu.

 

 Önde Latmos evlerinin kapı söveleri; arkasında zirvesi sisler içinde Beşparmaklar

 

Yürüdüğümüz rota, aslında çobanlıkla geçinen Leleglerin dağda kurdukları kent Latmos’a doğru idi. Bu İlkçağ kentinin kültü Çoban Endymion’un kutsal alanı ve mezarı da buralardaydı. Etrafta yapı temelleri, evlerin kapı sövelerini belirleyen dikili taşlar, doğal kayaya uydurulmuş ve halen ayakta Latmos’un sur parçaları ve kale burçları dikkatimizi çeken diğer öğelerdi.

 

Biraz daha ilerledik; tepeyi aşınca ayaklarımızın altında uzanan Bafa Gölü ve ileride sağımızda konumlanmış Kapıkırı köyü ile karşılaştık. Göğün açıp kapatan aydınlığı altında yağmur sonrasında bütün yıkanmışlığı ile tabiat sonsuz bir arınmışlık içindeydi. Tertemiz havayı, dağ zambaklarının her tarafa bulaşmış kokusunu, sarıyı ve yeşili içimize derin derin çektik. Ufka doğru kıstırılmış bir deniz enginliğinde uzanıp giden gölün suları lodosun etkisi ile kıpır kıpır kıpırdanıyordu.

 


Latmos Herakleia’sı

Bafa Gölü civarı, İlk Çağ’da Karya diye anılan bölgenin içinde yer almaktaydı. Büyük Menderes’in hemen güneyinden başlayarak bir yandan bugünkü Uşak ve Denizli illerinin bir bölümünü de kapsayacak kadar doğuya uzanan; bir yandan da Dalaman Çayı’na kadar dayanan bu bölgeye Karya, burada yaşayan halka da Karyalılar adı verilmekteydi.

 

 Latmos’un göğe doğru tırmanan merdivenleri

 

Karyalıların bir kolu dağlarda yaşayan ve daha çok çobanlık ve arıcılık gibi faaliyetlerle uğraşan göçerlerdi. Bunlar Lelegler diye anılmaktadır. Bu halkın M.Ö. 16 yy.larda Santorini yanardağının patlaması sonucu ortaya çıkan kültürel farklılaşmalara dayandığı sanılmaktadır. Tarihçilerin tezlerine göre; bu felaket sonrası Girit’teki Minos uygarlığı dağılmış, halkın bir kısmı Kıta Yunanistanı’na, bir kısmı ise Ege Adaları yolunu izleyerek Anadolu’nun Batı kıyılarına ulaşmıştır. Anadolu’ya ayak basan halkın bir kısmının Bodrum Yarımadası, Çeşme – Ildırı gibi kıyı bölgelerde yerleştikleri; diğer bir kolun ise Çine, Muğla üzerinden güney-doğuya ilerleyerek Akdeniz’e ulaştığını ve burada Likya topraklarında yerli halk ile kaynaşarak bu uygarlığı yarattıkları ileri sürülmektedir. Lelegler’in M.Ö. 8 yy. civarı, şimdiki Bafa Gölü’nün kıyısında Beşparmak Dağları’nın üstünde ilk yerleşimlerini (Eski Latmos) kurdukları bilinmektedir. Lelegler, burada zamanın savunma standartlarına göre oldukça ileri düzeyde tahkim edilmiş ve çepeçevre surlar ve kulelerle çevrilmiş bir kent yarattılar. Kentin mimari düzeni basit ve dağınık bir yapıdaydı. Helen mimarisinin estetiği ve kentsel yaklaşımı bulunmamaktaydı.

 

M.Ö. 4.yy. Karyalılar için önemli bir dönüm noktasıdır. Persler, Anadolu istilası sonrası Anadolu’yu eyaletlere böldüler ve kendileri Anadolu’dan çekilip giderken, yönetimi Satrap adı verilen eyalet valilerine bıraktılar. Bunlardan biri de Milas’ta hüküm süren Karya Satraplığı idi. Bu satraplığın idaresi Milaslı Hekatomnos ailesine aitti. Bu ailenin en bilinen üyesi, M.Ö. 4.yy.da yaşayan Mausolos’tur.

 

 Çoban Endymion’un mezarı

 

Mausolos, Kıta Yunanistanı’ndan gelen teknolojik ve kültürel yeniliklere açık bir yönetici idi. Bazı yazarlara göre; İlkçağda bir Karya Rönesansı’nın yaratıcısı olarak adlandırılmaktadır. Yönetimin merkezini, Milas’tan Bodrum’a (Halikarnassos) taşıdı. Ayrıca, o zaman Ege Denizi’ne birleşik olan Bafa Gölü kıyısında (Latmos Körfezi’nde) Helen şehircilik normlarına uygun olarak dağdaki Latmos’u deniz kıyısında yeniden kurdu. (Latmos Herakleia’sı) Kentin ismini de bir Yunan tanrısı olan Herakles’e izafeten Herakleia olarak verdi. Eski Latmos’da da kimsenin kalmaması ve kurulan yeni kente yerleşmesi için tüm kenti yıktırdı ve sadece eski şehrin kahramanı çoban Endymion’un mezarını bıraktı. Aynı zamanda, bu kültü yeni şehre de taşıyarak şimdiki Endymion Sunağı’nı yaptırdı. Halikarnassos’da zamanının en önemli yontu sanatçılarını (Skopas, Bryaksis) ve mimarlarını bir araya topladı. Onlara önemli yapıtlar yaptırdı. Kendi ölümünden sonra eşi Artemisia tarafından anısına yaptırılan ve dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Mausolos’un Anıt Mezarı (Mimarları Pytheos ve Satyros’dur) da bunlardan biri idi.

 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 140
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 851
Kayıt tarihi
: 02.09.12
 
 

  Ben ve iki eski dostum; bilgi dağarcığımızı doldurabilmek ve şehrin keşmekeşinden uzaklaşab..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster