​ Dağlık Karabağ Sorunu / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '20

 
Kategori
Siyaset
 

Dağlık Karabağ Sorunu

Dağlık Karabağ Sorununun Ortaya Çıkışı

1985 yılında SSCB’de hükümetin başına geçen Gorbaçov ile iyi ilişkiler kuran Ermeni aydınlar, Gorbaçov’dan olabildiğince yararlanmaya çalıştılar ve başarılı oldular. Sağlanan bu iyi ilişkiler sayesinde rahatlıkla, Dağlık Karabağ için cüretkâr taleplerde bulunan Ermeniler, 1987’den itibaren git gide bu istekleri arttırdılar.

İlk başta Helsinki Antlaşmalarının gözetleme üyesi olan Ermeni Robert Nazaryan liderliğinde hazırlanan Karabağ ve Naçıvan isteklerini gösteren 75 bin kişinin imzaladığı bir dilekçe, Politik sorunlar komite üyesi Mikhael Serguelevlich’e göndermişlerdir. Dilekçede Dağlık Karabağ ve Naçıvan’da Ermeni nüfusun çoğunlukta olduğunu ve hangi koşullarda Azerbaycan’a bağlandığını anlatmışlardır. Ermeni Soykırımı iddialarından bahsedilip, Karabağ’ın Türkleri memnun etmek amacıyla Azerbaycan’a bağlandığını ifade etmişlerdir.

İkincisi ise, Gorbaçov’un Ermeni danışmanı Abel G.A. 1987 tarihinde “Karabağ’ın Ermenistan toprağı olmasından memnunluk duyacağını, bölgeyi Azerbaycan’dan ziyade Ermenistan’a bağlı   olarak   düşündüğünü, esasen  bu  yönde  bir  önerisi  bulunduğunu” rahatlıkla dile getirmiştir. Zaman zaman her fırsat bulduğunda Gorbaçov’un Ermeni danışmanı Abel kışkırtıcı bir söylemle, cüretkâr isteklerini dile getiriyordu. 1-11 Şubat tarihleri arasında Ermeniler Stepanakent’de ayaklanarak “bir millet, bir devlet” sloganlarıyla sokağa çıktılar. Bu sokağa çıkma hareketiyle 13 Şubat 1988 tarihinde savaş başlamış oldu. Tarih 19 Şubat’ı gösterdiğinde bir milyon Ermeni gösteri yaparken, çeteler ve Ermeni halk Azeri Türklere saldırmışlardır.

“Dağlık Karabağ’daki Ermeniler, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi için “Karabağ Komitesi” adlı  bir harekât oluşturdular, harekata komünist Taşnaklar ve Ermenistan Komünist partisi rehberleri öncülük ediyorlardı” (Çiloğlu, 1998, s. 174). Uzun süre Karabağ’da gizli faaliyet göstermiş ‘Grung’ teşkilatı artık açık faaliyetlere başladı. Karabağ’da yaşayan Ermeniler arasında Ermenistan ile birleşme harekâtları gittikçe genişledi ve tek amaçları vardı; Azeri Türkleri bölgeden uzaklaştırmak ve bu sayede Ermenistan ile birleşmekti. “Dağlık Karabağ  Özerk  Yönetimi    de    harekete geçmekte gecikmedi. Azerbaycan’a bağlı  bulunan  Dağlık  Karabağ  Özerk  Bölgesi  (DKÖB) bölgedeki  idari kurumlara Ermenistan Sovyet Sosyalist  Cumhuriyeti  bayrağını  astı  ve  bölgede  bulunan Azeri  nüfusa  baskı  uygulamaya  başladı” (Süleymanlı , 2006, s. 373). Bunlarla yetinmeyen Dağlık Karabağ Ermenileri 20 Şubat 1988 tarihinde toplam 140 üyeden oluşan, 110 Ermeni üyenin oyuyla Ermenistan’a bağlanma kararı aldı ancak bu karar Sovyetler Birliği partisi komitesi tarafından reddedildi. Ermeniler ile Azeri Türkler arasında bu karar sonrası çatışmalar daha da şiddetlendi. Bunun üzerine 21 Şubat 1988 tarihinde  toplanan Sovyetler Birliği, Ermenilerin   isteklerinin gerçekleşemeyeceğini kararını alarak Ermenilerin hayallerini suya düşürdü. Bu tarihlerde Azerbaycan’ın SSCB’nin hukuken  bir parçası olması Türkiye olup bitenlere sesini yükseltemiyordu.

