​ Dalgalandım da duruldum / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Dalgalandım da duruldum

Dalgalandım da duruldum
 

Bu sabah, bir süredir olduğu gibi tatsız gittim işe. Yeniden yapılanma anlamında bir belirsizliktir sürüyor ve bu da işe giderkenki haleti ruhiyeme keyifsizlik olarak yansıyor. Yansısın bakalım…

Öğlen oldu, eve geldim koşarak, seviyorum (:evimi:) ben, yeğenimi uyandırdım öperek; değil mi uyuyan güzel? Oda ışıklığa bakıyor, karanlıkça ya, velet yattıkça yattı. Yanımda yattı tabi ki; kıyar mıyım ben anne yarıma. “Teyze anne yarısıdır” derler ya. Bir keresinde koridorda sarmaşmış dururken, bunu sormuştu bana ve ben “hayır” dediğimde, irkilmişti, oysa “daha fazlasıdır” demek içindi itirazım. Bunu duyunca daha mı sokulmuştu ne?

Kız da olsa, çocuk çocuktu, ben açtım ve yemeğimi yine kendim hazırladım, onunkini de. Eh sofraya birkaç bişi getirdi tabi ki bunu oğlum da yapıyor. Onu evde bırakıp giderken, “Tadını çıkar evde olmanın, ev sana kaldı” dedim. Bugün okulu yoktu.

Ve öğleden sonra mesaisi. Yeniden yapılanma ile ilgili olarak, kapatılan bölümlerin kararını biz vermişiz gibi, bölümler kapatılmamış gibi, kapatılmamış zamanla şimdiki zamanın kıyaslanması… ve dolayısıyla personel rejimi hakkında, dalga geçer gibi yapılan bir konuşma.

İzin alıp çıktım, fizik-tedaviye gidiyordum bir süredir, gitme saatim gelmişti. Kırmızılarımı giyindim, taktım MP3ü, kulaklarımda savrulan ezgiler, yürüdüm, yürüdüm. Hava serin ama güzeldi, sağlıkla yürüyebiliyordum, nefes alıyordum; yağmur kokulu. Yele verdim sıkıntımı. Vardım kliniğe, adını sesledim hemşiremin, sonra fizyoterapistimi buldum çünkü ona söz verdiğim gibi, yöresel kilimlerden esinlenerek dizayn edip, ördüğüm kırmızılı kazağımı giymiştim. Bana “özel ders” veren Nihal Hanım işini severek yapıyor ve bu yüzden ben artık bazı hareketleri öğrensem de, yaptırmak zorunda olduğu pasif hareketler bitince bile sonuna kadar benimle kalıyor. Bu arada odada başka hastalar da oluyor ve onların yanında nadiren biri duruyor. Bir gün böyle, iki gün böyle derken dayanamayıp sordum “Siz mi işinizi ciddiye alıyorsunuz, yoksa ben mi ciddi hastayım ki buna inanmıyorum, yoksa ikisi de mi?” dedim. Gülümsedi. İşini sevdiğini o zaman anlattı bana. Ve giderek ahbap olduk. Artık, vedalaşırken, hoşça kal demek yetmiyor, kucaklaşıyoruz.

Serde kadınlık var ya, giderek, giydiğim el örgüsü kazaklarımın muhabbeti, bugün özel bir kazak giymeme neden oldu. Ve rujumu gördükçe, yüzünde kocaman gülümsemesiyle “kırmızlar bu kadar mı yakışır bir insana” dediği için, kırmızı ayakkabılarımı da giydim ama onları görmedi. Ayakkabılarımı çıkarıp, omuz hareketlerimi yaptırması için önüne uzandığımda da görmedi de, ben anımsattım.

Sevgiyle uğurladı yine beni, inanın gerçekten sevgiyle uğurladı. Bunu hissedebilmek öyle güzel, öyle hoş, öyle mavi ki!.. Bu güzelliği hapsedip yüreğime, yürüdüm. Hava serin ama güzeldi, sağlıkla yürüyebiliyordum, nefes alıyordum; yağmur kokulu. Yele verdim sıkıntımı.

