- Kategori
- Siyaset
Darbeli Balyozun yoksa sen bir işe yaramazsın!...
Kafes’ti, Balyoz’du, oydu, buydu derken, pazıl giderek büyüyor, büyüdükçe de çirkinleşiyor.. Ve hatta iğrençleşiyor... İsabetli olan ise; Bir taraftan da bu pazıl, asıl mecrasında giderek tamamlanmış oluyor. Tamamlanırken de pazılı oluşturan esas fotograf, epeyce anlaşılır bir hâl alıyor. Bu fotograf, biz neslin hiç de yabancı olmadığı bir fotograftır. Bu pazıl, bizler için gayet beklendik bir şekilde tamamlandıkça da; bazı süngüler hâliyle düşüyor. Bazı gözler, aynalarda kendisi ile karşılaşmak istemiyor. Ne yalan söyleyeyim ki; yeni bir mesele daha, bu pazıla ilâve olmasın diye, sürekli dua ediyorum. Bu cife yeter artık. Bu gördüklerim, önceki gördüklerimle birlikte, beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Zîra tüm bu olaylardan ve bu olayları yaratanlardan, artık bu millet, ziyadesi ile yoruldu.
Keza bu millet, bu illet yollarda, çok ciddi bir şekilde enerjisini tüketti. Parasını tüketti. Genç nesillerini tüketti. En önemlisi de güvendiği dağlara kar yağdığını görerek, çok ihtiyacı olan moralini de, güvenini de, bir çok devlet müessesesine karşı tüketmiş oldu. Şu garabet silsilesine bakıp, bugün yeni doğan ve istikbâlimiz olan evlâtlardan hicap duyuyor, utanıyor, Onlar karşısında yerin dibine giriyorum. Onlara hazırladığımız şu ülkenin, hâline bir bakın. Bu hâl muasır medeniyetlerin hangisinde rastlanabilir bir hâldir?!. Ata’sını sevenlerin, olması gereken manzarası, bu manzara mıdır? Bir ülkenin hem Başbakanı, hem de Gen.Kur. Başkanı, aynı gün aynı ıstırapla, belli zümrelere karşı lânet okur mu? Bu insanları bu noktaya getiren sebepleri yaratanlar ve bizlere bu ıstırapları yaşatanlar, kendi hâllerinden ve yarattıkları çağ dışı bu manzaralardan, hiç utanmazlar mı? Bu nasıl bir insan eğitimidir? Bu insanları kimler ve ne tür gayeler peşinde ve bu şekilde eğitmişlerdir? Bunların zümresinin evlâtlarına torunlarına karşı, savunabilecekleri ne türden, haklı bir savları olabilir? Bu ne menem bir seviye ve seciyedir?!. Bizim bu insan öğüten eğitim sistemimiz, baştan sona tekrar gözden geçirilirken, bu çürük elmaların, her türlü devlet müessesesi bünyesinden, süratle temizlenmesi gereği vardır. Ve bu aşırı geç kalmış yenilenme, çok büyük bir süratle yapılmalıdır. Bir yanda bu temizlikler, her devlet müessesesinde yapılırken, diğer bir yanda da, esasen bu işlerin bir çoğuna sebep ve mesnet teşkil eden, eski Anayasa, davul zurnayla çöpe atılmalı, sivil Anayasa, süratle gayet kısa ve vazıh bir şekilde hazırlanmalı ve mecliste onaylanmalıdır. Ayağına halâ kurşun sıkanların malûliyeti sebebi ile Meclis bu konuda, kendinden beklenen basireti gösteremezse; millete gidilerek, sivil Anayasa onayı, milletin bizatihî kendinden alınmalıdır. Bunu müteakip millet de, ilk seçimlerde, muhalefeti ihtilâf ve ihtilât çıkartmak zanneden ve görevini yapmadan aylık alan köşe yastığı kılıklı vekillere, gerekli dersi vermelidir. Vermese de, bu vekillerin çoğunun, demokrasiye adapte olabilme ihtimâlleri, zaten hayâldir.