1923 tarihinden beri Azeri Türklere ait olan Karabağ, 19 Ocak 1989 yılında Azerbaycan Merkez Komitesi onayıyla Azerbaycan’dan koparılıp Moskova’ya bağlandı. Azeri Türkler tarafından tepki alan Gorbaçov’a Ermeniler de bu karara tepki gösterdi. Bu politikadan iki tarafta memnun değildi. Bu şartlar altında Azerbaycan Parlamentosu 1989 Eylül ayında “egemenliğini” ilan etti. Bu sayede Azerbaycan Sovyetlerden ayrılıp, Karabağ’ın Azerilere ait olduğunu vurguluyorlardı. “Yüksek Sovyet  5  Ekim  1989  Halk  Cephesi'ni  resmen  tanıdı.  Halk Cephesi’nin  programına  göre, Azerbaycan  Sovyetler  Birliği  içinde,  siyasal,  ekonomik  ve  kültürel  egemenliğe  sahip olacak;  kendi  milli  bayrağı  olacaktı  ve  Azerbaycan  halkına  da  Azeri  Türkleri  denecekti” (Armaoğlu, 2005, s. 935).

“Azerbaycan'daki  bu  gelişmeler  üzerine,  Ermenistan'da,  Karabağ  ve  Rusya'nın  diğer yerlerinden  gelen  Ermenilerin  toplantısında  Ermeni  Milli  Hareketi'nin  kurulmasına  karar verildi” (Armaoğlu, 2005, s. 936). “Milli  Hareket'in  başkanlığına  Levon  Ter-Petrosyan’ın getirilmesiyle Ermenistan gardını daha da güçlendirdi. Sovyetler   Birliği    Yüksek    Sovyet’i,    28    Kasım    1989’da,    Dağlık    Karabağ’ın Azerbaycan idaresine verilmesine karar verdi”(Hürriyet, 29 Kasım 1989).

Tüm Yaşananların yanı sıra Rusya’nın 20 Ocak 1990 yılında ki Bakü’ye müdahalesi oldu. 1 Aralık 1989 tarihinde Ermenistan Parlamentosu, Karabağ bölgesinin Azerbaycan’a bağlı olmasına rağmen birleşme kararına Moskova tepki göstermesine Karşılık geri adım atmamış ve 9 Ocak 1990 senesinde yeni bir karar aldı. Bu karar Karabağ’ın 1990 yılında ki ekonomik ve sosyal yapı planı, Ermenistan’ın gelişme planıyla birleştirildi. Bu kararın yanı sıra Nahçıvan gibi Azeri kentlerine Ermenilerin saldırması Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ayağa kaldırdı.

Tüm bu olaylar yaşanırken Sovyet Dışişleri Bakanlığından gelen açıklamada “pogram” sözü kullanıldı. Bu söz azınlıkların veya savunmasız insanları örtülü bir biçimde katledilmesi anlamına geliyordu. Bu terim Batı’da “barbar Azeri, ezilen Ermeni” kampanyasına neden oldu. Ermenistan’dan Azerbaycan’a zorla göç ettirilen Azeriler “bizde Bakü’deki Ermenileri kovalım” naraları atarak Ermeni Mahallelerine saldırı düzenledi. Bunun üzerine “Azeri göçmenler, Bakü’deki Ermenileri katledecek” şeklinde yorumlar yapıldı ve kamuoyu oluşturuldu. Bunun üzerine Moskova’nın Bakü’ye müdahale söz konusu ortaya çıktı.

Halk cephesinin olaya el koymasıyla Bakü’de olaylar durdu ancak olayların son bulmasıyla Kızıl Ordu’nun Bakü’ye girmesi arasında tam üç gün vardır. “Ermenileri Kurtarma Operasyonu” Adı altında girilen Bakü’de asıl gerekçenin o olmadığını açıklar nitelikte olan şey olaylardan üç gün sonra müdahalenin gerçekleşmesidir.

Daha sonra Sovyetler Birliği başkanı Gorbaçov, Azeri Türklerin İslam Cumhuriyeti kurmak istediğini bunu engellemek için Kızıl Ordu’yu Bakü’ye gönderdiğini açıkladı. Bunu da kanıtlamaktadır ki Ermenileri kurtarmak adına müdahale yapılmadı. 
Tabi bu olaylar karşısında Türkiye sessizliğini bir süre kuruduktan sonra dönemin cumhurbaşkanı Özal’ın olaylara “ onlar Şii, biz Sünni’yiz” sözüne büyük tepkiler geldi. Neredeyse tüm uluslararası kamuoyu Gorbaçov’un kendi halkına zulmettiğini söylerken Türkiye kendi milletinden olanları mezhepsel olarak ayrıştırmıştı.

NOT: Parantez içerisinde olanlar, yazıda kullanılan kaynaklardır…

 

 
Kayıt tarihi
: 15.03.19
 
 

Ben Mehmet Salkım. 23 Nisan 1997 doğumluyum. KKTC YDÜ Siyaset Bilimi öğrencisiyim. KKTC Gazeteler..