- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Damla..

Küçük bir damlaydı limon ağacının köklerinden incecik kol atmış kökceğiz onu yakaladığında.Minik kök onu incitemeden almış, yukarıya; aydınlığa doğru yapacağı yolculuğa çıkarmıştı. Önce büyük ana köke ardından diğer damlalarla el ele tutuşarak yeşil yapraklara ulaştığında sevinçli bir heyecan tüm yüreğini sarmıştı.
Bir ilkbahar sabahıydı yaprağın özünden çıkıp güneşle karşılaştığı an. ” Ne kadar parlakmış güneş” dedi damlacık.
Güneş elinden tuttu sevgiyle gülümsedi damlaya; ” hadi gel seni gezdireyim'' . Ama önce buhar olmalısın, havaya tutunmak için.
Artık bir su buharı olmuştu.
Havaya karışıp yükseldikçe kuşların daireler çizerek sohbet ettiklerini gördü.
Hep beraber söze atıldılar,
“Merhaba su damlası kardeşimiz”.
-Merhaba,nereden bildiniz benim daha önce su damlası olduğumu?
Tatlı tatlı güldüler, leylek söze girişti,
-Tatlı damlacık,senin yine su damlası olacağını da biliriz.Toprağı yıkayacaksın,toprak bize aş verecek, hayat verecek. Ama sen bunu belki de hiç bilmeyeceksin.En güzelinden yaşayacaksın hep. Sen yaşarken yaşatacaksın hayatı.
Tatlı damlacık,
-Ben o kadar önemli miyim? Üstelik kendi halimde yaşarken bile hayat vermek her şeye. Çok şanslıymışım doğrusu. Bundan sonra neler yaşacağımı anlatır mısınız bana.
Leylek,
-Bahar yağmuru olacaksın.Damlalar olacak her bir yanında.Neşeyle şarkılar söyleyerek bir çiçeğin özüne yürümek için toprağa düşeceksin.Toprak seni içine alacak.Bir köke hayat verdiğinde yeniden yürüyeceksin yaşama.Ellerinde taşıyacaksın yaşamın bilgeliğini.Bereketsin,neşesin,sevgisin sen.
Kırlangıç söze girdi,
-İnsanlardaki göz yaşı damlasını unuttunuz ama leylek kardeş.Belki bir az önce çıkıp geldiği limonun meyvesine yürüyecekti, oradan bir insanın çorbasına damlayacaktı.
Leylek,
-Ama şimdi o yağmur damlası olacak.Belki yaşam ona gelecek günlerde böyle bir sürpriz yapacaktır;kimbilir…
Su buharı(damlacık) kafası karışmış,biraz şaşkın,
-Dedem denizlerden,ırmaklardan göllerden bahsetmişti.Dedem çok çalışkandı ve sürekli yürürdü.Hep yürümesinin nedeni de kendini özgürleştirmesiymiş.Belki bir gün bende gölleri,nehirleri,denizleri göreceğim.Ama ben göz yaşı damlası olmak istemiyorum.Dedemin bir kez başına gelmiş ara sıra anlatırdı damlalar kraliçesinin göz yaşı şişesine hapsedildiğinden bahsederken.Acı verdiğini, insanın yanağından akarken aniden soğuk ürpertici bir havanın çevresini sardığını söylerdi.Daha da kötü olanı toprağa düşmeyi bekleyen damlalar bir kağıt peçetenin içine hapsolup ve bir elin içinde canımız çıkıncaya kadar avuçlanıp sıkarlarmış.”Oradan hiç kurtulanımız olmadı” derdi dedem.
Leylek söze iştahla karıştı,
Deden nasıl kurtulmuş?
-Dedem şanslıymış, ilk damlalardanmış hemencecik yere düşünce buharlaşıp kurtulmuş oradan.Giderken görmüş arkadaşlarının başına gelenleri.
“Ama” demiş kırlangıç,”eninde sonunda buhar olmuşlardır”.
Damlacık,
“Evet olmuşlar ama gökyüzünde beyaz bulut olup aradan oraya gezer dururlarmış.Çok yükseklerde gezdiklerinden yağmur olup düşememişler toprağa..
Leylek,
-Göz yaşı damlası deyince, aklıma geçen yıl karşılaştığım bir turna dostum geldi.Eşini öldürmüşler insanlar, ağlıyordu ağıtlar yakarak arkasından.Göz yaşı damlalarını gördüm ilk kez yakından.
Hadi küçük damla sen yoluna devam et.Geleceği karasından düşünme.Çünkü sen yaşamsın,sen umutsun,sen su.
Seninle yeniden doğacak hayat,hep seninle doğduğu gibi…
Nehirlere karışıp yürümek isteyen su damlası Sayın Başak Altın hanıma yazımı sunuyorum.
Saygılarımla.