Çok fazla söze hiç hacet yoktur. Çünkü pazıl epey birleştiği için, büyük fotograf bütün vahameti ile inkâr yanlılarının dahî, inkâr edemeyeceği bir biçimde, ayan beyan artık ortadadır. Ve de tüm nitelik ve nicelikleri ile bu pazılın vüsati, şimdi artık açıkça bellidir. Bu vahim manzarayı, halâ ve kasten, anlamak ve algılamak istemeyenler de, bu hadiseleri ters yöne ısrarla kanırtmak isteyenler de, tutuklananlara yardakçılık edenler de, zanlılara avukat kesilenler de, maalesef aramızdadır. Buna rağmen, yapılması gerekenler de, açık seçik ortada durmaktaysa, bu yapılması gerekenler, hemen yapıldığı taktirde, herkes rahat bir nefes alacak, insanımız ziyadesi ile mutlu olacaktır. Ve fakat sürekli belden aşağı darbe alan bir hükümetle de, bu işleri süratle çözümlemenin mümkün olamayacağı gerçeği de, teslim olunmalıdır. Kaldı ki, devlet hayatı insan hayatı gibi olmadığından; dünden yarına her şeyin değişeceğini de beklemek abes ile iştigâldir. Bu ve benzeri sebeplerle yıllardır, Cumhuriyet tarihinin tümünde, halâ hukuk devleti olamamak ve de demokrasiyi henüz yaşayamamış bulunmak, bu milletin fertleri olan bizler için, gerçekten inanılmaz bir rezalettir! Bu kara bahtı, bu gürültüde ve bu kerre yenmek adına, biz millet fertlerine düşen, çok büyük vazifeler olduğuna kaniim. O vazifeler de, bir avuç maceraperestin dışında kalan, bizler gibi nüfusun çoğunluğunu teşkil eden, normâl insanların, birbirlerine karşı taraf olmaları değil; bîtaraf olmaları, bîtaraf davranmaları, millî birlik beraberlik gereğine ve şartına, artık inanmış olmaları gereği ile gerçeğidir. Bu gün gereken: Tüm millet fertlerinin, bu gerek ve gerçekten yola çıkarak, demokrasi açılımının tüm vecibelerinin yanında bulunmaları ve sonuna kadar, orada dimdik direnerek durmalarıdır. Şayet hep birlikte bunu yaparsak, müşterek kazancımız, üniter, lâik, demokratik, bir hukuk devleti için, muazzam ve muhteşem olacak, sonrasında da Türk milletini kimse tutamayacaktır. Biz, millet fertleri artık bırakalım askeri, hakimi, devleti, siyaseti, basını. Belli oldu ki; o dişliler birbirlerini kısa bir zaman içinde beklenmedik bir şekilde yer. Ve de geriye kalan, dişi temizler yüzümüze güler. Bu sebeple, bizler için zaman, öteki olma ya da öteki yaratma zamanı hiç değildir. Her fert, hangi parti, hangi sivil toplum örgütünden, hangi ırk hangi dinden olursa olsun; yeni bir Anayasanın yapılması fikrinin yanında inatla durmalı, bu fikre katkıda bulunmalı, tabii bu Anayasanın günah ve sevabını, yanlış ile doğrusunu önceden tartışmalı ve bu kendi basiretine ve müstakbel hürriyetine ait yeni ve sivil Anayasa kendisine sunulduğunda da, bu sivil Anayasayı onaylamalıdır. Şu kesin gerçek hepimizce iyi bilinmelidir ki; her kim ki bu Anayasanın gerçekleşmesine yardımcı olursa, bu kişiler bu millet tarihine, “Bu millet ve bekası adına yaptıklarıyla, ” isimli ya da isimsiz, demokrasi kahramanları olarak geçecek, evlâtları için kendilerinin dahî hayâl edemeyecekleri bir Türkiye geleceğine de, çok kısa bir sürede şahit olacaklardır... Şayet bu toz duman ortamda, bu tren de kaçacak olursa; meselenin karşı ihtimâli, Üçüncü Dünya ülkeleri arasında, bir yere itilmek olacaktır. Zîra ne kader, ne şans, ne de Dünya, dangalaklara kırk kerre şans tanımaz... Haydar Volkan
Keza bu millet, bu illet yollarda, çok ciddi bir şekilde enerjisini tüketti. Parasını tüketti. Genç nesillerini tüketti. En önemlisi de güvendiği dağlara kar yağdığını görerek, çok ihtiyacı olan moralini de, güvenini de, bir çok devlet müessesesine karşı tüketmiş oldu. Şu garabet silsilesine bakıp, bugün yeni doğan ve istikbâlimiz olan evlâtlardan hicap duyuyor, utanıyor, Onlar karşısında yerin dibine giriyorum. Onlara hazırladığımız şu ülkenin, hâline bir bakın. Bu hâl muasır medeniyetlerin hangisinde rastlanabilir bir hâldir?!. Ata’sını sevenlerin, olması gereken manzarası, bu manzara mıdır? Bir ülkenin hem Başbakanı, hem de Gen.Kur. Başkanı, aynı gün aynı ıstırapla, belli zümrelere karşı lânet okur mu? Bu insanları bu noktaya getiren sebepleri yaratanlar ve bizlere bu ıstırapları yaşatanlar, kendi hâllerinden ve yarattıkları çağ dışı bu manzaralardan, hiç utanmazlar mı? Bu nasıl bir insan eğitimidir? Bu insanları kimler ve ne tür gayeler peşinde ve bu şekilde eğitmişlerdir? Bunların zümresinin evlâtlarına torunlarına karşı, savunabilecekleri ne türden, haklı bir savları olabilir? Bu ne menem bir seviye ve seciyedir?!. Bizim bu insan öğüten eğitim sistemimiz, baştan sona tekrar gözden geçirilirken, bu çürük elmaların, her türlü devlet müessesesi bünyesinden, süratle temizlenmesi gereği vardır. Ve bu aşırı geç kalmış yenilenme, çok büyük bir süratle yapılmalıdır. Bir yanda bu temizlikler, her devlet müessesesinde yapılırken, diğer bir yanda da, esasen bu işlerin bir çoğuna sebep ve mesnet teşkil eden, eski Anayasa, davul zurnayla çöpe atılmalı, sivil Anayasa, süratle gayet kısa ve vazıh bir şekilde hazırlanmalı ve mecliste onaylanmalıdır. Ayağına halâ kurşun sıkanların malûliyeti sebebi ile Meclis bu konuda, kendinden beklenen basireti gösteremezse; millete gidilerek, sivil Anayasa onayı, milletin bizatihî kendinden alınmalıdır. Bunu müteakip millet de, ilk seçimlerde, muhalefeti ihtilâf ve ihtilât çıkartmak zanneden ve görevini yapmadan aylık alan köşe yastığı kılıklı vekillere, gerekli dersi vermelidir. Vermese de, bu vekillerin çoğunun, demokrasiye adapte olabilme ihtimâlleri, zaten hayâldir.