Bir arkadaşımla buluşacaktım Konak’ta. Sahilden gitmek daha iyi olacaktı; Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’na çıktım ve… Ve denizi ne kadar özlediğimi farkettim. Kaç gün olmuştu görmeyeli acaba? Uzun süredir ilk kez otobüs durağına koşarak gitmedim. Uzun süredir ilk kez durağa giderken, geriden gelen otobüs var mı, diye bakmadım; üç tane otobüs solladı beni, kılımı bile kıpırdatmadım. Dördüncü otobüs daha az kalabalıktı ve oturacak yer vardı üstelik. Az sonra yanımdaki genç kız indi ve ben cam kenarında; solumda “gri mi olsam yoksa mavi mi” diyen bir deniz, gri hücrelerimden geçip, yüreğime dokunan şarkılar eşliğinde Konak meydanına vardım. Saat Kulesi’nin oraya doğru bir yerlerde buluştuk arkadaşım ve kardeşiyle, az sonra çayımızı içiyorduk. Uzunca bir süredir görüşememiştik ve onun hayatında gün be gün değişen şeyleri, işini iyi yapmayan "çalışanlar" yüzünden hala çektiği sıkıntıları, hala ki neredeyse bir yılı aşıyor, bağlanamayan emekli maaşını konuştuk.

Sıkıldım, sıkıldım, sıkıldım… “Sağlığın nasıl” dedim, gülümseyerek “iyi” dedi. “Önemli olan bu” dedim. Sağlığının ne kadar iyi olduğunu az sonra çıktığımız yokuşta gidişini görünce gözümle de gördüm. Ayrıldığımızda o hala bir işleri halletme derdindeydi, aklım onda kaldı. Eve geldim, anlattıkları aklımda; mutsuz, keyifsiz oturdum. Evlat aç mı tok mu belli değil, evde olanları canı istemiyor. Aklıma geldi, “Yoğurtlu makarna ister misin?” dedim ki ana-oğul pek keyifle yediğimiz zamanlar olmuştur, “Salçalı sos da yaparsın, sumak, pul biber de korum” diyerek “olur” dedi. Az sonra, yemeğini yerken, ucundan tırtıkladım diye, “Neden yaptığını anladım.” diyordu her zamanki çocukca paranoyasıyla. Gülümsedim.

Ve sabahtan bu yana yaşadığım gel-gitleri yazmak istedim. Oturdum başlık attım “Dalgalandım da duruldum” dedim, iki satır yazdım... Canım istemedi. Bu arada evlat tatilde babasına gideceğini anımsattı, netten bilet baktık derken aklıma geliverdi. Birkaç gündür profil bilgilerimi değiştirmek istiyor ve sevgili editörüme yazıyorum, yok değişmiyor. Değişmesi önemli çünkü bu yıl ilk kez elli yaşında olacağım, ve yılın ilk gününden beri bu sayfalarda bir zamanlar keyifle yaptığım/ yaptığımız gibi geri saymak istiyorum ama bu değişme olmadan de saymak istemiyorum. Bu yüzden de her gün sevgili editörüme güncellediğim profil bilgimi yolluyorum, hem de üç kere. Değişmediğinden o kadar eminim ki, yollayım diye açtım “maviizmirlim” adresimi, tam yollayacağım ki, nolmaz nolmaz diyerek sayfama baktım. Ve o da ne? Değişmiş!!! Değişmiş, değişmiş!.. Yaşasınnnnn!!! Oğlum da şaşırdı tepkime ve bu sayfalarda olanlarla hiç ilgilenmese hatta kızsa bile anlattım olanı ve “Hemen beni terk et, bir saat odandan çıkma, yazı yazacağım.” dedim ki o zaten ben onu geri çevirmeden önce, defalarca yaptığı gibi “Ben odama çekiliyorum” derken, sol elinin işaret ve orta parmağını V şeklinde uzatarak gitmek üzereydi.Artık bir Güneş klasiği haline gelen bu odasına çekilme cümlesi ve hareketini tekrarladığında “Çekilebilirsin ama önce bana su ve early grey (Poşet çay) hemen, hemen!” dedim. Her zamanki gibi söylendi ama yaptı.

Ve ben de “"Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Kelimeler" sen ne istersen onu yazıyor, hangi anlamı, hangi rengi yansıtmak istiyorsan onu yansıtıyor. Hal böyleyken gel de yazma, gel de mavileri yansıtma!.." dediğim gibi yazdım.

Sevgiler, aydınlık şehrimden…

Not: Yetmiş bir gün kaldı :)

“ Dalgalandım da duruldum

Koştum ardından yoruldum

Binlerce güzel sevdim de

En son sana vuruldum”

Hiçç, öylesine...

 
Toplam blog
: 210
: 3227
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..