Çok fazla söze hiç hacet yoktur. Çünkü pazıl epey birleştiği için, büyük fotograf bütün vahameti ile inkâr yanlılarının dahî, inkâr edemeyeceği bir biçimde, ayan beyan artık ortadadır. Ve de tüm nitelik ve nicelikleri ile bu pazılın vüsati, şimdi artık açıkça bellidir. Bu vahim manzarayı, halâ ve kasten, anlamak ve algılamak istemeyenler de, bu hadiseleri ters yöne ısrarla kanırtmak isteyenler de, tutuklananlara yardakçılık edenler de, zanlılara avukat kesilenler de, maalesef aramızdadır. Buna rağmen, yapılması gerekenler de, açık seçik ortada durmaktaysa, bu yapılması gerekenler, hemen yapıldığı taktirde, herkes rahat bir nefes alacak, insanımız ziyadesi ile mutlu olacaktır. Ve fakat sürekli belden aşağı darbe alan bir hükümetle de, bu işleri süratle çözümlemenin mümkün olamayacağı gerçeği de, teslim olunmalıdır. Kaldı ki, devlet hayatı insan hayatı gibi olmadığından; dünden yarına her şeyin değişeceğini de beklemek abes ile iştigâldir. Bu ve benzeri sebeplerle yıllardır, Cumhuriyet tarihinin tümünde, halâ hukuk devleti olamamak ve de demokrasiyi henüz yaşayamamış bulunmak, bu milletin fertleri olan bizler için, gerçekten inanılmaz bir rezalettir! Bu kara bahtı, bu gürültüde ve bu kerre yenmek adına, biz millet fertlerine düşen, çok büyük vazifeler olduğuna kaniim. O vazifeler de, bir avuç maceraperestin dışında kalan, bizler gibi nüfusun çoğunluğunu teşkil eden, normâl insanların, birbirlerine karşı taraf olmaları değil; bîtaraf olmaları, bîtaraf davranmaları, millî birlik beraberlik gereğine ve şartına, artık inanmış olmaları gereği ile gerçeğidir. Bu gün gereken: Tüm millet fertlerinin, bu gerek ve gerçekten yola çıkarak, demokrasi açılımının tüm vecibelerinin yanında bulunmaları ve sonuna kadar, orada dimdik direnerek durmalarıdır. Şayet hep birlikte bunu yaparsak, müşterek kazancımız, üniter, lâik, demokratik, bir hukuk devleti için, muazzam ve muhteşem olacak, sonrasında da Türk milletini kimse tutamayacaktır. Biz, millet fertleri artık bırakalım askeri, hakimi, devleti, siyaseti, basını. Belli oldu ki; o dişliler birbirlerini kısa bir zaman içinde beklenmedik bir şekilde yer. Ve de geriye kalan, dişi temizler yüzümüze güler. Bu sebeple, bizler için zaman, öteki olma ya da öteki yaratma zamanı hiç değildir. Her fert, hangi parti, hangi sivil toplum örgütünden, hangi ırk hangi dinden olursa olsun; yeni bir Anayasanın yapılması fikrinin yanında inatla durmalı, bu fikre katkıda bulunmalı, tabii bu Anayasanın günah ve sevabını, yanlış ile doğrusunu önceden tartışmalı ve bu kendi basiretine ve müstakbel hürriyetine ait yeni ve sivil Anayasa kendisine sunulduğunda da, bu sivil Anayasayı onaylamalıdır. Şu kesin gerçek hepimizce iyi bilinmelidir ki; her kim ki bu Anayasanın gerçekleşmesine yardımcı olursa, bu kişiler bu millet tarihine, “Bu millet ve bekası adına yaptıklarıyla, ” isimli ya da isimsiz, demokrasi kahramanları olarak geçecek, evlâtları için kendilerinin dahî hayâl edemeyecekleri bir Türkiye geleceğine de, çok kısa bir sürede şahit olacaklardır... Şayet bu toz duman ortamda, bu tren de kaçacak olursa; meselenin karşı ihtimâli, Üçüncü Dünya ülkeleri arasında, bir yere itilmek olacaktır. Zîra ne kader, ne şans, ne de Dünya, dangalaklara kırk kerre şans tanımaz... Haydar Volkan
Çiftehavızlar: 30.Ocak.2010